KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 20, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 8:10 pm

Biz biraz üzgünüz teyzelerimiz :((

Hatta dün bile üzerimizden bu etkiyi atamadığımız için oturup bir kandil mesajı bile yazamadık size..

Üzgünüz çünkü benim oğluşum yine düştü.. Ama öyle basit, hasarsız değil, gözünü çok tehlikeli bir şekilde metal bir köşeye vurarak düştü..

Ona yemeğini yedirmiştim, kendime yemek almaya gittim mutfağa.. O sırada bir gümbürtü ve çığlık koptu içerden! Toplasan bir dakika bile etmeyen bir zaman dilii içinde.. Elimde ne varsa fırlatıp koştum içeri.. Yusufcuk eliyle gözünü kapatmış, hafif de kan var kenarda.. O an işte aklımı kaybedebilirdim korkudan.. “Allah’ım.. Ne olur birşey olmasın, Allah’ım..” diye bağıra bağıra kucakladım Yusuf’u.. Gözü çıktı diye elim ayağım titriyor.. Yusufcuk da ben korktukça daha da ağlıyor, sıkı sıkı kapatıyor gözünü.. Önce kendim sakinleşip Yusufcuğu teselli ettim, sonra da elini kaldırdım yavaşca.. Elhamdülillah gözünde birşey yoktu.. Ama altı ve yanları hem mosmor hem de şişmişti.. Altı da hafif çizilmiş, kan da oradan geliyormuş!

Hani bahsetmiştim ya geçenlerde, kalorifere çıkıp dışarıyı seyrediyor, pencereleri bağladım falan diye.. İşte ben mutfağa çıkınca yine kalorifere çıkmış ve tam köşesine gözü gelecek şekilde düşmüş oradan!

Allah korudu yavrumu bir kez daha..

Dün Kandil gecemi sürekli oğlumu hayırla, sağ salim ve kolaylıkla büyütebilmek için dua ederek geçirdim.. Rabbimin küçücük emaneti o bana .. Başına her birşey gelişte daha da kötü hissediyorum kendimi.. Çok yetersiz, çok aciz..

Dün markete gittiğimde herkes bana Yusufcuğun gözüne ne olduğunu sordu yolda.. Bugün daha iyi ama elhamdülillah.. Şişliği indi, morluğu da epey azaldı.. İlk düştüğünde sürekli buz kompresi yaptım zaten, yoksa daha kötü olabilirdi..

…………….

Bir önceki gece Yusufcuk düşünce, dün bütün günümü salonun şeklini değiştirmekle geçirdim.. Üçlü koltuğu kaloriferin önüne çekmek zorundayım çünkü başka türlü kapanmıyordu o uzun petek! Sonra onun karşısına şunu koy, geri çek, olmadı tekrar vitrinin yerini değiştir derken.. saatler geçmiş.. Sonunda salona kendimce olabilecek en estetik şekli verdim – hatta verememişim, bu akşam yine değiştirdim iki vitrinin yerini- ve içim rahat etti ama tam ikibuçuk saat uğraşmışım.. Ozan eve gelince inanamadı gördüklerine.. Tek başıma nasıl yaptığımı anlamadı.. Gerçi ilk değil bu, ben canım sıkıldıkça lego aynar gibi mobilyaların yerini değiştiririm evde!! Bu, geçen seneden beri salonun dördüncü farklı şekli.. Ama bu son galiba.. Yusufcuk büyüyene kadar kapalı tutmam lazım o peteğin önünü!

O kadar eşya değiştirmenin üstüne bir de bugün yağmura rağmen pazara gidince Yusufcukla, şu anda kollarmı kaldıracak halim yok.. Kaldırınca da ağrıyor zaten! Ben ne yaptım kendime yaa..

…………

Bir duayla bitirelim..

Rabbim sağsalim büyüsün, hayırlı insanlar olsun yavrularımız.. Bize yardım et.. Hem onları büyütürken hem de eğitirken..

Emanetlerine en güzel şekilde sahip çıkabilmeyi nasip et bize..

Amin..

 

Şubat 29, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:53 pm

“Kuaybe, hatırlar mısın, hani geçen haftalarda bir kere hastalanmıştı Yusufcuk.. Sonra hastaneye gitmiştiniz.. İdrar tahlili istemişti doktor.. Ve sonra öğlene kadar zorlu bir bekleme süreci başlamıştı.. Yusufcuk direnmişti saatlerce, yapmamıştı çişini.. Ve sen beklemekten, daha doğrusu oradan oraya koşan Yusufcuğu zaptetmekten, yere düşüp sonra da yerleri sıvazladığı ellerini ağzına sokmasın diye çırpınmaktan yorulmuştun.. Söylenmiştin de söylenmiştin..

