KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Şubat 29, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:53 pm

“Kuaybe, hatırlar mısın, hani geçen haftalarda bir kere hastalanmıştı Yusufcuk.. Sonra hastaneye gitmiştiniz.. İdrar tahlili istemişti doktor.. Ve sonra öğlene kadar zorlu bir bekleme süreci başlamıştı.. Yusufcuk direnmişti saatlerce, yapmamıştı çişini.. Ve sen beklemekten, daha doğrusu oradan oraya koşan Yusufcuğu zaptetmekten, yere düşüp sonra da yerleri sıvazladığı ellerini ağzına sokmasın diye çırpınmaktan yorulmuştun.. Söylenmiştin de söylenmiştin..

Sen misin söylenen?

Al bakalım sana daha da beteri.. Yusufcuğun gaita ( yani bizim anladığımız dilde kaka 😛 ) tahlili için bekle bakalım şimdi… Bu çiş gibi de değil üstelik.. Belli periyotlarla birikmiyor.. Günde bir kere ancak.. Hadi ikincisi şans olsun.. Hani ishaldi senin oğlun? Hani sabah iki kere doldurmuştu bezini? Vaz mı geçti yoksa ishal olmaktan hastaneye gelince? “

Yukarıdaki kısımlar, bugün hastanede kimliğini tespit edemediğim bir iç ses tarafından kulağıma fısıldananlar.. Sizinle paylaşmak zorunda kaldığım için üzgünüm 😛 Mideniz bulandıysa daha da üzgünüm ama annelik işte.. Bazen bez değiştirmekten daha da ötesi gerekebiliyor.. Ama yine de şükrettim çünkü o gaitaların ( küçük şeffaf kavanozlara doldurulmuş çeşit çeşit örnekler! ) mikroskobik incelemesini yapmak zorunda olan ben olabilirdim.. Benim payıma sadece beklemek düştü bugün..

Sabah, daha doğrusu öğlen babamız hastaneye bıraktı bizi Yusufcukla.. Çünkü iki gündür gaitamız ( böyle yazınca daha masum oluyor sanki 😛 ) bir acaipti ve enfeksiyon şüphesi vardı. Doktorumuz test istedi.. Ayrıca kırmızı beneklerimize de bakacaktı.. – Ki baktı, kızamıkcığa benziyor, dedi!-

Gitmeden önce iyice karnını doyurdum Yusufcuğun.. Biri yolda biri de hastaneye gider gitmez olmak üzere iki kere emzirdim ama maalesef hiç de beklediğim gibi olmadı gelişmeler.. İki gündür ishal olan çocuk saatlerce bekletti bizi! İçimden “Kesin yapmayacak..” diyorum ama bırakıp gitmeye de vicdanım el vermiyor.. Neyse saat dörde -yani doktorun mesaisi bitene kadar- bekledim ama tahmin ettiğim gibi “gaita” örneği veremedik..

Bu sırada öğlen uykusu uyumayan Yusufcuk iyice huysuzlanmaya ve uykusu başına vurmaya başladı.. Emzirme odasına gidip ters bağladığım bezi çıkarttım – gaita testi için bezi ters bağlattılar bize, emici tarafı dışa gelsin, naylon kısmı içte kalsın ve örnek kolay alınsın diye.. Evden numune götürecek olanlara faydalı olur belki bu bilgi, biz pazartesi günü öyle yapacağız da :)) – yeni bez bağlayıp uyuttum Yusufcuğu.. Bir yandan da eve nasıl gideceğimi düşünüyorum.. Çünkü babamız bizi almaya gelecek durumda değildi ve iki minibüse binmem lazımdı eve gitmek için.. Yusufcuğu oradaki yatağa yatırıp montumu giydim, çantayı kapattım derken ağlmaya başladı.. Tekrar emzirdim.. Uyuyunca ayağa kalktım, tekrar ağladı.. Kucağımda salladım, salladım, salladım.. Baktım uyumuyor, bebiyi kucakladığım gibi dışarı attım kendimi.. O odada biraz daha kalsaydım hiç iyi şeyler olmayacaktı 😛

