KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 18, 2008

Bombiş gibiyim sevgili günlük, bombişşşş :))

Bu kadar güzel bir haftasonundan sonra ancak böyle hissedebilirdim zaten kendimi.. Elhamdülillah..

Cumartesi günü, bazı cin hafiye arkadaşların da hemen tahmin ettiği gibi Özlemlerdeydik.. Aslında İrem ve karakuzusu da gelecekti ama ektiler bizi 😛 Ah İrem ah, neler kaçırdın neler!! Çok eğlendik biz..

Tek kişi olmama rağmen sevgili Özlem öyle şeyler hazırlamış ki, çok mahcup oldum görünce.. Ellerine sağlık canım ama çok zahmet etmişsin gerçekten.. ( Artık nasıl bir imaj oluşturduysam kızcağızın gözünde, donatmış sofrayı.. Korktum kendimden.. Çok mu oburum 😛 )

Uzuuuuun bir sofra başı muhabbeti yaptık Özlemle.. Başlarda akıllı bıdık Bera ve beni hanımefendiliğiyle bir kez daha kendine hayran bırakan Sena da bize eşlik etti tabi.. Maşaallah gerçekten o kadar terbiyeli ve tatlı çocuklar ki, Allah herkese evlatlarını aynen Özlem gibi güzel ahlaklı, edebli ve seviyeli yetiştirebilmeyi nasip etsin..

Uzun sohbetimize Bera’nın oyuncaklarını salona yığmakla oluşturduğumuz “oyun alanı”nın çok katkısı oldu tabii :))

Bera abisi Yusufcukla saatlerce sıkılmadan oynadı.. Maç yaptılar (!), saklanbaç oynadılar, “cee” oynadılar, araba oynadılar… Oynadılar da oynadılar.. Gerçi bir araba Yusufcuk Bera abisinin özel bir oyuncağını zorla elinden aldı ve onu çok üzdü ama abisi onu affetti sağolsun..

Küçük cadıma bir kere daha hayret ettim o gün.. İstediği birşey olmayınca nasıl da ortalığı birbirine katıyor iki dakikada.. Bir de inatçı anlatamam.. Almak mümkün olmadı elinden o oyuncağı.. Unutup bir kenara koydu da öyle sakladık.. Yoksa güme gidecekti Beracığın ik karne hediyesi :))

Yusufcukla oynayan sadece Bera abisi değildi tabii.. Özlem teyzesi de çok güzel oynadı onunla..
Yusufcuğun ne kadar mutlu olduğunu anlatamam.. Gülücüklere boğdu bizi ödül olarak :))

Özlemcim bir kez daha teşekkürler canım..
Harika bir gün geçirdik.. Hemen yine gelmek istiyoruz 😛

…………………….

Pazar günü ise, yine yalancı bahara inanıp attık kendimizi dışarı.. Süleyman abi ve Havva ablayla harika bir gün geçirdik..

Bundan sonra hazırlıklı ol tamam mı günlükcüm, her haftasonu bir piknik bekler bizi :)) Sezon açıldı, kimse Ozan’ı tutamaz artık..

Öğlenki güzel havaya itimat edip oldukça uzak biryere pikniğe gittik ama orası oldukça serin ve rüzgarlıydı.. Yusufcuk tam oraya varacakken uyudu ve tam biz sofraya oturunca uyandı! Arabada üstünü değiştirip bir de sıkı sıkı giydirdim bebişimi.. Allahtan mont ve beremizi almıştık yanımıza, çok işe yaradı..

Biz hanımlar olarak sadece yeme kısmına katıldık olayın.. Tüm hazırlık ve pişirme işlemlerini beyler halletti.. Çok güzel oluyormuş böyle ya, hep yapalım bunu :))

Bir ara çevremizi koyunlar daha doğrusu Yusufcuğun deyimiyle “ap app”lar bastı! Onlarca koyunun arasında kaldık, Yusufcuk çıldırdı sevinçten.. Hele “pisi pisi” yaparak koca kangalın peşinden koşması harikaydı.. Ozan çekiyor, o inatlaşıyor köpeği yanına gideceğim diye..

Erkekler mangal başında, biz de Havva ablayla küçük soframızda yedik yemeğimizi.. Güya is kokmayacaktık! Ama güneş de geçince resmen donduk oturduğumuz yerde.. “Hadi gidelim..” diyoruz, “Yok yok, iyi burası, akşama çok var daha..” diyor Ozan.. Yanımda küçücük bir hırkam vardı, giydim ama cıkk.. İşe yaramıyor! Sonra bir ara Ozan yanıma geldi, elime dokunuca çok üşüdüğümüzü anladı.. Meğer onlar havanın soğuk olduğunu bile farketmemişler mangal başında! Kendileri üşümeyince bizi de iyi zannetmişler.. Hemen toparlanıp biz de gittik mangalın başına.. İliğimiz kemiğimiz ısındı :))

Mangal başında içtiğimiz çayın tadı damağımda kaldı.. Hep hatırlamak istiyorum..

Herşey için teşekkürler babiş :))

…………………….

Bu arada, aramıza hoşgeldin yeni diş :))

Ah ne çok bekledik seni bir bilsen.. Nohut gibi kabarmış, Yusufcuğuma çok acı veriyordu çıkacağın yer.. Hem tam karşındaki azı da yanlız hissediyordu kendini.. İyi ki geldin de sol altta bir azımız oldu bizim de.. Bundan sonra uslu dur tamam mı 😛

……………………..

Yusufcuk geçen hafta yine biryerlere saklanıp kakişini yaptı ve sonra gelip babasıyla bana haber verdi “ıhh”layarak.. Sonra da döne döne birşeyler aramaya başladı etrafta.. Meğer kağıt havluyu arıyormuş.. İşaret etti verdim, başladı pijamanın üstünden popişini silmeye :))

Zamanı gelmiştir..
Tiz bir oturak alına, Yusufcuk tuvalet eğitimine başlayaaa!

Allah da Kuaybe’ye kolaylıklar vereee…

 

Şubat 25, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,sobeeee,Yusufcuk — Kuaybe @ 1:54 pm

Canım Özlemcim, gecikme için özür dileyerek hemen yazmaya başlıyorum sobeyi..

Nefesimi kesecek anlar..

– Ben de tüm anneler gibi, meleğimle ilgili olayları sıralayacağım sanırım ilk olarak..

Daha birkaç ay öncesine kadar “anne” dediğini duyduğum an nefesim kesilir diyordum.. Gerçekten de öyle.. Şimdi Yusufcuk her “Anniğğ” deyişinde içimde küçük kelebekler kanat çırpıyor sanki .. Onun “anni”si olduğum için defalarca şükrediyorum..

Ve eminim bebeğimin okula gittiği ilk gün, her bir kademede onu mezun olurken gördüğümde, “Artık istediğim gibi bir işim var..” dediğinde, “Biliyor musun anne, sanırım ben de gönlümü bir güzele kaptırdım..” dediğinde.. O “Evet” derken hayatını paylaşacağı kadına ve sonra yavrusunu ilk aldığında kucağına.. Ve ömrüm olursa eğer, ben de görebilirsem meleğimin meleğini.. İşte o anlarda eminim oğlum gibi benim de nefesim kesilecek ve alnımı secdeden kaldırmadan şükretmek isteyeceğim Rabbime..

– Tüm haccedenler gibi, eğer nasip olursa ve uzaktan bile olsa tüm heybetiyle görebilirsem Kabe-yi Muazzama’yı nefesim kesilir eminim.. Ve hatta tüm nefeslerim orada tükensin isterim..

– Ve eğer birgün.. Hep hayalini kurduğum yerde olursam.. Bir üniversite kürsüsünde.. Ve “Çocuk Edebiyatı” olursa vereceğim ders.. Yine nefesim kesilir ilk cümlemden önce, eminim..