Sen misin söylenen?

Al bakalım sana daha da beteri.. Yusufcuğun gaita ( yani bizim anladığımız dilde kaka 😛 ) tahlili için bekle bakalım şimdi… Bu çiş gibi de değil üstelik.. Belli periyotlarla birikmiyor.. Günde bir kere ancak.. Hadi ikincisi şans olsun.. Hani ishaldi senin oğlun? Hani sabah iki kere doldurmuştu bezini? Vaz mı geçti yoksa ishal olmaktan hastaneye gelince? “

Yukarıdaki kısımlar, bugün hastanede kimliğini tespit edemediğim bir iç ses tarafından kulağıma fısıldananlar.. Sizinle paylaşmak zorunda kaldığım için üzgünüm 😛 Mideniz bulandıysa daha da üzgünüm ama annelik işte.. Bazen bez değiştirmekten daha da ötesi gerekebiliyor.. Ama yine de şükrettim çünkü o gaitaların ( küçük şeffaf kavanozlara doldurulmuş çeşit çeşit örnekler! ) mikroskobik incelemesini yapmak zorunda olan ben olabilirdim.. Benim payıma sadece beklemek düştü bugün..

Sabah, daha doğrusu öğlen babamız hastaneye bıraktı bizi Yusufcukla.. Çünkü iki gündür gaitamız ( böyle yazınca daha masum oluyor sanki 😛 ) bir acaipti ve enfeksiyon şüphesi vardı. Doktorumuz test istedi.. Ayrıca kırmızı beneklerimize de bakacaktı.. – Ki baktı, kızamıkcığa benziyor, dedi!-

Gitmeden önce iyice karnını doyurdum Yusufcuğun.. Biri yolda biri de hastaneye gider gitmez olmak üzere iki kere emzirdim ama maalesef hiç de beklediğim gibi olmadı gelişmeler.. İki gündür ishal olan çocuk saatlerce bekletti bizi! İçimden “Kesin yapmayacak..” diyorum ama bırakıp gitmeye de vicdanım el vermiyor.. Neyse saat dörde -yani doktorun mesaisi bitene kadar- bekledim ama tahmin ettiğim gibi “gaita” örneği veremedik..

Bu sırada öğlen uykusu uyumayan Yusufcuk iyice huysuzlanmaya ve uykusu başına vurmaya başladı.. Emzirme odasına gidip ters bağladığım bezi çıkarttım – gaita testi için bezi ters bağlattılar bize, emici tarafı dışa gelsin, naylon kısmı içte kalsın ve örnek kolay alınsın diye.. Evden numune götürecek olanlara faydalı olur belki bu bilgi, biz pazartesi günü öyle yapacağız da :)) – yeni bez bağlayıp uyuttum Yusufcuğu.. Bir yandan da eve nasıl gideceğimi düşünüyorum.. Çünkü babamız bizi almaya gelecek durumda değildi ve iki minibüse binmem lazımdı eve gitmek için.. Yusufcuğu oradaki yatağa yatırıp montumu giydim, çantayı kapattım derken ağlmaya başladı.. Tekrar emzirdim.. Uyuyunca ayağa kalktım, tekrar ağladı.. Kucağımda salladım, salladım, salladım.. Baktım uyumuyor, bebiyi kucakladığım gibi dışarı attım kendimi.. O odada biraz daha kalsaydım hiç iyi şeyler olmayacaktı 😛

Elhamdülillah her iki minibüsü de hiç beklemedik, hemen geldik bizim sokağın başına.. Bu arada Yusufcuk önünden geçtiğimiz büfede satılan simitleri gösterip “mammaa” deyince simit aldım oğluşuma.. Tatlı tatlı yemeye başladı ve anlam veremediğim bir sakinlik çöktü üstüne :)) Herhalde sabah bizimle kalkıp bir daha uyuyamamasından olacak.. Ben de baktım ki Yusufcuk çok sakin, karşıdaki bayan kuaföre daldım hemen.. “……. Kesim-Saç Tasarım-İmaj” yazılı tabela cezbetti beni sanırım 😛 Hani dedim, şöyle yeni bir imaj yaptırayım kendime.. Mesela “selocan”ların şapkası gibi bir model.. Ama o uzantıların ucunda pembe çiçekler olacak 😛 İkisini kurdelayla birbirine bağlayacağım ve ortaya da bir kelebek tutturacağım, hani şu ördüklerimden.. ( Tamam Kuaybe tamam.. Herkes birkaç gündür uykusuz olduğunu, beyninin birkısmının sıvı kıvama geldiğini biliyor zaten.. Belirtiler sana kalsın.. )