Elhamdülillah her iki minibüsü de hiç beklemedik, hemen geldik bizim sokağın başına.. Bu arada Yusufcuk önünden geçtiğimiz büfede satılan simitleri gösterip “mammaa” deyince simit aldım oğluşuma.. Tatlı tatlı yemeye başladı ve anlam veremediğim bir sakinlik çöktü üstüne :)) Herhalde sabah bizimle kalkıp bir daha uyuyamamasından olacak.. Ben de baktım ki Yusufcuk çok sakin, karşıdaki bayan kuaföre daldım hemen.. “……. Kesim-Saç Tasarım-İmaj” yazılı tabela cezbetti beni sanırım 😛 Hani dedim, şöyle yeni bir imaj yaptırayım kendime.. Mesela “selocan”ların şapkası gibi bir model.. Ama o uzantıların ucunda pembe çiçekler olacak 😛 İkisini kurdelayla birbirine bağlayacağım ve ortaya da bir kelebek tutturacağım, hani şu ördüklerimden.. ( Tamam Kuaybe tamam.. Herkes birkaç gündür uykusuz olduğunu, beyninin birkısmının sıvı kıvama geldiğini biliyor zaten.. Belirtiler sana kalsın.. )

Neyse, Yusufcuğun saçlarını kesip kesemeyeceklerini sordum, “Tabii ki keseriz..” dediler.. Kucakladım oğluşumu, eline de yeni bir simit parçası verdim ve sonra çok keyifli anlar yaşadık.. İlk traşımız – daha doğrusu ilk profesyonel traşımız, benim mantar modelleri saymıyorum- çok sakin ve güzel geçti şükürler olsun.. Saçları kesildikçe gözümde daha bir büyüdü, daha bir çocuk oldu benim oğlum.. Siz bakmayın benim ona bebi dediğime :))

…………………..

Bu arada, şu saat oldu, Yusufta hala bir gaita örneği yok 😛

İyi ki “Yapana kadar bekleyeceğim hastanede..” diye azmetmemişim.. Uyudu kerata.. Sabah uyanınca yapsın, bakalım ben değiştiriyor muyum o bezi..

Öyle gezecek bütün gün, ceza 😛

 

Şubat 28, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 4:30 pm

Yusufcuğumun ateşi düştü çok şükür..
Ama artık biraz süslü bir bebeğiz 😛

Vücudunda küçük kırmızı kırmızı pütürler çıkmaya başladı.. Doktorumuz imdada yetişti hemen.. Sanırım sebebi altıncı hastalıkmış.. İki gün daha bekleyip tekrar doktora gideceğiz.. Merak etmenizi istemedim, edenlere de teşekkür ederim :))

 

Şubat 27, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 7:15 pm

Üzgünüm günlük ama Yusufcuk çok hasta yine..

Dün tam bir macera-kabus karışımı yaşadım.. Aslında iki gündür ateşliydi küçücüğüm ama ateşi çok yüksek olmadığı ve diştendir diye düşündüğüm için – malum azılar geliyor – üstüne düşmedim.. Başka hiçbir belirti yoktu çünkü.. Ama dün öğlen babamız misafiriyle birlikte birşeyler yemeye gelip gittikten sonra Yusufcuk acaipleşmeye başladı.. Halsiz halsiz kendini oradan oraya atmaya başladı. Uykusu geldi diye emzirdim, ateş düşürücü verip uyuttum. 37 civarındaydı ateşi.. Bir saate kalmadan uyandı .. Kucağıma bir aldım ki cayır cayır yanıyor.. Ateş 39’a yükselmiş.. Hemen soydum, soğuk kompres yapmaya başladım.. İki kere ard arda kendinden geçer gibi oldu miniğim.. İşte o an ömrümden ömür gitti sanki.. Havale geçirecek diye mahvoldum korkudan..

Bir yandan onu ayık tutmaya ve soğutmaya çalışıyorum, diğer yandan da doktorla konuşuyorum, Ozan’a ulaşmaya çalışıyorum.. Derse girerken kapatmış telefonunu.. O panikle birkaç kişyi daha aradım ama kiminde araba yoktu, kiminin misafiri vardı.. Yusufcuk ağlıyor, ben soğuk havlularla onu siliyorum.. Dereceyi sabit tutabildiğim sürelerde ateşini ölçmeye devam ediyorum.. Neyse.. Ozan’a hala ulaşamayınca aklıma bir anda İrem geldi.. Hemen aradım ve canım arkadaşım sağolsun Hızır gibi yetişti.. Hemen Kızılay’a, doktorumuza götürdük miniğimizi.. Evden çıkmadan 37.5’a düşmüştü neyse ki ateşi ama çok durgun ve keyifsizdi arabada bile.. Arada İrem teyzesinin hatrı için oynar gibi yaptı çalan müziğe ama göğsüme yaslanıp halsiz halsiz yatışını hiç unutamam sanırım..