– Ve yine eğer birgün.. Bir yayınevi Yusufcuğa hamileyken tuttuğum günlüğü basmak istese.. Ve hayal ettiğim gibi “Meleğimi Beklerken” ya da “Meleğimin Güncesi” koysam adını.. Oğluma ithaf etsem o kitabı daha ilk sayfada.. Yine nefesim kesilirdi..

– Ve son olarak.. Saçları ağarmış pamuk bir nine olduğumda ( hani çok şirinim ya 😛 ) sessiz sakin evimizde en az benim kadar ağarmış ve kırışmış kocacığımla otururken bana “İyi ki..” dese, “İyi ki evlenmişiz.. Seninle paylaşmışım bu hayatı.. Nefesim yine kesilir ve yaşıma başıma bakmaz çocuklar gibi sevinir, öperdim onu..

Aslında yapabileceğim halde şimdiye kadar ertelediğim şeyler..

O kadar çok ki..

– Acilen ama acilen İngilizce kitap okumaya ve tekrar İngilizce yayınlar seyretmeye başlamam lazım.. Yoksa nankör yabancı dilim beni tamamen yüzüstü bırakabilir.. Zaten konuşamıyorum – neden bilmiyorum, üniversitede bile sırf konuşmamak için sunum ödevlerini iptal eder başka şey seçerdim- bari okuma-yazma kısmı iyi derecede kalsın..

– Saçlarıma bakım yapmam lazım.. Dökülme azalsa da hala eskisi gibi sağlıklı değiller sanırım.. Acaba emzirme bitene kadar bu böyle mi devam edecek ?

– Karmakarışık hale gelen büfemin içini düzenlemem lazım.. Sonra yaparım mantığıyla içine tıktığım şeyler birbirini taşıyamaz oldu :))

– Bilgisayardaki tüm fotoğraflar ve videolar da CD’ye kaydedilecek bu arada.. Yusufcuğun silinen doom günü görüntüleri ders olmamış bana anlaşılan.. Çok ayıp kendime 😛

– Zihnimde tamamladığım küçük bir hikaye var ama yazıya geçirmedim henüz.. Adı “Zıp Zıp Elma”.. Unutmadan yazsam iyi olacak.. Tabii hamileyken başladığım, okul öncesiyle ilgili etkinlik kitabım da yarım kalmış vaziyette beni bekliyor.. Bir ara da onunla ilgilenmem lazım..

– Eve yığdığım onca yünle aklıma gelen tüm fükürleri uygulamak.. Bahar dalım, çiçekli kolyem, kırmızı kemer, kapı süsü, bir çanta ve uzun bir tunik.. Beni bekliyorlar sabırla yapılmak için.. Bunları da unutmamak için yazdım, bana belli olmaz unuturum da bu gidişle :((

– Yusufcuğun saçlarını kesmesi için iyi ve sabırlı bir kuaför bulmam lazım.. Planım onu kucağımda tutup sakinleştirerek iş kolaylaştırmak ama hala yeterince büyüyüp büyümediğinden emin değilim.. Artık benim kesimlerim çok şekilsiz durmaya başladı.. Meşe palamudu gibi görünüyor yavrum 😛

Şimdi düşündüm de ben bunları yapmak için ne bekliyorum?

Bir daha dünyaya gelseydim..

Kendimi uzun süredir böyle düşünmekten men ediyorum ben.. Çünkü bence “keşke..” demekten farkı yok.. Bir daha doğsam ne yapardım diye düşünmek yerine içinde olduğum şartlara rağmen neleri değiştirebileceğimi, neleri “düzeltebileceğimi” ve hangi imkanları kaçırmadan değerlendirebileceğimi düşünmek istiyorum.. Artık eskisi gibi değilim, çok garip.. Büyüyor muyum ne?

Hımm, acaba Minik Talha’nın annesi, Pastacı Rapunsel ve Sümüklü teyzemiz de katılmak isterler mi bu oyuna?

…………………….

Yusufcuk son hız diş çıkarma çalışmalarına devam ediyor :))
İki gece önce tahmin ettiğim gibi alttaki ilk azımız da patladı.. Yatılı misafirmiz de vardı ama Allahtan onların yattığı oda evin en ucundaki oda ve ses gitmemiştir diye tahmin ediyorum.. Çok ağladı çünkü Yusufcuk.. ( Ben de öyle yazmışım ki evin bir ucundan bir ucu elli metre sanki 😛 ) Ertesi sabah da sürdü huysuzluğu.. Ben ikindide gelecek misafirlerim için hazırlık yapmaya çalşırken o da bacaklarıma yapışmış mızmızlanıyordu.. O ikramlarda ne emek ne gözyaşı var bilseniz 😛

Zaten o gün beni sabote eden sadece Yusufcuk değildi.. Sabahtan öğlene kadar dört kere elektrik kesildi.. ( Hatırlatırım başkentte yaşıyoruz! ) İlk arada keki pişirdim, ikinci arada da evi süpürdüm.. Ben böreği pişirdikten sonra tekrar kesildi.. Bu arada Yusufcuk da eline verdiğim yeni pişmiş kekin bir kısmını yemiş, diğerini elleriyle bir güzel mutfak halısına yedirmiş.. Arkamı bir döndüm, küçücük kakaolu kek kırıntılarını daha da dibe insin diye vargücüyle bastırıyor!! Elektiriğin tekrar gelmesi için Allah’a nasıl yalvardım anlatamam.. Gelmeseydi mutfağın kapısını kilitli tutacak, içeri kimseyi almayacaktım 😛

Neyse ki elektrik tekrar geldi ve son hız mutfağı tekrar süpürdüm, bazı yerleri de sildim.. Kek çok yumuşaktı çünkü, yapışmış! Mantar dolmasını haırlayıp kısırı da yaptıktan sonra Yusufcuk nihayet uyumaya karar verdi ve o uyuyunca ben de sızmışım. Arkadaşların telefonuna uyandım.. Bir baktım ev buz gibi.. Elektrik yine yok ve kombi çalışmadığı için ev soğumuş.. O gün ikindiye kadar da elektriksiz oturduk maalesef.. Ama yine de şükrediyorum, an azından fırında pişirmem gerekenleri hallettim sabahtan..

Gelenler liseden arkadaşlarımdı, daha doğrusu kardeşlerimdi.. Ben lisedeyken onlar ortaokul dönemindeydi ama çok güzel bir ortam vardı bizim okulda.. Hepimiz arkadaş gibiydik, çok severdik birbirimizi.. Herkes için geçerli olmasa da yaş farkı gözetmeyen güzel dostluklarla mezun olduk.. Ve aradan sekiz sene geçmesine rağmen, arada hiç görüşmememize rağmen, o zamanki çıtır afacanlar şimdi büyümüş, üniversiteyi bitirmek üzere olan zarif hanımlara dönüşmüş olmasına rağmen o sıcaklığın hiç kaybolmadığını farkettim.. Sevindim..

Bu arada.. Onlarla buluşmamızı, seneler sonra birbirimizden haberdar olmamızı sağlayan Facebook’a teşekkürü borç bilirim :))

Tabii bana, “Zerre kadar değişmemişsin Kuaybe abla, hala aynısın..” diyen üç güzel misafirime de.. Hadi inandım, yeter ki gönlünüz olsun :))

Yusufcuk ablalarına onlar da Yusufcuğuma bayıldılar tabii.. Yine tüm şirinliklerini sergiledi misafirlerimize.. Ve onları uğurlarken “Öpücük at ablalara..” dediğimde sadece onunla en çok oynayan ve onu en çok güldürene öpücük atarak beni bir kez daha şaşırttı afacanım.. Seçmeyi de bilirmiş :))

…………………….

Yusufcuktan kısa kısa..

Bu aralar ilgi çekme olayına takmış durumda Yusufcuk.. Geçen gün süpürgenin kapağını açmaca-kapatmaca oynarken elini sıkıştırdı arada.. Gidip öptüm, çıkarttım hemen.. Az sonra baktım yine ağlıyor, yine aynı manzara.. Yine öptüm.. Ben odadan çıkmadan hemen kapağı açıp elini yine içine soktu.. O zaman anladım ki ilki hariç diğerleri numara.. Eli sıkışınca yanına gittiğimi farkettiği için onu kullanıyor..