Neyse, Yusufcuğun saçlarını kesip kesemeyeceklerini sordum, “Tabii ki keseriz..” dediler.. Kucakladım oğluşumu, eline de yeni bir simit parçası verdim ve sonra çok keyifli anlar yaşadık.. İlk traşımız – daha doğrusu ilk profesyonel traşımız, benim mantar modelleri saymıyorum- çok sakin ve güzel geçti şükürler olsun.. Saçları kesildikçe gözümde daha bir büyüdü, daha bir çocuk oldu benim oğlum.. Siz bakmayın benim ona bebi dediğime :))

…………………..

Bu arada, şu saat oldu, Yusufta hala bir gaita örneği yok 😛

İyi ki “Yapana kadar bekleyeceğim hastanede..” diye azmetmemişim.. Uyudu kerata.. Sabah uyanınca yapsın, bakalım ben değiştiriyor muyum o bezi..

Öyle gezecek bütün gün, ceza 😛

 

Şubat 28, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 4:30 pm

Yusufcuğumun ateşi düştü çok şükür..
Ama artık biraz süslü bir bebeğiz 😛

Vücudunda küçük kırmızı kırmızı pütürler çıkmaya başladı.. Doktorumuz imdada yetişti hemen.. Sanırım sebebi altıncı hastalıkmış.. İki gün daha bekleyip tekrar doktora gideceğiz.. Merak etmenizi istemedim, edenlere de teşekkür ederim :))

 

Şubat 27, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 7:15 pm

Üzgünüm günlük ama Yusufcuk çok hasta yine..

Dün tam bir macera-kabus karışımı yaşadım.. Aslında iki gündür ateşliydi küçücüğüm ama ateşi çok yüksek olmadığı ve diştendir diye düşündüğüm için – malum azılar geliyor – üstüne düşmedim.. Başka hiçbir belirti yoktu çünkü.. Ama dün öğlen babamız misafiriyle birlikte birşeyler yemeye gelip gittikten sonra Yusufcuk acaipleşmeye başladı.. Halsiz halsiz kendini oradan oraya atmaya başladı. Uykusu geldi diye emzirdim, ateş düşürücü verip uyuttum. 37 civarındaydı ateşi.. Bir saate kalmadan uyandı .. Kucağıma bir aldım ki cayır cayır yanıyor.. Ateş 39’a yükselmiş.. Hemen soydum, soğuk kompres yapmaya başladım.. İki kere ard arda kendinden geçer gibi oldu miniğim.. İşte o an ömrümden ömür gitti sanki.. Havale geçirecek diye mahvoldum korkudan..

Bir yandan onu ayık tutmaya ve soğutmaya çalışıyorum, diğer yandan da doktorla konuşuyorum, Ozan’a ulaşmaya çalışıyorum.. Derse girerken kapatmış telefonunu.. O panikle birkaç kişyi daha aradım ama kiminde araba yoktu, kiminin misafiri vardı.. Yusufcuk ağlıyor, ben soğuk havlularla onu siliyorum.. Dereceyi sabit tutabildiğim sürelerde ateşini ölçmeye devam ediyorum.. Neyse.. Ozan’a hala ulaşamayınca aklıma bir anda İrem geldi.. Hemen aradım ve canım arkadaşım sağolsun Hızır gibi yetişti.. Hemen Kızılay’a, doktorumuza götürdük miniğimizi.. Evden çıkmadan 37.5’a düşmüştü neyse ki ateşi ama çok durgun ve keyifsizdi arabada bile.. Arada İrem teyzesinin hatrı için oynar gibi yaptı çalan müziğe ama göğsüme yaslanıp halsiz halsiz yatışını hiç unutamam sanırım..