Zorlu bir muayenin ardından suçlu ortaya çıktı.. Viral bir boğaz enfeksiyonu.. “Boğazı şiş ve ödemli..” dedi Neşe hanım.. Kendinden geçişini falan anlattım, “Bu kadar yaklaştıysa her an havale geçirebilir, ateşini mutlaka kontrol altında tutmaya çalışmalısınız..” dedi. Solunumu henüz hırıltılı olmadığı yani enfeksiyon alt solunum yollarına inmediği için antibiyotik vermedi ama onu da sık sık kontrol etmemi istedi.. Hırıltı, sık nefes alıp verme ve solunum güçlüğü olursa hemen götüreceğiz yine.. Şimdilik sadece Peditus ve Calpol-İbufen ikilisiyle idare ediyoruz..

En kötüsü de Yusufcuğun kilo vermiş olması tabii.. Geçen ayki tartısından bile 300 gram eksik! Ateş günde yarım kilo kaybına bile neden olabiliyormuş.. Neşe hanım üzülmeyin dese de ben çok üzüldüm 😦

Tam iş çıkış saati gittiğimiz için Kızılay çok kalabalıktı ve İrem arabayı parkedecek biryer bulana kadar çok uğraşmış.. Bizi doktorun kapısında indirip devam etmişti o.. Mecbur kaldığı için de çok ters biryere parketmiş.. Muayene sırasında gelip bir de bunu söyleyince benim kaygım ikiye katlandı tabii.. “Ya arabayı çekerlerse, ne yaparız..” diye.. Bu arada hala Ozan’a ulaşmaya çalışıyorum ama gıcık bir ses telesekrete not bırakmamı söylüyor bana.. Doktorun yanından çıkıp da arabaya binene kadar gitmedi içimin sıkıntısı.. Neyse ki arabayı çekmemişler.. İremcim eve kadar bıraktı bizi.. Canım, bir de buradan teşekkür edeyim.. Allah bin kere razı olsun.. Sen olmasaydın tek başıma ve Yusufcuğun o haliyle ne yapardım akşam vakti hayal bile edemiyorum.. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum.. Çok teşekkürler..

Dün gece, kankam dijital ateş ölçer, şuruplarımız ve ben iyi iş çıkardık :)) Sabaha doğru Yusufcuğun ateşi tamamen düştü ve derin bir uykuya daldı.. Hatta bir ara üstünü bile örttüm üşümesin diye ama sabah yine 38.5’la karşılaşınca soğuk bir duş aldı Yusufcuk.. Yukarıdaki fotoğraf bu duş sonrası işte.. Bu arada, doktorun tavsiyesini de yazayım buraya, ihtiyacı olanlar kullansın bu bilgiyi.. Neşe hanım bana ateş 38’i geçtiğinde bebeği soğuk suyun altına tutup çıkarmamız gerektiğini – uzun süre değil, saçları ve vücudu ıslanacak kadar- ve sonra kurulamamamızı tavsiye etti. Kurulayınca etkisi olmuyormuş ama kurulamaszak, su buharlaşırken hızla ateşi düşürüyormuş.. “Biz böyle yaparız ateşli bebeklere..” dedi..

Her üç saatte bir verdiğim ateş düşürücü işe yaradı maşallah.. Bugünü daha rahat geçirdik.. Şimdi annesinin örüp bir kavanoza doldurduğu “dideh” lerle oynuyor Yusufcuk :)) Emek emek ördüğüm o çiçekler mahvoldu ama iyi oyaladı miniğimi.. Salonda heryer çiçek, bahar geldi sanki 😛 Şimdi arkamda, kesme tahtasına koyduğu mavi bir çiçeği plastik bıçağıyla kesmeye çalışıyor :))

……………………..

Bu arada, dün Yusufcuk ateşlenmeye başlayınca onu soyup bıraktım oynasın diye..
Ateşi yükselmeye başladıkça pencerenin önünde kendi kendine söylenmeye ve sonra da birilerini azarlamaya başladı!!

Dedim herhalde bu da Karakuzu gibi birilerini görüyor ateşten..
Ama Gaffur olmadığı kesin, o olsa gülerdi 😛

İkindide başlayan ishal olmasa “Yarına iyi olur..” diyordum ama Allah kerim..