Bir de saçlarını yolma huyu çıktı ortaya.. Kestirmek istememin bir sebebi de bu aslında.. Bazen sallayıp oynuyor saçlarıyla bazen de vargücüyle çekiştiriyor.. Canı acımıyor mu çok merak ediyorum..

Seslere çok duyarlı hale geldi Yusufcuk.. Dışarıdan araba sesi gelse hemen pencereyi gösteriyor, telefon çaldığında gelip bana haber veriyor eliyle göstere göstere.. Ufak tıkırtılara kulak kabartıyor, birisi merdivenden çıkarken konuşsa onu bile farkediyor.. Özellikle uykuya dalma aşamasında bu çok çekilmez oluyor.. Dün gece ben onu uyutmaya çalışıyorum, babası diğer odanın kapısını açtı diye kalkıp onu anlatıyor bana..

Ve.. En tehlikeli gelişme de yeni keşfi sanırım.. Yusufcuk kalorifer peteğine tırmanmayı öğrendi! Diğer odalardakine henüz çıkamaz ama salondaki petek pencerenin altında duvar boyunca uzandığından çok alçak, 60-70 cm kadardır herhalde yüksekliği.. Önceden kaydığı için çıkamıyordu ama misafirimizin geleceği akşam Yusufcuğu salonda arayıp da bulamayınca ve o sırada perde de hafif hafif kıpırdayınca farkettim ki orada.. Korkarsa panikleyip düşebilir diye sessizce yaklaşıp kucakladım ama çok korktum.. Minicik ayaklarıyla kalorifere basmış dışarıyı syrediyor.. Pencerelerin açma kolları yukarıda ama ne olur ne olmaz.. Oraya da acil bir çözüm şart.. Babasına da anlattım, gözümüzün önünden ayırmıyoruz artık Yusufcuğu..

……………………

Kızlar geldiği gün eskileri yadetmek için fotoğraflarımı çıkardım karmakarışık başka bir dolabımdan 😛 Uzun süredir bakmamıştım lise fotoğraflarıma, iyi oldu.. Onlar gidince de kaldırmadım hatta.. Şimdiye kadar biriktirdiğim diğer fotoğrafları da serdim masanın üstüne, tek tek baktım hepsine.. Sonra biryerlere birşeyler not alırken buldum kendimi.. Üzgünüm ama bir de “fotoğraflardan süzülenler” yazısı okumak zorunda kalacaksınız sanırım önümüzdeki günlerde..

 

Şubat 22, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,Yusufcuk — Kuaybe @ 6:12 pm

Anket sonuçlarına göre C ve D şıkkı başa baş gidiyor..

Bu tahmin ettiğim birşeydi ama “Bomba ihbarı yaptı” şıkkını seçen üç kişiden kimliklerini açıklamalarını talep ediyorum 😛

…………………

Babaannemiz ve amcamız evlerine döndüler.. Üç gündür yanlızlığa alışmaya çalışıyoruz Yusufcukla.. Kayınvalideme çok yalvardım “Yusufcuğun tüm dişleri çıkana kadar kal..” diye ama kabul etmedi 😛

Diş demişken.. Alttaki ilk azımız da patlamak üzere.. Uca kadar gelip kabardı minik yaramaz.. Bu gece de ona harcarız herhalde mesaiyi!! Yani durdu durdu, bir aya neredeyse beş diş sığdırdı minik afacan.. İşin kötüsü bu akşam iki yatılı misafirim var, yarın öğlen de liseden arkadaşlarım gelecek Yusufcuğu görmeye.. Neyse iyi olur belki de, dikkati dağılan Yusufcuk acısını unutur biraz.. İkram işini de hazırlardan hallederiz artık 😛

………………..

Yanlız geçirdiğimiz iki gün boyunca yaramazlık yaptıkça Yusufcuğu tekrar azarlamaya başladığımı, hızına yine yetişemediğimi farkettim.. Demek ki bebek büyütürken yardım almak, zannettiğimden çok çok daha önemli.. İnsan yükünü paylaşınca tahammül seviyesi de artıyor.. En uca gelmiyor sabır göstergeleri.. Biraz durup bir istanbul kaçamağı mı yapsak ne?

………………..

Yusufcuk “hayret etmeyi” öğrendi çok tatlı bir şekilde.. Şaşırdığı birşey olunca elini aynen benim gibi ağzına kapatıp “Hiğğğ” diyor :)) Bu hareketi bazen yaramazlıklarından sonra da yapıyor tabii.. Bugün ben birşeyle uğraşırken, yazdığım testleri ve kaynak kitaplarımı indirmiş kütüphaneden, darmadağan etmiş.. İçeri girdiğimde bana fırsat bırakmadan o verdi şaşırma efektimizi, “hiiiğğğğ” diye :))

…………………

“Vütti”miz “uti” oldu artık.. Babasının elini çeke çeke ütünün durduğu dolabın önüne götürüyor ve “uti” diye bağırıyor küçük efendi. Sonra da türlü şirinliklerle elde ettiği ütüyü salona getirip önce fişe takıyor -bizim gözetimimizde, zaten sadece fişe takmak yetmiyor ütünün çalışması için, düğmeyi çevirmek gerekiyor- sonra da itinayla halılarımızı ütülüyor.. Neden seviyor ütüyü bu kadar, gerçekten bilmiyorum..

Son hızla etrafı temizlemeye de devam ediyor bu arada.. Kire hiç tahammülü yok -kendi meydana getirdikleri hariç tabii :P- Ben ona yemek yedirirken yere birşey düşse -ekmek veya bir küçük makarna mesela- hemen onu işaret ediyor al diyerek ve ben onu almadan ağzına lokma koymuyor.. Eline birşey dökülürse sildiriyor, yerde birşey bulduğunda bana getirip gösteriyor hemen.. Topan topan kağıt havlu tüketiyoruz bugünlerde.. Koparıp koparıp orayı burayı siliyor :)) Acaba diyorum, herşeyi silen Maka Paka’dan mı öğrendi bunu, oraya buraya sürdüklerini silmeye çalışan ve sürekli o halde gezen benden mi?

………………….

Babaanesi buradayken çarşafla sallanarak uyumaya çok alışmıştı Yusufcuk.. Uykusu geldiğinde hangi odada olursa olsun onu salladığımız çarşafı bulup getiriyor ve bir elini havada sallayarak “Nenniiğğğ” diyordu :)) Sallayacakmışız yani paşayı.. En korktuğum şeylerden birisi, babaannesi gidince de sallanmak istemesi ve gündüz uykularını benim için bir kabusa çevirmesiydi.. Ama iki gündür durum iyi maşaallah.. Uykusu gelince beni elimden tutup yatakodamıza götürüyor ve yanıma yatıp emmek istiyor.. Emerek de uyuyor çok şükür.. Sanırım evde yanlız olduğumun ve yanlız başıma onu sallayamayacağımın farkında meleğim.. Umarım böyle devam eder..

……………………..

Özlemcim, misafirlerim gelmek üzere..
Sobe bir sonraki yazıda inşaallah tamam mı?

 

Şubat 19, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:25 pm

PollPub.com VoteSizce Yusufcuk henüz düşmenin acısı geçmeden aynı gün içinde iki diş daha patlatınca – evet yanlış okumadınız, biri azı olmak üzere iki diş- annesi ne yaptı?Bomba ihbarı yaptı 😛
Bir anne kanguruya yakışacak biçimde davrandı ve bebesini kucağından hiç indirmedi..
Tel lel li terelelli tel lel liiii tereleeeeellll..
Hepsi 🙂

View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls

 

Şubat 6, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,derin mevzular,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:54 pm

Hımm, nereden başlasam?