Zorlu bir muayenin ardından suçlu ortaya çıktı.. Viral bir boğaz enfeksiyonu.. “Boğazı şiş ve ödemli..” dedi Neşe hanım.. Kendinden geçişini falan anlattım, “Bu kadar yaklaştıysa her an havale geçirebilir, ateşini mutlaka kontrol altında tutmaya çalışmalısınız..” dedi. Solunumu henüz hırıltılı olmadığı yani enfeksiyon alt solunum yollarına inmediği için antibiyotik vermedi ama onu da sık sık kontrol etmemi istedi.. Hırıltı, sık nefes alıp verme ve solunum güçlüğü olursa hemen götüreceğiz yine.. Şimdilik sadece Peditus ve Calpol-İbufen ikilisiyle idare ediyoruz..

En kötüsü de Yusufcuğun kilo vermiş olması tabii.. Geçen ayki tartısından bile 300 gram eksik! Ateş günde yarım kilo kaybına bile neden olabiliyormuş.. Neşe hanım üzülmeyin dese de ben çok üzüldüm 😦

Tam iş çıkış saati gittiğimiz için Kızılay çok kalabalıktı ve İrem arabayı parkedecek biryer bulana kadar çok uğraşmış.. Bizi doktorun kapısında indirip devam etmişti o.. Mecbur kaldığı için de çok ters biryere parketmiş.. Muayene sırasında gelip bir de bunu söyleyince benim kaygım ikiye katlandı tabii.. “Ya arabayı çekerlerse, ne yaparız..” diye.. Bu arada hala Ozan’a ulaşmaya çalışıyorum ama gıcık bir ses telesekrete not bırakmamı söylüyor bana.. Doktorun yanından çıkıp da arabaya binene kadar gitmedi içimin sıkıntısı.. Neyse ki arabayı çekmemişler.. İremcim eve kadar bıraktı bizi.. Canım, bir de buradan teşekkür edeyim.. Allah bin kere razı olsun.. Sen olmasaydın tek başıma ve Yusufcuğun o haliyle ne yapardım akşam vakti hayal bile edemiyorum.. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum.. Çok teşekkürler..

Dün gece, kankam dijital ateş ölçer, şuruplarımız ve ben iyi iş çıkardık :)) Sabaha doğru Yusufcuğun ateşi tamamen düştü ve derin bir uykuya daldı.. Hatta bir ara üstünü bile örttüm üşümesin diye ama sabah yine 38.5’la karşılaşınca soğuk bir duş aldı Yusufcuk.. Yukarıdaki fotoğraf bu duş sonrası işte.. Bu arada, doktorun tavsiyesini de yazayım buraya, ihtiyacı olanlar kullansın bu bilgiyi.. Neşe hanım bana ateş 38’i geçtiğinde bebeği soğuk suyun altına tutup çıkarmamız gerektiğini – uzun süre değil, saçları ve vücudu ıslanacak kadar- ve sonra kurulamamamızı tavsiye etti. Kurulayınca etkisi olmuyormuş ama kurulamaszak, su buharlaşırken hızla ateşi düşürüyormuş.. “Biz böyle yaparız ateşli bebeklere..” dedi..

Her üç saatte bir verdiğim ateş düşürücü işe yaradı maşallah.. Bugünü daha rahat geçirdik.. Şimdi annesinin örüp bir kavanoza doldurduğu “dideh” lerle oynuyor Yusufcuk :)) Emek emek ördüğüm o çiçekler mahvoldu ama iyi oyaladı miniğimi.. Salonda heryer çiçek, bahar geldi sanki 😛 Şimdi arkamda, kesme tahtasına koyduğu mavi bir çiçeği plastik bıçağıyla kesmeye çalışıyor :))

……………………..

Bu arada, dün Yusufcuk ateşlenmeye başlayınca onu soyup bıraktım oynasın diye..
Ateşi yükselmeye başladıkça pencerenin önünde kendi kendine söylenmeye ve sonra da birilerini azarlamaya başladı!!

Dedim herhalde bu da Karakuzu gibi birilerini görüyor ateşten..
Ama Gaffur olmadığı kesin, o olsa gülerdi 😛

İkindide başlayan ishal olmasa “Yarına iyi olur..” diyordum ama Allah kerim..

İnşaallah göğsüne inmeden atlatırız..

Bize dua edersiniz di mi?

 

Şubat 16, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 9:39 pm

Hazır Yusuf uyumuşken,
bugünün de kaydını tutalım sevgili günlük..