İnşaallah göğsüne inmeden atlatırız..

Bize dua edersiniz di mi?

 

Şubat 25, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,sobeeee,Yusufcuk — Kuaybe @ 1:54 pm

Canım Özlemcim, gecikme için özür dileyerek hemen yazmaya başlıyorum sobeyi..

Nefesimi kesecek anlar..

– Ben de tüm anneler gibi, meleğimle ilgili olayları sıralayacağım sanırım ilk olarak..

Daha birkaç ay öncesine kadar “anne” dediğini duyduğum an nefesim kesilir diyordum.. Gerçekten de öyle.. Şimdi Yusufcuk her “Anniğğ” deyişinde içimde küçük kelebekler kanat çırpıyor sanki .. Onun “anni”si olduğum için defalarca şükrediyorum..

Ve eminim bebeğimin okula gittiği ilk gün, her bir kademede onu mezun olurken gördüğümde, “Artık istediğim gibi bir işim var..” dediğinde, “Biliyor musun anne, sanırım ben de gönlümü bir güzele kaptırdım..” dediğinde.. O “Evet” derken hayatını paylaşacağı kadına ve sonra yavrusunu ilk aldığında kucağına.. Ve ömrüm olursa eğer, ben de görebilirsem meleğimin meleğini.. İşte o anlarda eminim oğlum gibi benim de nefesim kesilecek ve alnımı secdeden kaldırmadan şükretmek isteyeceğim Rabbime..

– Tüm haccedenler gibi, eğer nasip olursa ve uzaktan bile olsa tüm heybetiyle görebilirsem Kabe-yi Muazzama’yı nefesim kesilir eminim.. Ve hatta tüm nefeslerim orada tükensin isterim..

– Ve eğer birgün.. Hep hayalini kurduğum yerde olursam.. Bir üniversite kürsüsünde.. Ve “Çocuk Edebiyatı” olursa vereceğim ders.. Yine nefesim kesilir ilk cümlemden önce, eminim..

– Ve yine eğer birgün.. Bir yayınevi Yusufcuğa hamileyken tuttuğum günlüğü basmak istese.. Ve hayal ettiğim gibi “Meleğimi Beklerken” ya da “Meleğimin Güncesi” koysam adını.. Oğluma ithaf etsem o kitabı daha ilk sayfada.. Yine nefesim kesilirdi..

– Ve son olarak.. Saçları ağarmış pamuk bir nine olduğumda ( hani çok şirinim ya 😛 ) sessiz sakin evimizde en az benim kadar ağarmış ve kırışmış kocacığımla otururken bana “İyi ki..” dese, “İyi ki evlenmişiz.. Seninle paylaşmışım bu hayatı.. Nefesim yine kesilir ve yaşıma başıma bakmaz çocuklar gibi sevinir, öperdim onu..

Aslında yapabileceğim halde şimdiye kadar ertelediğim şeyler..

O kadar çok ki..

– Acilen ama acilen İngilizce kitap okumaya ve tekrar İngilizce yayınlar seyretmeye başlamam lazım.. Yoksa nankör yabancı dilim beni tamamen yüzüstü bırakabilir.. Zaten konuşamıyorum – neden bilmiyorum, üniversitede bile sırf konuşmamak için sunum ödevlerini iptal eder başka şey seçerdim- bari okuma-yazma kısmı iyi derecede kalsın..

– Saçlarıma bakım yapmam lazım.. Dökülme azalsa da hala eskisi gibi sağlıklı değiller sanırım.. Acaba emzirme bitene kadar bu böyle mi devam edecek ?

– Karmakarışık hale gelen büfemin içini düzenlemem lazım.. Sonra yaparım mantığıyla içine tıktığım şeyler birbirini taşıyamaz oldu :))

– Bilgisayardaki tüm fotoğraflar ve videolar da CD’ye kaydedilecek bu arada.. Yusufcuğun silinen doom günü görüntüleri ders olmamış bana anlaşılan.. Çok ayıp kendime 😛

– Zihnimde tamamladığım küçük bir hikaye var ama yazıya geçirmedim henüz.. Adı “Zıp Zıp Elma”.. Unutmadan yazsam iyi olacak.. Tabii hamileyken başladığım, okul öncesiyle ilgili etkinlik kitabım da yarım kalmış vaziyette beni bekliyor.. Bir ara da onunla ilgilenmem lazım..