Hiç yazacak enerjim yok aslında ama çok şey birikti anlatacak.. “Yarın yazarım..” deyince, yarının gündemi bugünü unutturuyor, hatırlayamıyorum sonra.. Onun için en iyisi, bir gözümle uyuyup diğeriyle yazmak 😛

Yaklaşık bir haftadır ciddi derecede uykusuzum.. Yusufcuk son iki gecedir acı acı ağlayıp emerek bile sakinleşmeyince iyice perişan olmaya başladım.. Bu durumun sebebini bulamamak da iyice geriyordu beni.. Babaannesi bunun Yusufcuğun huyu olduğunda ısrar etse, sadece huysuzluk yaptığını söylese de ben işin içinde başka birşeyler olduğunu tahmin etmiştim.. Tamam herzaman gece sık uyanır Yusufcuk ve emmeden asla uyumaz ama bu hafta emmek bile sakinleştiremedi onu.. “Buradayım kuzucum, yanındayım..” diye diye ancak durdurabildim ağlamasını dün gece 😦 İki üç gündür birşeyler yemiyor ve gündüz de mızmızlanıyordu zaten.. Bir de öyle bir huy geliştirdi ki son üç günde, az daha memeden kesecektim yavrumu.. Emerken öyle bir ısırmaya başlamıştı ki Yusufcuk dün üç kere çığlık çığlığa kucağımdan atmak zorunda kaldım onu.. Zıp zıp zıpladım olduğum yerde!! Gece de iyice uykusunun gelmesini bekleyip öyle emzirdim hemen dalıp ısırmasın diye..

Meğer azı dişini çıkarıyormuş benim meleğim !

Bu sabah yine keyifsiz uyanıp pek birşeyle de mutlu olmayınca babaannesiyle gıdıklaya gıdıklaya oynatıyorduk onu.. Başaşağı döndürürken bir de baktık ki üst sol arkada bir azı diş bize ucunu gösteriyor :)) Ben ilk önce “Oh bee..” dedim, kayınvalidem şaşırdı.. En azından artık bu anormalliğin sebebini öğrendim çünkü.. Sonra da yavruşu öpüp öpüp babamıza müjdeyi verdim hemen.. Zira dün gece kendileri Yusufcuğu epey bir azarlamıştı uyku arası, “Nedir bu çektiğimiz..” babında :))

Şimdi içim rahat en azından.. Mızmızlığı devam etse de Calpole başladık, daha rahatız.. Bir de ishal var tabii.. Bugün hava güzel olduğu için hepberaber gittiğimiz alışverişten, Yusufcuğun bezinden taa pantolonuna kadar taşan ve orada kocaman sarı bir leke teşkil eden “pokemon” mahsülüyle acele acele döndük eve :)) Allahtan pantolon bej renkliydi, renk uyumu vardı en azından 😛

………………….

Gelelim düne..

Dün hem misafirlerimiz olduğu için hem de tahminen dişi gece patladığı için gündüz çok keyifliydi Yusufcuk.. Sevgili Özlem ve İremle çok güzel bir gün geçirdik.. Karakuzu kreşte olduğu için gelemedi ama Yusufcuk Sena ablası ve Bera abisiyle güzel güzel oynadı.. Hatta uzun bir süre salona bile gelmediler.. İçeriden gülüşmeleri geldi sadece :)) Özlem’e çocukları bana bırakmasını teklif ettim ama kabul etmedi 😛

Hem ben işimi ancak yetiştirebildiğim için hem de katmer sıcak yenince güzel olduğundan pişirmeyi onlar gelene kadar ertelediğimiz için biraz karmaşa oldu sanırım.. Yeterince ilgilenemedim ve istediğim kadar çok vakit geçiremedim maalesef misafirlerimle.. Hatta o kargaşada fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum! Tam giderlerken pencereden seslendim ama dönmediler 😛 Yusufcuk el sallayarak uğurladı onları.. Hatta onlarla beraber gitmeyi çok istedi ama babaannesi kucağında zaptedebildi Allahtan :))

Özlem de İrem de Turkcell’in tavuklu reklamını çok beklediler Yusufcuğun bayılma taklidini görmek için ama o da denk gelmedi hiç.. Sadece bebemin yemek masası üzerindeki dansıyla yetinmek zorunda kaldılar :))

Bu arada, Özlemcim hem Yusufcuğun cicisi hem de mutfak hediyelerin için çok ama çok teşekkürler canım.. Mahcup ettin bizi..

Ben en kısa zamanda yine beklerim kızlar, bu sefer söz, siz gelmeden hazırlayacağım masayı..

…………………………

Geçen gün marketten bir “hello kitty” gece lambası aldım .. Yusufcuk o günden beri peşinde.. Prize takıp takıp yanmasını görmek çok hoşuna gidiyor.. Bir de lambaya “pisi pisi” yapması yok mu öldürüyor beni :)) Ben yanında durup biraz oynatıyorum, kendisinin prize takmasına müsade ediyorum sonra da kaldırıyorum ortadan.. Hevesini ben yanındayken alsın, sonra kendi başına denemeye kalkar, Allah korusun..

Prizlere yine çok meraklı bu aralar.. Önceden minik parmaklarını sokmaya çalışırdı şimdi ucunda fiş olan ne varsa en yakın prize sürüklüyor onu.. Süpürgenin kordonunu çıkarıp getiriyor ya da şarj aletlerimizi bulursa hemen takmaya koşuyor.. Bu akşam da baktım, bir aralar evde “köpek” olarak dolaştırdığı eski bozuk hoparlörü almış gelmiş, onu prize takmaya çalışıyor :)) Ucunda fiş olan tüm alet edevatın prize takılması gerektiğini çözdü bizim yavrucak.. Ördeğini getirip takmıyor mesela, onun ucunda fiş yok çünkü 😛

………………….

Hakkında uzun uzun yazmak istediğim bi konu var aslında..
Bugünlerde çok gündemde zaten..
Başörtüsü yasağı konusu..

Bazılarının neden ısrarla insanları genelleyerek belli bir etiketin altına sokmaya çalıştığını, sonra bu etiketin üzerinden kudukları komplo teorileriyle o insanları yargıladığını, gerçekleşmemiş ve hiç gerçekleşmeyecek olaylar yüzünden neden baştan infaz yaptığını sorguluyorum günlerdir.. Cevap bulamıyorum..

Cibilliyetsiz bir insanın hangi cesaretle sadece ama sadece bulunduğu – geçici- konuma dayanarak “Başörtülü öğrenciler okula girebilse bile hakettikleri notu vermeyeceğiz.” mealinde bir açıkama yapabildiğini merak ediyorum..

Yıllarca “Dindarlar kızlarını okutmuyor..” diye fırtınalar koparan “çağdaş”ların, okumak istediklerinde o kızların önüne neden setler çektiği çelişkisine bir yanıt bulamıyorum..

Ben başörtülü bir insanım..
İnandığım için, inancımın böyle gerektirdiğine inandığım için takıyorum örtümü.. Ve taktığım örtüyü de “türban” değil başörtüsü olarak isimlendiriyorum.. Türban kelimesini ve tüm siyasi çağrışımlarını reddettiğim gibi, sırf başörtülü olduğum için topluma zararlı bir haşere gibi varsayılmayı da reddediyorum..

Ne başını örtmüyor diye bir insandan nefret ettim ne de sırf başını örtüyor diye bir insanı sevdim bugüne kadar.. Kimseyi öldürmedim, kimsenin kazancına göz dikmedim, kimsenin ne giydiğine karışmadım ve kimsenin herhangi bir hakkının elinden alınmasına taraftar olmadım..

Sadece başörtülü olmam yeterli mi “öteki” olmam için?

