KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 10, 2008

Filed under: ilk kelimeler,mutluluk,oyuncak,Yusufcuk — Kuaybe @ 12:37 pm

Çok mutluyum..
Ciddi ciddi bahar geldi galiba :))

Kombimiz yanmıyor artık..
Ne hırka arıyorum sabah kalkınca ne de gri bir gökyüzüne uyanıyorum..

Yürüyüşe giderken kahverengi çizmelerim değil de mavi, fiyonklu babetlerim eşlik ediyor ya bana, değmeyin keyfime.. İtiraf ettiler, onlar da çok özlemiş beni geçen bahardan beri 😛

Huyumdur benim.. Birşeye sevinirsem, coşarsam bir konuda en ince ayrıntısına, en son noktasına kadar yaşamam lazım onu..

Cumartesi günü, içimdeki bu canavar yine ortaya çıkmış olmalı ki, tam dört saat yürümüşüm güzel havada !! Zavallı Yusufcuk da bana eşlik etti tabii.. Allahtan ki pusetindeydi ve yanıma oyuncak, kraker vs. birçok oyalayıcı almıştım.. Zaten arabalara “annn annn”, kedilere “bıtti bıttii” yapa yapa o da anlamadı vaktin nasıl geçtiğini..

Ne yaptığımın farkına vardığımda evden çıkalı 2.5 saat olmuştu.. O yüncü senin, bu takıcı benim, etekcinin de hatrı kalmasın, başörtü satan teyze bana gücenmesin.. derken yaklaşık dört kilometre yürümüşüm.. Eve dönmek de bir saate yakın sürdü.. Aslında o güzergahta minibüs vardı binebileceğim ama dönüş yolunda da uğrayacağım yerler olduğundan ve Yusuf da uyuduğundan gerek kalmadı..

Eve vardığımızda babamız da arkadaşlarıyla gittiği piknikten dönmüştü.. Biraz birşeyler yedim ve sonra sadece yatağa düştüğüm anı hatırlıyorum 😛 Uyandığımda saat sekiz buçuktu!

Salona girdiğimde manzara korkunçtu 😛

Yok yoktu yerlerde, yemek masasının üstünde ve çevresinde.. Koltuğu da çevirip oyun evi yapmışlar.. İki gün öyle durdu o koltuk.. Babiş-bebiş ikilisi izin vermedi düzeltmeme..

Ama en korkuncu, babasının acıkan Yusufcuğa tam beş tane çikolata yedirmiş olması! (Hediyelik paket çikolatalar var ya hani, yuvarlak yuvarlak, onlardan) Başka türlü susturamamış, “Herşeyi sen uyu diye yaptım..” dedi..

Şimdilik kızıp kızmamaya karar veremedim, ne yapayım sizce?

……………

Yusufcuğun kelime hazinesine yeni kelimeler eklendi..

Üvva: Hülya
(Geçen hafta ben Hülücüme “Hülya” diye seslendikçe o da beni taklit etmeye başladı..)

Eyıh, heyih: Hayır

Daah: Saat

Hüf hüf: Balon
(Ağızla şişirme hareketi eşliğinde 🙂 )

……………

Son olarak,
Sabahnurun yaptığı harika eşekciği gördünüz mü?
Ben bayıldım yaa…

Reklamlar
 

Mart 3, 2008

Filed under: ilk kelimeler,oyuncak,Yusufcuk — Kuaybe @ 7:02 pm

“Kakiş”ten haber soranlara duyurulur 😛

Yusufcuk iyileşti maşaallah.. Hem benekler hem de bizi şüphelendiren diğer problemler geçti.. Kızamıkçık olup olmadığı da bir hafta sonra yapılacak kan testiyle belli olacakmış.. Altıncı hastalık mı kızamıkcık mı ayıredemedik.. Gerçi kulaklarının arkasındaki lenf bezleri şişti ve bunun kızamıkçığın belirtisi olduğunu söyledi doktorumuz ama yine de kan testi yapılacak galiba.. İşin doğrusu ben yaptırmak istemiyorum ama ileride bağışıklık ya da aşı açısından falan gerekebilir bu bilgi.. Geçirip geçirmediği hastalıkları bilmemiz lazım di mi? Of off.. Kan sayımı da yaptırayım bari.. Yine rengi biraz soluk gibi Yusufcuğun.. Eh anemik annenin anemik oğlu işte.. Demiri de içmemek, içse bile kesinlikle yutup bünyeye dahil etmemek için büyük çaba gösterdiğinden ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.. İşin kötüsü pekmez falan da veremiyorum çünkü alerjisi var.. Dudaklarının üstünde küçük sivilceler çıkıyor hemen pekmez içince..