– Eve yığdığım onca yünle aklıma gelen tüm fükürleri uygulamak.. Bahar dalım, çiçekli kolyem, kırmızı kemer, kapı süsü, bir çanta ve uzun bir tunik.. Beni bekliyorlar sabırla yapılmak için.. Bunları da unutmamak için yazdım, bana belli olmaz unuturum da bu gidişle :((

– Yusufcuğun saçlarını kesmesi için iyi ve sabırlı bir kuaför bulmam lazım.. Planım onu kucağımda tutup sakinleştirerek iş kolaylaştırmak ama hala yeterince büyüyüp büyümediğinden emin değilim.. Artık benim kesimlerim çok şekilsiz durmaya başladı.. Meşe palamudu gibi görünüyor yavrum 😛

Şimdi düşündüm de ben bunları yapmak için ne bekliyorum?

Bir daha dünyaya gelseydim..

Kendimi uzun süredir böyle düşünmekten men ediyorum ben.. Çünkü bence “keşke..” demekten farkı yok.. Bir daha doğsam ne yapardım diye düşünmek yerine içinde olduğum şartlara rağmen neleri değiştirebileceğimi, neleri “düzeltebileceğimi” ve hangi imkanları kaçırmadan değerlendirebileceğimi düşünmek istiyorum.. Artık eskisi gibi değilim, çok garip.. Büyüyor muyum ne?

Hımm, acaba Minik Talha’nın annesi, Pastacı Rapunsel ve Sümüklü teyzemiz de katılmak isterler mi bu oyuna?

…………………….

Yusufcuk son hız diş çıkarma çalışmalarına devam ediyor :))
İki gece önce tahmin ettiğim gibi alttaki ilk azımız da patladı.. Yatılı misafirmiz de vardı ama Allahtan onların yattığı oda evin en ucundaki oda ve ses gitmemiştir diye tahmin ediyorum.. Çok ağladı çünkü Yusufcuk.. ( Ben de öyle yazmışım ki evin bir ucundan bir ucu elli metre sanki 😛 ) Ertesi sabah da sürdü huysuzluğu.. Ben ikindide gelecek misafirlerim için hazırlık yapmaya çalşırken o da bacaklarıma yapışmış mızmızlanıyordu.. O ikramlarda ne emek ne gözyaşı var bilseniz 😛

Zaten o gün beni sabote eden sadece Yusufcuk değildi.. Sabahtan öğlene kadar dört kere elektrik kesildi.. ( Hatırlatırım başkentte yaşıyoruz! ) İlk arada keki pişirdim, ikinci arada da evi süpürdüm.. Ben böreği pişirdikten sonra tekrar kesildi.. Bu arada Yusufcuk da eline verdiğim yeni pişmiş kekin bir kısmını yemiş, diğerini elleriyle bir güzel mutfak halısına yedirmiş.. Arkamı bir döndüm, küçücük kakaolu kek kırıntılarını daha da dibe insin diye vargücüyle bastırıyor!! Elektiriğin tekrar gelmesi için Allah’a nasıl yalvardım anlatamam.. Gelmeseydi mutfağın kapısını kilitli tutacak, içeri kimseyi almayacaktım 😛

Neyse ki elektrik tekrar geldi ve son hız mutfağı tekrar süpürdüm, bazı yerleri de sildim.. Kek çok yumuşaktı çünkü, yapışmış! Mantar dolmasını haırlayıp kısırı da yaptıktan sonra Yusufcuk nihayet uyumaya karar verdi ve o uyuyunca ben de sızmışım. Arkadaşların telefonuna uyandım.. Bir baktım ev buz gibi.. Elektrik yine yok ve kombi çalışmadığı için ev soğumuş.. O gün ikindiye kadar da elektriksiz oturduk maalesef.. Ama yine de şükrediyorum, an azından fırında pişirmem gerekenleri hallettim sabahtan..

Gelenler liseden arkadaşlarımdı, daha doğrusu kardeşlerimdi.. Ben lisedeyken onlar ortaokul dönemindeydi ama çok güzel bir ortam vardı bizim okulda.. Hepimiz arkadaş gibiydik, çok severdik birbirimizi.. Herkes için geçerli olmasa da yaş farkı gözetmeyen güzel dostluklarla mezun olduk.. Ve aradan sekiz sene geçmesine rağmen, arada hiç görüşmememize rağmen, o zamanki çıtır afacanlar şimdi büyümüş, üniversiteyi bitirmek üzere olan zarif hanımlara dönüşmüş olmasına rağmen o sıcaklığın hiç kaybolmadığını farkettim.. Sevindim..