Tamamen kişisel kin ve hazımsızlıklara dayandığını düşündüğüm bu meselenin çözüleceğinden eminim aslında.. Sadece biraz sükunet ve sabır gerek.. Çünkü gösterilmeye çalşıldığı gibi toplumun değil de belli bir kesimin hazımsızlığı bu.. Amaç tabana yayıp, aslında birbirini “kabul ederek” yaşayan insanların arasına nifak sokmak.. Birilerini, diğerine düşman olmakla itham etmek.. Ama inşaallah daha önce de atlatılan bir iki provokatif süreç gibi bu mesele de balon gibi sönecek..

Akl-ı selim bir şekilde düşünelim lütfen..
Ve dua edelim..

Rabbim şer niyetleri hayra çevirsin..
Boşa çıkarsın kötü emelleri..
Amin..

 

Ocak 19, 2008

Filed under: ah dişler ahh..,bayram,havadan sudan,ilk kelimeler,Yusufcuk — Kuaybe @ 10:19 am

“Yusuf”severlere önemli duyuru..

Bundan sonra Yusufcuğun tüm maceralarını okuyacaksınız siz de.. “Minik Melek” için yazdığım tüm postları buraya da kopyalayacağım.. Şimdiye kadar olanları da sırayla ekledim.. Sondan başa doğru okuyun lütfen :))

Bunu niye yapıyorum?

Çünkü Yusufcuğu okumaya devam etmek isteyen birçok arkadaştan çok sayıda mail aldım. ( Bak bak bak.. Nasıl da önemli insan süsü veriyorum kendime 😛 ) Çok içtendi hepsi de.. Kötü niyetli insanlar yüzünden Yusufcuktan ayrı kalmak istemediklerini belirten mailler.. Hak verdim onlara.. Sadece fotoğraf koymayacağım.. Bunun da nedenini biliyorsunuz zaten..

Bir diğer sebep de kendimle ilgili.. Yazmayı seviyorum ama anladım ki oğlumu anlatmayı daha çok seviyorum ben.. Onu anlatmayınca tıkanıp kaldığımı farkettim ister istemez.. Başka şeylerden bahsetsem de onları Yusufcukla ilişkilendirerek bahsetmeyi sevdiğimi anladım bir kez daha.. Arada farklı kategorilerde eklemeler yapsam da ( ruhuma takılanlar mesela ) genel anlamda Yusufcuktan bahsedecek yine bu blog.. Hem yusufcuklu şablonumuza da uygun olsun içeriğimiz :)) İlgililere duyurulur..

Şimdi sizi Yusufcuğun maceralarıyla başbaşa bırakıyorum.. “Olleeeyy” diyenler parmak kaldırsın :))

18 Ocak 2008

Merhaba günlükcüm..

Tamam biliyorum daha dün gece döktürdüm uzun uzun ama yine yazmak geldi içimden n’apiim :))

Anne-oğul gezmeklere gittik biz bugün.. Babamız 3-4 gün yok evde, sıkılmayalım dedik.. Komşumuzun oğlu evlendi, biz de diğer komşularla yeni gelinin evinde okunan mevlide katıldık.. Ama eve gelince bir daha böyle bir olaya girişmemeye karar verdik!!

Neden?

Peki anlatayım..

Mevlide gelenlerin neredeyse hepsi yaşlı teyzeciklerdi. Çocuğu olan iki üç bayan vardı ama hepsinin çocukları büyüktü ve okuldaydı.. Ortamdaki tek çocuklu-bebekli kişilik bendim.. Ve böyle olacağını da bilmiyordum maalesef :((

Daha mevlid başlamadan teyzeciklerden biri tansiyon hastası olduğundan, çocuklu ortamlarda çok başının ağrıdığından, tansiyonunun fırladığından falan dem vurmaya başladı 😦 Moralim bozuldu benim.. Atılan taşları paylaşacağım bir kişicik daha yok ki odada.. Hayır ev de yakın değil ki bir bahane uydurup kaçayım.. Zaten komşularla beraber gittik, onlardan ayrı dönmem de ayıp olurdu..

Tanışma faslının ardından Kur’anı-ı Kerimler açılmaya başlanınca ben okuyacak kişilere Yusuf ses yaparsa rahatsız olmamalarını, hemen dışarı çıkacağımızı belirttim.. Daha genç olan bu bayanlar “Ayy olur mu öyle şey, çocuk bu, ağlar tabii..” dese de ben gardımı aldım :)) Kur’an okunmaya başladı ve telefonla oynamaktan bıkan Yusufcuk biraz “Amin” yaptıktan sonra faaliyete geçti!! Biz hemen mutfağa yollandık tabii.. Biraz orada, biraz oturma odasında oyaladım Yusufcuğu.. Ama bir yandan da kendime nasıl söyleniyorum anlatamam.. “Hani söz vermiştim ben kendime.. Hani gitmeyecektim hiçbir yere.. Hani oturacaktım evimde, ağlarsa da sadece bana ağlayacaktı Yusufcuk..” diye.. Neyse bir saate yakın böyle oynadık.. Ben ara ara kapıya gidip okunan Kur’an-ı Kerim’i dinliyorum kucağımda Yusufla, sonra benim kurtcuk kıvranmaya başlayınca yine elektrikli süpürgenin başına çöküyoruz.. Sonra bir ara baktım gözlerini ovuşturuyor Yusufcuk, hemen mutfağa gidip karnını doyurdum, sonra da ayakta, kucağımda sallaya sallaya emzirerek uyuttum.. O an nasıl şükrettiğimi anlatamam..

Hemen içeri geçip mevlidin sonuna yetiştim.. Dua çok güzeldi gerçekten.. O cümlelere el açan, “Amin” diyen insanların arasında olmaktan çok mutlu oldum gerçekten.. Az önceki pişmanlığım bile geçti hatta orada bulunduğum için..

Dua bitince ikram sofrası hazırlanmaya başladı.. Ben geline yardım ediyorum, çayları dolduruyorum mutfakta.. Kapı çaldı.. Ama nasıl bir zil takmışlar daireye anlatamam.. Hani orada çalıyor ama hem alt hem üst komşu koşar kapıya “Kim o?” diye.. Tabii benim tilki uyandı hemen :(( Az önce söylenen tansiyon hastası teyze bile acıdı halime 😛 Yusufcuğun gözlerinin yarı kapalı olduğunu görünce hemen tekrar emzirdim ve Allah’a şükür daldı.. Ben de rahat rahat içebildim çayımı..

Yusufcuk uyanınca da eve döndük.. Ve ben bir daha asla çoğunluğu yaşlı teyzeciklerden oluşan bir gruba dahil olmamaya karar verdim.. İnsan aradan yıllar geçince unutuyor demek ki bir bebeğin nasıl büyüdüğünü ve tahammül edemiyor ağlamalarına, oradan oraya koşturmalarına.. Bir süre daha sadece bize tahammül edebilecek insanlarla görüşsem iyi olacak galiba..

………………..

Kırmızı eteğimi kestim, biçtim, teğelledim. Komşum Şerife abla da makineyle dikti sağolsun.. Bugün de dayanamadım onu giyip gittim mevlide..

Gri ve kahve tonlarından oluşan teyzecikler grubu bunun için de kızmıştır bana kesin.. “Bu renk de giyilir mi canım mevlide.. Cık cık cık..” diye..

Eteği nasıl diktiğime gelirsek..
Kesimini beğendiğim bir eteği, ters çevirip yere serdiğim kumaşın üstüne koydum ve dikiş payı bırakacak şekilde kenarları çizip teğelledim.. Boyunu ayarladıktan sonra kumaşı kestim ve bel kısmını açtım.. Daha sonra, kumaşın kenarlarından eteğin altına iki kat fırfır yaptım.. Şansıma kenarı hafif kıvrımlı bir kumaşım vardı.. Dikine çizgili eteğe, bu yatay fırfır hoş durdu bence.. Aslında cep de yapacaktım iki tane, şöyle hafif yan duran ve birbirine bakan ama kumaş kaldırmadı, hoş durmadığı için vazgeçtim..