Gelelim haftasonumuza..

Yusufcuğun bu kadar hızlı (!) iyileşmesinin sebebi belki de bu haftasonu çok gezmemiz, güzel vakit geçirmemiz ve onun da bizim de hasta olduğunu unutmamızdır 🙂 Hazır imajı yenilemişken bol bol gezdirdik, oynattık bebeğimizi.. Çok mutlu olduğu kesin çünkü ağlaya ağlaya ayrıldı gittiğimiz her iki yerden de..

Ben biraz sıkıntılı olunca babamız dışarda yemek yemeyi teklif etti.. Bir aburcuburbuya gittik :)) Yusufcuk oradaki top havuzunda ve küçük oyun evinde çok güzel vakit geçirdi. O evden hiç çıkmadı diyebilirim.. Geliyor, patates kızartması falan veriyoruz eline, eve giriyor, kapıyı da mutlaka kapatıyor ve öyle yiyor elindekileri..

Ozan’a bu evlerden bir tane de bize alalım, bak içeri girince yiyor elindekileri dedim ama oldukça tuzluymuş fiyatları 😛

Eve dönmeden oyuncak mağazasını da şöyle bir turlayıp -ki bunu artık asla Yusufcuk yanımızdayken yapmamaya karar verdik.. Yapıştı reyonlara, ne geçtiyse eline mıncıkladı.. Az daha almadığımız iki-üç oyuncağın da parasını ödemek zorunda kalacaktık! Birini havada yakaladım 😛 – Yusufcuğa ne zamandır almak istediğimiz lego setini aldık..

İyi ki almışız.. Eve gelir gelmez gömüldü legolara, bir ara Yusufcuğun varlığını bile unuttuk! Ertesi sabah da durum aynıydı ama şu anda oynaya oynaya biraz bıktı gibi.. Ara ara kaldırıp tekrar çıkarıyorum, o zaman daha cazip oluyor..

Pazar günü ise daha çok baba-oğul aktiviteleri hakimdi güne..
Hafta içi oğluşunu pek göremeyen ve çok özleyen babamız, eksik kapatmaya çalıştı galiba :))

Onlar başbaşa güzel vakit geçirir de ben durur muyum?
Ben de bir elimde çayım, bir elimde kitabım oturdum pencerenin önüne.. Gri havaya inat iyi hissettim kendimi.. Arada Yusufcuğun bebeklik fotoğraflarını karıştırdım.. O fotoğrafları çektiğim anları hatırladım ayrıntılarıyla ve dudaklarımda kendiliğinden büyüyeveren gülümsemelerle..

Sonra biraz da yünlerime ihanet ettim galiba 😛
Bu aralar takı yapmak istiyor canım.. Acı ama gerçek, çok maymun iştahlıyım..

İstanbul’dayken Eminönü’nden aldığım ve en az üç senedir hiç açılmamış onlarca poşet incik boncuk var evde.. Kendime iki üç küpe, kolye yapıp da Ozan’ın beğendiğini görünce bu sefer de buna sardım! Ama valla çok cici oldular yaa..

Bu sabah da bir yüzük saat yaptım kendime..
Derya Baykal’ın programında görmüştüm bu fikri.. Kordonunun bir yanı kopmuş bir saatimin diğer yanını da ben çıkardım ve lastikli misina ile basit bir yüzük yaptım.. Düz bir yüzüğün üzerine de monte edilebilir aslında.. Hem saat hem yüzük, çok şirin di mi?

………………….

Hastalıklar girince araya, Yusufcuğumla ilgili ayrıntılar kaldı hep, yazamadım.. Ama not almıştım biryerlere unutmak istemediğim için.. Sonra çok üzülüyorum hatırlayamayınca..

Öncelikle, bu aralar kelime taklidini oldukça hızlandıran bebinin yeni kelimeleri:

Buh: Kuş :))
O kadar seviyor ki pencerenin önüne kuşların konmasını, ben de bayat ekmek, pirinç, bulgur.. ne geçerse elime serpiyorum pervaza.. Kuşlar yemeye gelince zıplaya zıplaya ve “buh” diye diye bana haber veriyor meleğim..

Bap: Bak

Dideh: Çiçek
Daha önce yazmıştım galiba bunu 😛

Dadığğ: Kaşık

Bayta: Tavşan

Ciciğ: Cici
Bu ben oluyorum 😛 Beni severken söylüyor..