Bu arada.. Onlarla buluşmamızı, seneler sonra birbirimizden haberdar olmamızı sağlayan Facebook’a teşekkürü borç bilirim :))

Tabii bana, “Zerre kadar değişmemişsin Kuaybe abla, hala aynısın..” diyen üç güzel misafirime de.. Hadi inandım, yeter ki gönlünüz olsun :))

Yusufcuk ablalarına onlar da Yusufcuğuma bayıldılar tabii.. Yine tüm şirinliklerini sergiledi misafirlerimize.. Ve onları uğurlarken “Öpücük at ablalara..” dediğimde sadece onunla en çok oynayan ve onu en çok güldürene öpücük atarak beni bir kez daha şaşırttı afacanım.. Seçmeyi de bilirmiş :))

…………………….

Yusufcuktan kısa kısa..

Bu aralar ilgi çekme olayına takmış durumda Yusufcuk.. Geçen gün süpürgenin kapağını açmaca-kapatmaca oynarken elini sıkıştırdı arada.. Gidip öptüm, çıkarttım hemen.. Az sonra baktım yine ağlıyor, yine aynı manzara.. Yine öptüm.. Ben odadan çıkmadan hemen kapağı açıp elini yine içine soktu.. O zaman anladım ki ilki hariç diğerleri numara.. Eli sıkışınca yanına gittiğimi farkettiği için onu kullanıyor..

Bir de saçlarını yolma huyu çıktı ortaya.. Kestirmek istememin bir sebebi de bu aslında.. Bazen sallayıp oynuyor saçlarıyla bazen de vargücüyle çekiştiriyor.. Canı acımıyor mu çok merak ediyorum..

Seslere çok duyarlı hale geldi Yusufcuk.. Dışarıdan araba sesi gelse hemen pencereyi gösteriyor, telefon çaldığında gelip bana haber veriyor eliyle göstere göstere.. Ufak tıkırtılara kulak kabartıyor, birisi merdivenden çıkarken konuşsa onu bile farkediyor.. Özellikle uykuya dalma aşamasında bu çok çekilmez oluyor.. Dün gece ben onu uyutmaya çalışıyorum, babası diğer odanın kapısını açtı diye kalkıp onu anlatıyor bana..

Ve.. En tehlikeli gelişme de yeni keşfi sanırım.. Yusufcuk kalorifer peteğine tırmanmayı öğrendi! Diğer odalardakine henüz çıkamaz ama salondaki petek pencerenin altında duvar boyunca uzandığından çok alçak, 60-70 cm kadardır herhalde yüksekliği.. Önceden kaydığı için çıkamıyordu ama misafirimizin geleceği akşam Yusufcuğu salonda arayıp da bulamayınca ve o sırada perde de hafif hafif kıpırdayınca farkettim ki orada.. Korkarsa panikleyip düşebilir diye sessizce yaklaşıp kucakladım ama çok korktum.. Minicik ayaklarıyla kalorifere basmış dışarıyı syrediyor.. Pencerelerin açma kolları yukarıda ama ne olur ne olmaz.. Oraya da acil bir çözüm şart.. Babasına da anlattım, gözümüzün önünden ayırmıyoruz artık Yusufcuğu..

……………………

Kızlar geldiği gün eskileri yadetmek için fotoğraflarımı çıkardım karmakarışık başka bir dolabımdan 😛 Uzun süredir bakmamıştım lise fotoğraflarıma, iyi oldu.. Onlar gidince de kaldırmadım hatta.. Şimdiye kadar biriktirdiğim diğer fotoğrafları da serdim masanın üstüne, tek tek baktım hepsine.. Sonra biryerlere birşeyler not alırken buldum kendimi.. Üzgünüm ama bir de “fotoğraflardan süzülenler” yazısı okumak zorunda kalacaksınız sanırım önümüzdeki günlerde..

 

Şubat 22, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,Yusufcuk — Kuaybe @ 6:12 pm

Anket sonuçlarına göre C ve D şıkkı başa baş gidiyor..