Bu ilk dikiş denemem ama Şerife abla çok başarılı olduğunu söyledi.. Onlar kalıpla falan ölçüp dikiyorlarmış. Benim tekniği çok pratik buldu :))

Yayınevi ödemenin geri kalanını yaptığında kendimi hemen bir dikiş makinesiyle ödüllendirmeyi düşünüyorum.. Böylece biraz acemiliğimi atar sonra da liseden beri kendim için çizdiğim kıyafetleri hayata geçirebilirim :))

…………………

Yusufcuğa geri dönersek..

Sabahnurcum, bez bağlamanın sorun olduğu tek bebek senin fındık değil merak etme :)) Yusufcuk da kök söktürüyor bana.. O bezi bağlayana kadar neler çekiyorum anlatamam.. En son bu sabah Yusufcuğun külotlu çorabını kafama geçirmiş acaip bir şarkı söylerken hatırlıyorum kendimi!! Bazen kurt gibi kıvranıyor, bazen oraya buraya bulaştırıyor pişik kremini, bazen de kaçıveriyor elimin altından..

Cıva gibi bu çocuk yaa..

Tutamıyorum!

17 Ocak 2008

Üşüyorum.. Hatta donuyorum!!

Hasta olacağım galiba.. Gerçi bunda kombi cayır cayır yanmasına rağmen birtürlü ısınmayan evimin de payı olabilir tabii..

……………..

Dün gece saat oniki ve ben ocak başındayım.. O saatte kalktım, ıspanaklı sigara böreği kızarttım!! Ama canım çekti n’apiim? ( Ay, hamilelerin canı çekicek şimdi 😛 ) Tabii bunda Ozan’ın bana yaşattığı heyecan dolu dakikaların büyük payı var.. Sabah gittiği İstanbul’dan uçakla dönecekti ve gece saat onbir civarı beni arayıp acil iniş yaptıklarını söyledi.. Zaten korkuyorum hava karlı, uçak tehlikeli falan diye.. Onu duyunca yüreğim hop etti.. Meğer şaka yapıyormuş komik kocacığım!! “Ya sen bilmiyor musun benim emziren bir kadın olduğumu.. Sütümü keseceksiiiinnn..” şeklinde fırçayı çektim merak etmeyin 😛 Sonra da midem kazındı resmen.. Hazır kavrulmuş ıspanak da olunca.. Allahtan kıyma falan değilmiş :)) Bütün gece dönecektim yatakta.. Hani çok uyuyabiliyorum ya, tatlı uykumdan olacaktım..

Uyku demişken.. Ah dişler ah..

Diş demişken de aklıma diş haritamızı yazmak geldi..

Yusufcuğun farklı bir diş çıkarma sırası var.. Önce alt ortadan biri ve sonra yanındaki çıktı.. Ama ondan sonra sıra bozuldu.. Bahsetmiştim bir ara, önce üst orta iki yerine onun yanlarındaki iki diş kabardı ( küçük vampir modeli ) ve onlar çıktı.. Sonra da üst ortadan biri.. Şimdi üstte üç diş var ve ortadaki ikiliden biri çıkmadı hala.. Altta da ortadaki ikinin yanında bir tane daha çıktı ( bayram hediyemiz ) ama diğer yan boş.. Alttaki değil de üst ortada çıkmayan diş endişelendiriyor beni.. Geçenlerde bir abla, kardeşinin çocuğunun da aynı şeyi yaşadığını ama bunun normal olmadığını, önce üst orta iki tanenin çıkması gerektiğini söyledi. Doktor yeğeninin çıkmayan dişinin olduğu yeri yarmış ve öyle çıkımış diş.. Ama ama nasıl yani yaa? Diş damağı yaramadığı için çıkamıyorsa diğerleri nasıl çıktı o zaman? Doktorumuza bir sorsam çok iyi olacak galiba..

………………

Yusufcuğun yeni yemek yeme şartı :

Kesinlikle ama kesinlikle mama sandalyesinde olmayacak.. Kucağımda da olmayacak.. Aynen bizim gibi yemek masasının sandalyelerine oturacak ve çatal da onun elinde olacak!! Bu bebişlerin özgür takılması çok zorlayıcı oluyor bazen..

………………

Kendisi yazana kadar beklemek istediğimden canım arkadaşım sümüklüböcek İrem‘le tanıştığımdam bahsetmemiştim.. Ama evine döndü ve Türkiye’ye geldiğini de yazdı kendisi.. Artık yazmamın bir mahsuru kalmadı sanırım :)) Hani mutlulukla ilgili bir yazı yazmıştm ya.. İşte o gün İrem’le tanışmıştık biz.. O yüzden çok mutluydum işte..

……………..

Koyubeyaz’ın bahsettiği bir mesele var ya annelikle ilgili.. Bir nevii deliliğe yakın bir mertebe olduğundan bahsetmişti anneliğin.. Aynen aynen.. Örnek olarak da çocuğunun tuvaletin kapısının önünden geçerken “çişşşş” demesine sevinmeyi vermişti hani.. Okurken tam da anlayamamışım demek ki.. Bu sabah Yusufcuk bez paketini gösterip iki kere “tisss,tisss” deyince anladım.. Kendisi “tiss” diyor da çişe.. Deliler gibi sevindim sonra da hayırla Koyubeyaz’ı yadettim :))

…………….

Cumartesi günü babaannemiz gelecek yeniden.. Toruncukunu özlemiş :))

15 Ocak 2008

Birkaç gündür birşeyler yazacak enerjiyi bulamıyorum içinde.. İyiyim aslında, bir sorun yok ama sanırım yine çooook yorgunum.. Geçen hafta yoğun geçti yine maşaallah.. Hem misafirlerim hem de benim gittiğim misafirlikler vardı.. Bir de Yusufcuğun hergün artan temposu ve yeni talepleri sanırım aşıyor beni :))

Misal, Yusufcuk hala bana yapışık yaşamakta kararlı!! Yemek yapmak ya da az önce döktüğü birşeyin lekesini halıdan silmek için onu babasıyla salona kapattığımda ( muha haa haaaa – yoo ben değilim gülen, cinnet anlarımda, içimde saklandığı yerden çıkan kötü anne 😛 – ) “Ağğğğnnneeiiii” diye ağlıyor kapıya yapışıp.. Baktı ki açan yok, o zaman da salonun duvarında asılı kocaman düğün resmimizde beni gösterip ağlıyormuş.. Ozan anlattı dün, öldüm gülmekten..

Okuduğum kadarıyla normal ve geçici bir süreç.. Geçeceği günü bekliyorum sabırla.. Sebebi anneden ayrılma korkusuymuş. Hatta okuduğum bir yazıda, uyku problemlerinin en önemli sebeplerinden birisinin de bu olduğu anlatılıyordu. Annelerine çok düşkün bebekler sırf ondan ayrılmamak için uykuya dalmak istemez ya da uykuları hafiflediğinde annelerinin yokluğunu farkettikleri için sık sık uyanırlarmış..

Yusufcuk, beni geceleri daha az sevsen olur mu cicikim 😛

Bir de bu aralar çok tatlı bir huy geliştirdi afacanım.. Ulaşamayacağı birşeyi almak istediğinde önce her yolu deniyor.. Baktı ki imkansız ( örneğin kütüphanenin üstünde duran keçeli kalemleri almak ) hemen babasının ya da benim yanımda bitiyor.. Oturuyorsak koltuğa çıkıp arkamızdan ittirerek bizi ayağa kaldırıyor, ayaktaysak da genelde dizimizden ya da bacağımızdan – eli oraya yetişiyor bebemin 🙂 – çeke çeke bizi istediği şeyin olduğu yere götürüp “Beh beh” diye işaret ediyor.. Bu “beh beh”lerin “ver” anlamında olduğunu anladınız sanırım :))

…………………

İstediğim kıpkırmızı ayakkabıları hala alamadım ama kıpkırmızı bir etek dikiyorum kendime.. Şirin birşeye benziyor şimdilik.. Tam olarak bitince göreceğiz bakalım.. Kenarlarına da şöyle fırfır gibi birşeyler teğelledim kumaşın renginden, oh olsun :))

Iııı, şeyyyy..