Biyyppi: Bitti
Bir de bunu söylerken ellerini aynı anlamda birbirine sürüyor, çok komik :))

Nanağğ: Bez Bebek dizisindeki Nana :))

Bu “Nanağğ” genelde melodili bir şekilde ve televizyonun önüne gelerek söyleniyor.. Nana’yı açacakmışım ona.. Bayılıyor o diziye.. Her hafta ben de Yusufcukla oturup Bez Bebek’i izliyorum!! Allahtan haftaiçi gündüz tekrar bölümleri de var da ben de rahat ediyorum biraz.. Zaten sadece Nana ve yakalarsak Gece Bahçesi’ni izliyor Yusufcuk.. Başka hiçbirşey ilgisini çekmiyor.. Reklamlar hariç tabii, onu duyar duymaz ışınlanıyor televizyonun önüne.. Bir de geçen gün gülme sesine gittim, baktım oturmuş, TRT’de haberlerden önce yayınlanan kamera şakalarını izliyor.. Üstüne top düşen insanların ucubik mimiklerine gülüyor :)) Ya hayret ya.. Bir dillense de anlatsa bana neler hissettiğini, neler bildiğini.. Çok şaşırıyorum gerçekten.. Bu bebişlerin kavrama sınırı ne? Herşeyi ama herşeyi biliyor, anlıyor ama anlatamıyorlar mı? Eksik sadece kelimeler gibi geliyor bana..

Veee.. Bir de tatlı bir oyunumuz var bu aralar.. “Ağğğnnnesiininnnnn küüüğğçüüük şekeriiii kiiiimmm?” diye soruyorum uzata uzata, elini hazırlıyor ve “Bee” diye parmak kaldırıyor hemen minicik afacanım.. Evet annecim, tabii sensin benim küçük şekerim :)) Bal şekerim..

……………..

Hayatımda ufak bir değişiklik yaptım bu aralar.. Gündüz mutlaka Yusufcukla uyuyor, gece iki civarına kadar ayakta kalabiliyorum.. Buna bir de sabah namazdan sonra uyumamayı ekleyebilirsem oldukça fazla “vaktim” olabileceğini düşünüyorum yapmak istediğim herşey için..

Dün gece otuturp siftah yaptım ve uzun süre sonra yine birşeyler karaladım..

Yayınevi için falan değil, tamamen kişisel 😛

………………..

Babamız İstanbul’a gitti yine.. Bizsiz :((
Gerçi şartlar da tamamen aleyhimizeydi, sadece onu suçlamıyorum 😛

Yusufcuk daha yeni iyileşti ve annem de evde yok zaten.. İzmir’e gitti.. Benim yetmişbeşlik delikanlım hasta biraz.. Kalp zarı su toplamaya başlamış ve başında 24 saat hiç geçmeyen ağrılar var.. Beyinde yaşlanmaya bağlı damar genişlemeleri olmuş ve sinirlere bası yapıyormuş anladığım kadarıyla.. Bugün son ultrasonu vardı ve yarın ameliyata alınıp alınmayacağı belli olacak.. Yaşından dolayı ameliyat çok riskli olduğundan annem gitti babacığını görmeye..

Şu yazdıklarıma inanamıyorum.. Neyi kastetttiğim çok açık ama birtürlü net yazamıyorum.. Yazmak istemiyorum çünkü.. Dedem canımdır benim.. Sesini kırık dökük duymaya dayanamıyorum her arayışımda.. Onu kaybetme ihtimali bile gecelerdir uykumu kaçırmaya yetiyor..

Düşünüyorum da, eğer ahiret inancı olmayan bir insan olsaydım asla yer yoktu bana bu dünyada.. Asla..

Tahammül edilebilecek bir düşünce değil ki sonsuz ayrılık!

Rabbim hem dedeme hem de tüm hastalara acil şifa ver.. Amin..