Bu tahmin ettiğim birşeydi ama “Bomba ihbarı yaptı” şıkkını seçen üç kişiden kimliklerini açıklamalarını talep ediyorum 😛

…………………

Babaannemiz ve amcamız evlerine döndüler.. Üç gündür yanlızlığa alışmaya çalışıyoruz Yusufcukla.. Kayınvalideme çok yalvardım “Yusufcuğun tüm dişleri çıkana kadar kal..” diye ama kabul etmedi 😛

Diş demişken.. Alttaki ilk azımız da patlamak üzere.. Uca kadar gelip kabardı minik yaramaz.. Bu gece de ona harcarız herhalde mesaiyi!! Yani durdu durdu, bir aya neredeyse beş diş sığdırdı minik afacan.. İşin kötüsü bu akşam iki yatılı misafirim var, yarın öğlen de liseden arkadaşlarım gelecek Yusufcuğu görmeye.. Neyse iyi olur belki de, dikkati dağılan Yusufcuk acısını unutur biraz.. İkram işini de hazırlardan hallederiz artık 😛

………………..

Yanlız geçirdiğimiz iki gün boyunca yaramazlık yaptıkça Yusufcuğu tekrar azarlamaya başladığımı, hızına yine yetişemediğimi farkettim.. Demek ki bebek büyütürken yardım almak, zannettiğimden çok çok daha önemli.. İnsan yükünü paylaşınca tahammül seviyesi de artıyor.. En uca gelmiyor sabır göstergeleri.. Biraz durup bir istanbul kaçamağı mı yapsak ne?

………………..

Yusufcuk “hayret etmeyi” öğrendi çok tatlı bir şekilde.. Şaşırdığı birşey olunca elini aynen benim gibi ağzına kapatıp “Hiğğğ” diyor :)) Bu hareketi bazen yaramazlıklarından sonra da yapıyor tabii.. Bugün ben birşeyle uğraşırken, yazdığım testleri ve kaynak kitaplarımı indirmiş kütüphaneden, darmadağan etmiş.. İçeri girdiğimde bana fırsat bırakmadan o verdi şaşırma efektimizi, “hiiiğğğğ” diye :))

…………………

“Vütti”miz “uti” oldu artık.. Babasının elini çeke çeke ütünün durduğu dolabın önüne götürüyor ve “uti” diye bağırıyor küçük efendi. Sonra da türlü şirinliklerle elde ettiği ütüyü salona getirip önce fişe takıyor -bizim gözetimimizde, zaten sadece fişe takmak yetmiyor ütünün çalışması için, düğmeyi çevirmek gerekiyor- sonra da itinayla halılarımızı ütülüyor.. Neden seviyor ütüyü bu kadar, gerçekten bilmiyorum..

Son hızla etrafı temizlemeye de devam ediyor bu arada.. Kire hiç tahammülü yok -kendi meydana getirdikleri hariç tabii :P- Ben ona yemek yedirirken yere birşey düşse -ekmek veya bir küçük makarna mesela- hemen onu işaret ediyor al diyerek ve ben onu almadan ağzına lokma koymuyor.. Eline birşey dökülürse sildiriyor, yerde birşey bulduğunda bana getirip gösteriyor hemen.. Topan topan kağıt havlu tüketiyoruz bugünlerde.. Koparıp koparıp orayı burayı siliyor :)) Acaba diyorum, herşeyi silen Maka Paka’dan mı öğrendi bunu, oraya buraya sürdüklerini silmeye çalışan ve sürekli o halde gezen benden mi?

………………….

Babaanesi buradayken çarşafla sallanarak uyumaya çok alışmıştı Yusufcuk.. Uykusu geldiğinde hangi odada olursa olsun onu salladığımız çarşafı bulup getiriyor ve bir elini havada sallayarak “Nenniiğğğ” diyordu :)) Sallayacakmışız yani paşayı.. En korktuğum şeylerden birisi, babaannesi gidince de sallanmak istemesi ve gündüz uykularını benim için bir kabusa çevirmesiydi.. Ama iki gündür durum iyi maşaallah.. Uykusu gelince beni elimden tutup yatakodamıza götürüyor ve yanıma yatıp emmek istiyor.. Emerek de uyuyor çok şükür.. Sanırım evde yanlız olduğumun ve yanlız başıma onu sallayamayacağımın farkında meleğim.. Umarım böyle devam eder..

……………………..

Özlemcim, misafirlerim gelmek üzere..
Sobe bir sonraki yazıda inşaallah tamam mı?