Son bir uyarıyla bitirelim yazıyı.. Küçük bir bebişiniz varsa ya da olma ihtimali varsa sakın ama sakın benim yaptığım hatayı yapıp dolap kapakları ayna olan bir yatakodası takımı almayın!! Sakın..

Dakikalarca o minik el izlerini temizlemeye çalışmak ve bunun -en azından bir on yıl- sonu olmadığını acıyla farketmek çok can sıkıcı olabiliyor.. Özellikle de yağlı, diş macunlu ya da ezilmiş küçük ekmek parçaları da ihtiva eden lekeleri temizlerken 😛

10 Ocak 2008

Üzgünüm arkadaşlar ama sınıfta kaldınız hepiniz..

Koca sınıftan bir doğru cevap çıkmaz mı?
Cık cık cık..

Ama bir yandan da hak veriyorum size, nereden bileceksiniz ki “vütti”nin “ütü” olduğunu? Yusufcuğun bu aralar ütü ve elektrik süpürgesine kafayı taktığını.. Ütü masasını ucundan kıyısından görür görmez “vütti”yi istemeye başlayıp annesinin, ayaklarını kapatarak yere yatırdığı ütü masasında eline geçen bilimum oyuncağı ve hatta mutfak havlusunu, o da olmazsa halıları “vütti”lediğini.. Bilemezsiniz tabii :)) Ama Yusufcuk cidden kafayı takmış durumda.. Daha ekmek, ne bileyim oyuncak ya da abi-abla demeyi bilmeyen bebe geçmiş karşımda ağzını küçücük büzerek “vüttiii” diye ağlıyor ütüyü vermezsem..

Araya Yusufcuğun birkaç yeni kelimesini de sıkıştıralım hemen..

Ebbe: Bebek ( Reklamlarda ya da kitaplarda her bebek görüşünde )

Mammam: Yiyecek tüm nesnelerin genel adı.. Fırının önünden geçerken afişteki ekmeğe bile “mammam” diye bağırdı annemlerdeyken :)) Duyan da yiyecek, biz esirgiyoruz zanneder!!

Ağba: Araba ( Bunu ben duymadım ama babası iki kere duymuş.. Ben genelde “ğğğaannnnn” şeklindeki motor sesi taklidine denk geliyorum )

Tatdi baa: Annesinin “bal tatlısı” oyunu ( Kucağıma çıkıp oynamak istediğinde melodik olarak söylüyor )

Mınna mınna: Anlamını çözemedim ama tekerleme gibi tekrar ediyor ve söyledikçe gülüyor 🙂

Bıddi bıddi: Aynı şekilde, tekerleme.. ( Bitti anlamında olamaz çünkü onu iki elini çapraz birbirine sürerek anlatıyor )

Neğğnnniiğğğğ: Uykusu geldiğinde ağzında yayarak öyle güzel ninni çekiyor ki anlatamam.. Ama bunu takriben yaklaşık bir saat daha sürüyor uykuya direniş :))

………………

Yusufcuk bu aralar birşeyler yer ve yediği şeyi de beğenirse hemen elini havaya kaldırıyor, başparmağıyla işaret parmağını birleştirip “Hıımmıh” yapıyor elini sallaya sallaya.. Yediği şey çok lezzetliymiş yani :)) Bunu biz öğretmedik ona ama birinden görmüş olabilir.. Taklit bile olsa çok hoşuma gidiyor.. Sonuçta televizyon izlerken ya da uyuyacağı zaman yapmıyor, bu hareketin yemeği beğenmeyle ilgili olduğunu kavramış meleğim maşaallah..

“Getir, götür, ver, al, aç, kapat, yat, oyna, gül, zıpla..” vb komutları anlayıp uygulaması artık olağanlaştı zaten.. Şimdi onay ya da reddetme hareketlerine yoğunlaştık.. Bir soru sorduğumda eğer basitse ve anlıyorsa olumlu cevap vereceği zaman başıyla “evet” yapıyor bana.. İstemiyorsa da iki yana sallıyor kafasını “hayır” anlamında.. Bir de bu arada gözlerini kırpıştırması var ki Nes bunu iyi bilir :)) Bizzat şahit oldu 😛 O kadar hoşuma gidiyor ki “evet” yapışı, ikide bir “Evet mi Yusufcum?” diyorum çocuğa, kafasını şirin şirin öne sallıyor o da..

En önemli gelişmelerden birisi de artık dakikalarca konuşması herhalde.. Anlayamadığımız kelimelerle olsa da bize birşeyler anlatmaya çalışıyor ya da oyun oynarken kendi kendine konuşuyor dakikalarca.. “Abidi heyyya gıııyii bedde diii bii babağğa annneeiiği bidu dubu minne nemmii epitih epitih….” Uzayıp gidiyor.. Hele o arada el kol hareketleri ve duruma uygun mimikleri yok mu, öldürüyor beni.. Babasının deyimiyle “dilli toy” oldu Yusufcuk -öyle bir kuş varmış, bizim avcı iyi bilir!- “Konuşmaya bir başlasın kimse susturamaz bunu..” diyor..

Eh annesi de yazmaya başlayınca durduramıyor kimse onu, ona çekmiş çocuk 😛

07 Ocak 2008

Günün sorusu:

“Vütti” ne demek? Yusufcuk “vütti vüttiii” diye ağlayarak ne istiyor olabilir sizce ?

Hayır ben biliyorum da, bloga biraz gizem katmak istedim 😛

Puanlama 100 üzerinden yapılacaktır.. Süre başladı.. Hepinize kolay gelsin..İyi düşünün.. Sonra “Ama ben buraya çalışmamıştım..” demek yok :)) Kanaat notum da kıttır benim, yazmadı demeyin..

Vüttiii…..

04 Ocak 2008

Dün bembeyazdı heryer uyandığımızda..

Gece yatmadan önce kar yağmadığı için çok güzel bir sürpriz oldu bize.. Kahvaltıyı yaptıktan sonra babamız birkaç gün sonra başlayacak finallerine çalışmak için odaya çekildi, biz de Yusufcukla kucak kucağa (!) pecereden karları seyrettik.. Sonra baktım, Ozan sıkılmış, “Haydi kartopu oynamaya çıkalım..” dedi.. Durur muyum? Işık hızıyla hazırlanıp çıktık.. Niyetimizde Yusufcuğu biraz oynatıp oradan da perdeciye gitmek vardı..

Yusufcuk dışarı çıkınca önce coştu.. Sonra hayretle karları seyretti.. Babası eline kar verince önce biraz durgunlaştı.. Sonra da hâlâ yağan karın da etkisiyle korkup ağlamaya başladı!!

Hal böyle olunca ben perdeciye yanlız gitmeye karar verdim.. Yusufcuğun eşofmanı falan da ıslanmıştı zaten.. Ozan’a itinayla teslim ettim bebişimizi, o karda ve yokuş aşağı koşar adımlarla gittim.. Gitmek zorundaydım zira Yusufcuk salon perdemizi Ayşe teyze reklamlarındaki çamaşırlar gibi “cıııığğğrrtt” diye yırtmıştı :))

Eve geldiğimde Yusufcuğu ağlamaktan bitkin düşmüş bir halde buldum.. Yarım saate yakın hiç susmadan ağlamış ve Ozan sakinleştirememiş. Ben geldiğimde sadece iç çekip mızırdayacak hali kalmıştı. Emerken de kucağımda daldı zaten iç çeke çeke..

O an anladım ki.. Daha uzun bir süre çalışmak da hayal benim için, Yusufcuğu birilerine bırakıp en azından bir alışverişe ya da film seyretmeye gitmek de. Kanguru usulü yaşayacağız oğlumla.. Sadece ona da uygun aktivitelerle yetinmek zorundayım bir süre daha..