 

Ocak 31, 2008

Filed under: havadan sudan,oyuncak,Yusufcuk — Kuaybe @ 12:12 pm

Bu aralar zaman yönetimi denen kavramı tamamen yitirmiş durumdayım!! Ne zaman sabah oldu, ne zaman yemek yedik, ne zaman akşam oldu, ben neden bir satır bile kitap okuyamadım, azıcık bile olsa uyuyamadım, Yusufcuğa yeteri kadar zaman ayırabildim mi? Hiçbirini bilmiyorum.. Vaktim mi bereketsizleşti tempo mu çok arttı bilmiyorum ama hiç memnun değilim bu durumdan 😦

Yusufcuk geceleri hala bağırarak ve ağlayarak uyanmaya devam ediyor. Bunda, iki gün önce yedinci dişimizin patlamasının da payı büyük tabii.. Üç gecedir perişanım yine.. İlk dişin 9. ayda çıktığını göz önüne alırsaak yedi aya yedi diş sığdırdık.. Ve tabii sürekli bir diş ağrısı, sürekli uykusuzluk :((

Koşuşturmaca içinde Yusufcukla ilgili kaygılarım da artıyordu bu aralar.. Her gören, “Ayy küçücük kalmış bu, geçti mi yaşını, ne kadarlık?” diye sorunca beni iyiden iyiye telaş almıştı yine.. Bir de dişi problemli olunca dün yine doktorumuzu ziyarete gittik biz.. Neşe hanım da ilk bakışta “Pek büyümemiş galiba bu bıcırık..” dese de muayene ve tartı sonuçlarından memnun kaldı.. Hem kilo almış – çok olmasa da- hem de boyu uzamış çok şükür.. “Galiba yüzü ufacık, tipi de minyon olduğu için daha da küçük görünüyor gözümüze..” dedi. Dişlerine baktı ve korkulacak birşey olmadığını, iki diş arasında çıkma zamanı olarak bir yıl bile fark olabileceğini ve bunun normal olduğunu söyledi. Dişetini yardırmaya falan gerek yokmuş yani, ben en çok ondan korkuyordum.. Ara ara başlayıp özellikle geceleri artan, sabah boğazını temizleyene kadar Yusufcuğu çok rahatsız eden öksürüğü sordum. “Solunum bulguları çok iyi, diş çıkarma sebebiyle olabilir, ilaç kullanmayın..” dedi. Diş çıkarma sırasında sekrasyon arttığı için geniz ve ciğerler rahatsız olur, öksürük başlayabilirmiş. Ben sadece ıhlamur, elma çayı ve zencefille idare etmiştim zaten ilaç kullanmamak için..

Muayeneden sonra veda ederken doktoruna hem el salladı hem de öpücük attı Yusufcuk :)) Neşe hanım bayıldı tabii…

……………….

Salih bebiş ve ailesi İstanbul’a taşınacaklar 😦
Tayinleri oraya çıktı.. Babalarımız şehirdışına çıktığında kim gelip bizimle kalacak şimdi ya…. Böhüüüüü :((

………………..

Yusufcuk herşeyden çok çabuk sıkılan bir bebiş olduğu için ona oyuncak bulmada zorlanıyorum bazen.. Ne verirsem vereyim bir süre oynadıktan sonra sıkılıp kenara atıyor.. Ben de sürekli yeni oyuncaklar üretme peşindeyim bu aralar.. Al al bir yere kadar 😛

Aşağıdaki oyuncaklar hoşuma gitti, yapımı da kolay.. Bu haftasonu yapayım bari oğluşuma :))

Kağıt poşetten oyuncaklar

……………………

İstikrarlı bir şekilde kilo almaya başladım!!

Katmere son..
Çikolataya son..
Gece öğünlerine, tostlara, “kepcuk”lu makarnaya son..

Hani emzirme döneminde doğum öncesi kiloma dönecektim ben?

…………………

Geçen hafta bir mevlide daha gittik Yusufcukla.. Bu sefer hem yanımızda babaannesi de olduğu için hem de katılanların çoğu genç ve çocuklu hanımlar olduğu için gayet rahattım :)) Demek ki önemli olan içinde bulunduğun ortammış gerçekten..

…………………

Son olarak bir dua..

Allah’ım tahammülümü arttır lütfen..
Herkese ve herşeye karşı..

( Amin )

 

Ocak 23, 2008

Filed under: örgü,bebiş kıyafeti,oyuncak — Kuaybe @ 9:36 pm

Dikkat dikkat..

Babaannemiz geldi.. Bir süre uzun uzun yazamayabilirim.. Siz beni beklerken aşağıdaki linklerle oyalanın, canınız sıkılmasın olur mu 😛

Şirin bebiş patikleri

Örgü oyuncaklar

Bunlar da örgü oyuncaklar

Bebişlere örgü “kapliş” ( yani kaplumbağa )

– Ve son olarak kırmızı bir bebiş elbisesi

Anlayacağınız ben bu işe fena takmış durumdayım!!

5 numara şişim ve kalın tığım bir uzvum olma yolunda azimle ilerliyor..
Lütfen biri beni durdursunnnnn….