 

Şubat 19, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:25 pm

PollPub.com VoteSizce Yusufcuk henüz düşmenin acısı geçmeden aynı gün içinde iki diş daha patlatınca – evet yanlış okumadınız, biri azı olmak üzere iki diş- annesi ne yaptı?Bomba ihbarı yaptı 😛
Bir anne kanguruya yakışacak biçimde davrandı ve bebesini kucağından hiç indirmedi..
Tel lel li terelelli tel lel liiii tereleeeeellll..
Hepsi 🙂

View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls

 

Şubat 16, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:39 pm

Hazır Yusuf uyumuşken,
bugünün de kaydını tutalım sevgili günlük..

Dün gece Yusufcuğun düşmesinden sonra başlayan el titremesi hala tam olarak geçmedi aslında ama biraz sakinleştim galiba.. Olayı uzun uzun anlatmayayım şimdi sana.. Sadece Yusufcuğun bizim yatakta zıplarken geri geri düştüğünü, önce ağzını bazanın kenarına çarptığını ve o hızla tekrar geriye sekerek kalorifere çarpışını geçelim kayda.. Sonra benim çığlıklarımı.. Ne olduğunu anlayabilmek için lavaboda yüzünü yıkarken akan ağız dolusu kanları.. Tir tir titrememi.. Asla ağzını açmayan Yusufcuğun sakinleşmemesini.. Sabaha kadar ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlıkla bekleyişimi.. Gündüz de her bakmaya çalıştığımızda ağzını sıkı sıkı kapatışını.. Vee az önce yaptığım hasar tespit çalışmasının ardından gördüklerimi.. Sadece bunları geçelim kayda.. Alt dişlerden biri üstte çıkmayan dişin olduğu yere vurmuş, ezmiş ve kan oturmuş oraya.. Diğer alt dişin ucu kırık.. Birazcık ama, çok değil.. Dilinin altı kesilmiş ve çenesinin altı da kan oturmuş vaziyette.. Yani anlayacağın, hasta Yusufcuk bir de kazazede oldu dün :((

Bu aralar sadaka vermeyi biraz ihmal ettiğimin farkına vardım..

Hastalığı da hala geçmiş değil.. Sadece emerek yaşamaya, tıkalı burnunu ve boğazını sinir ola ola açmaya ve bu sabahtan beri koca dedeler gibi öksürmeye devam ediyor.. Göğsüne iniyor galiba.. Pazartesi doktoruna götüreceğim bir değişiklik olmazsa.. Ihlamur kaynattım demin, içmeden uyudu küçük inatçı.. Ben içtim sütümden geçsin diye 😛

………………………

Aaa, günlük ben dün amcamızın askerden geldiğini yazmayı unutmuşum sana.. Cık cık, ne ayıp..

Yusufcuk çok mutlu.. Elinden çeke çeke götürüp istediği şeyleri buyurabileceği, kendisini kucağa aldırıp aynaya bakabileceği, şımardığı zaman poposunu arkaya ittirip eğilerek başını iki yana sallayıp şirinlik yapabileceği birisi daha var artık evde.. Gerçi “Bir haftaya kalmadan gideriz..” diyor babaannemiz ama ben rahata çok alıştım galiba.. Bırakmam 😛

Amcası kendi havacı şapkasını hediye etti beybişe..
Küçük asker oldu benim oğlum..

……………..

Yusufcuk akşam babası gelince olan biteni “biiir bir” anlatmayı biliyor artık elini bir aşağı bir yukarı sallaya sallaya :))

Bu aralar da Pınar Beyaz’ın “beyn”li reklamına takmış durumda.. Okan Bayülgen “Ben buldum, ben buldumm” diye bağırdıkça Yusuf coşuyor :))

Bu akşam gittiğimiz arkadaş toplantısında evsahibinin kendisinden yaklaşık bir yaş büyük oğlunu sürekli sıkıştırdı Yusufcuk.. Bir bağırış geliyor, Yusuf balonu almış vermiyor, bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun bisikletine binmiş inmiyor.. Bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun yüzünü çizmiş! Babaannesi haklı galiba, “bitirim” oldu bizim bacaksız.. Şimdiden racon kesiyor 😛 Boyuna posuna bakan, görmeden inanmaz yaptıklarına..

Şimdilik bu kadar sevgili günlük..
Kusura bakma, çok uykum geldi gerçekten..
Bilirsin, sana yazmayı severim yoksa 😛