Aslında büyüdükçe daha bağımsız olması lazım ama Yusufcuk bana daha çok bağlanıyor gitgide.. Mutfağa gitmem bile olay oluyor.. Babasıyla bile kalmak istemiyor odada.. İlla bacaklarımın çevresinde dönecek ben nerede olursam.. Bir süre sonra o da yetmiyor, tırmanmaya çalışıyor kucağıma doğru.. Almazsam da küsüp başını hırsla yere vuruyor hemen!!

“Terrible two”nun kesinlikle iki yaşında başladığına emin misiniz?
Ben pek emin değilim de..

………………….

Neyse..
Gelelim bayrama..

Arefe günü yola sevinçle çıktım.. Hem İstanbul’a gittiğim hem de bir önceki akşam ödemenin bir kısmını alıp gittiğim için.. Yoksa niyet ettiğim kurbanı bile kesemeyecektim çünkü.. Eksik kalacaktı sanki bayram sevincim.. Yayınevinin zamanlaması harikaydı gerçekten 😛

Yolda kışın ilk karıyla karşılaştık Bolu’da..
Manzara harikaydı ama sis ve kaygan yol aynı zamanda çok korkuttu bizi..

( Yol deyince aklıma geldi.. “İllusionist”i izledik otobüste, çok beğendim ben.. Tavsiye ederim.. “Sihirbaz” galiba Türkçe adı.. )

Yusufcuk ilk karını oynadı molada.. Ben içerdeyken babasıyla oynadığında ağlamış ama biz güzel güzel oynadık oğlumla.. Ozan sonradan itiraf etti, kar vermiş eline, ondan korkmuş yavrucağım :))

…………………..

Arefe akşamı annemlere vardığımızda Yusufcuk coştu resmen.. Dayıları elden ele gezdirince onu hafiften şımardı bücür :)) Bir de kedi var tabii evde peşinde koşulacak.. Annem de ahdetmiş gelir gelmez göbüşünü öpeceğim Yusuf’un diye, açtı öptü :)) Çok özlemişler Yusufcuğu.. Eh, arada bizim hatrımızı da soran oldu çok şükür :))

Yemek yedikten sonra baktım Yusufcuk benim orada olup olmadığımın farkında bile değil kedinin peşinde koşturmaktan, Ozanla alışverişe gittik.. Yusufcuk doğduğundan beri ilk defa.. Baş başa.. Romantik olmasa bile çok özel 😛 İkide bir birbirimize bakıyoruz, gülesimiz geliyor.. Aaa, Yusufcuk yok!! Yusufcuğun hizasına doğru eğilerek koşmak yerine yürüyebiliyor, onu çekiştirmek ya da yeri yalamasını engellemek yerine vitrinlere bakabiliyoruz!! Gözümüz hep “Ararlarsa..” diye telefonda olsa da bir saat boyunca gönlümüzce gezdik ve o akşam bunu sık sık yapmaya karar verdik.. Ama bu kararımızın hiç de uygulanabilir bir yanı olmadığını şu an gayet iyi anlamış durumdayız:P O geceye has ufak bir lütufmuş bu.. Bir daha olmadı, olamadı zaten..

………………….

Bayram sabahı Yusufcuk ateşle ve kusmayla uyanınca benim moralim çok bozuldu, anlatmıştım zaten.. Ama Allahtan ki ilk günden sonra birşeyi kalmadı.. Diş patlayınca hafifledi rahatsızlığı..

Bayramın ilk günü Ozan kurban kesme işlemini halledip eve geldikten sonra – ki ikindiyi bulmuştu gelmesi, çok sıra varmış kurban kesim alanlarında, bir arkadaşının yanına gitmek zorunda kalmış – yemek yiyip kardeşime gittik.. Malum hala kuzusu Mirza bizi bekler :))

Yanaklarından itinayla ısırdım merak etmeyin :))

İlker Mirza çok uslu bir bebek maşaallah.. Sadece acıktığı zaman biraz huysuzlanıyor ama emince hemen neşesi yerine geliyor.. Biz sohbet ederken bir baktık babasının kucağında uyuyup kalmış.. Gece de sadece bir kere emmeye kalkıyor sonra sabaha kadar uyuyormuş poğaçam.. Kardeşime “Sakın kimseye anlatmayın..” diye sıkı sıkı tembihledim 😛

Kardeşime giderken de dönerken de öyle trafik vardı ki fenalık geldi hepimize.. Yola çıktığımıza pişman olduk resmen.. Giderken uyuyan Yusufcuk dönüşte canımıza okudu zaten.. İstanbul denince uzun süre bu manzara gelecek galiba gözümün önüne..

Bayramda ziyaret edecek çok kişi vardı aslında ama hem Yusufcuk hastaydı hem de hava çok soğuktu.. Mecburi yerler dışında evde geçirdik vaktimizi.. Zaten Ozan ikinci gün akşamı köye gitti, biz de annemlerle Yusufcuğu oyalayarak oyalandık :))

………………….

Orada olduğumuz sürece annemlerin kedisi Zuzu’nun “pisi”kolojisi bozuldu resmen :)) Sürekli deli gibi peşinden koşan bastıbacak Yusufcuktan kaçar pozisyondaydı hayvan!! Biz gidene kadar yemek masasının üstünden nadiren indi diyebilirim.. Ben Yusuf ondan korkar zannediyordum ama tam tersi oldu.. Hatta birgün bir baktım, annemim oklavayı almış, uyuyan kediyi dürtüyor Yusuf.. Hayvan haklı yani korkmakta :)) En sonunda öcünü aldı ama.. Babamızın yanına Yusufcuğun kolundaki üç paralel çizikle döndük 😛 Zuzu pati atmış Yusufcuğa , dayısı kurtarmış hemen.. Beni görene kadar birşeyi yoktu, beni görünce bastı yaygarayı afacan.. Kesin yine birşeyle dürtüyordu hayvanı, kendini tutamadı o da..

……………….

Bayramın son günü İKEA’ya gittik annemlerle.. Malum her İstanbul’a gidişte uğramam lazım.. İKEA yetkilileri yoklamada yok yazar sonra 😛

Başlarda uslu dursa da daha sonra alışveriş arabasının ne içinde ne de dışında avutamadığımız Yusufcuk bana tam anlamıyla fenalık geçirtti orada.. Annem bir ara Yusufcuğu kucağımdan atmaktan falan bahsettiğimi söylüyor!! Ben hatırlamıyorum.. Üç saat boyunca kucağımda taşıdım Yusufcuğu ve bu arada alışveriş yaptım, rafları karıştırdım, aksesuarları mıncıkladım :)) Bir tek üzerinde halka halka renkli desenler olan kumaşı inceleyemedim, aklım onda kaldı 😛 Yusufcuğun odasına perde dikecektim ondan.. Eve geldiğimizde belimin sağ tarafı seğiriyordu resmen..

…………………

Bayram sonrası aslında bir hafta daha kalacaktık Yusufcukla İstanbul’da ama misafirlerimiz gelecek olunca erkenden eve dönmek zorunda kaldık.. Özellikle Aysun, Sühendan ve Didem abladan özür diliyorum.. Görüşmek için sözleşmiştik çünkü ama elimden gelen birşey yoktu.. İnşaallah bir dahaki gelişimizde tanışmak nasip olur..

Dönüş yolculuğumuzdan bahsedecek vakit kalmadı.. Yusufcuk uyandı çünkü.. Misafirmiz Salih bebişe kitabındaki elmaları gösterip “mammam” diye anlatıyor ama uzun sürmez bu sakinlik.. Yetişmem lazım bir kaza meydana gelmeden 😛 Sadece şunu söyleyeyim, ayrıntıları merak edenler Ramazan bayramındaki otobüs yolculuğumuzu hatırlayabilir.. Uzun uzun anlatmıştım daha önce.. Pek de farklı değildi çünkü!!