Dün gece Yusufcuğun düşmesinden sonra başlayan el titremesi hala tam olarak geçmedi aslında ama biraz sakinleştim galiba.. Olayı uzun uzun anlatmayayım şimdi sana.. Sadece Yusufcuğun bizim yatakta zıplarken geri geri düştüğünü, önce ağzını bazanın kenarına çarptığını ve o hızla tekrar geriye sekerek kalorifere çarpışını geçelim kayda.. Sonra benim çığlıklarımı.. Ne olduğunu anlayabilmek için lavaboda yüzünü yıkarken akan ağız dolusu kanları.. Tir tir titrememi.. Asla ağzını açmayan Yusufcuğun sakinleşmemesini.. Sabaha kadar ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlıkla bekleyişimi.. Gündüz de her bakmaya çalıştığımızda ağzını sıkı sıkı kapatışını.. Vee az önce yaptığım hasar tespit çalışmasının ardından gördüklerimi.. Sadece bunları geçelim kayda.. Alt dişlerden biri üstte çıkmayan dişin olduğu yere vurmuş, ezmiş ve kan oturmuş oraya.. Diğer alt dişin ucu kırık.. Birazcık ama, çok değil.. Dilinin altı kesilmiş ve çenesinin altı da kan oturmuş vaziyette.. Yani anlayacağın, hasta Yusufcuk bir de kazazede oldu dün :((

Bu aralar sadaka vermeyi biraz ihmal ettiğimin farkına vardım..

Hastalığı da hala geçmiş değil.. Sadece emerek yaşamaya, tıkalı burnunu ve boğazını sinir ola ola açmaya ve bu sabahtan beri koca dedeler gibi öksürmeye devam ediyor.. Göğsüne iniyor galiba.. Pazartesi doktoruna götüreceğim bir değişiklik olmazsa.. Ihlamur kaynattım demin, içmeden uyudu küçük inatçı.. Ben içtim sütümden geçsin diye 😛

………………………

Aaa, günlük ben dün amcamızın askerden geldiğini yazmayı unutmuşum sana.. Cık cık, ne ayıp..

Yusufcuk çok mutlu.. Elinden çeke çeke götürüp istediği şeyleri buyurabileceği, kendisini kucağa aldırıp aynaya bakabileceği, şımardığı zaman poposunu arkaya ittirip eğilerek başını iki yana sallayıp şirinlik yapabileceği birisi daha var artık evde.. Gerçi “Bir haftaya kalmadan gideriz..” diyor babaannemiz ama ben rahata çok alıştım galiba.. Bırakmam 😛

Amcası kendi havacı şapkasını hediye etti beybişe..
Küçük asker oldu benim oğlum..

……………..

Yusufcuk akşam babası gelince olan biteni “biiir bir” anlatmayı biliyor artık elini bir aşağı bir yukarı sallaya sallaya :))

Bu aralar da Pınar Beyaz’ın “beyn”li reklamına takmış durumda.. Okan Bayülgen “Ben buldum, ben buldumm” diye bağırdıkça Yusuf coşuyor :))

Bu akşam gittiğimiz arkadaş toplantısında evsahibinin kendisinden yaklaşık bir yaş büyük oğlunu sürekli sıkıştırdı Yusufcuk.. Bir bağırış geliyor, Yusuf balonu almış vermiyor, bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun bisikletine binmiş inmiyor.. Bir bağırış geliyor, Yusuf çocuğun yüzünü çizmiş! Babaannesi haklı galiba, “bitirim” oldu bizim bacaksız.. Şimdiden racon kesiyor 😛 Boyuna posuna bakan, görmeden inanmaz yaptıklarına..

Şimdilik bu kadar sevgili günlük..
Kusura bakma, çok uykum geldi gerçekten..
Bilirsin, sana yazmayı severim yoksa 😛

 

Şubat 15, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 8:59 am

Kötü haber..

Yusufcuk hasta..

Ben MK bebişi okuyup hasta diye üzülürken benim minişim de hasta bebişler kervanına katıldı..

Az önce yaklaşık 40 dakikalık bir çarşaf sefasının ardından -babaannesinin deyimiyle- nihayet “Alice Harikalar Diyarı”na kaydı Yusufcuk.. Dün geceyi bölük pörçük, mız mız ve ateşli geçirdik.. Saat dört civarı uyandığımda resmen sıcak su torbasına sarılıp uyumuş gibiydim.. Cayır cayır yanıyordu miniş.. Uyandırıp ateş düşürücü içirmeye çalıştım ama nafile.. Yarı baygın gözleriyle kendini yataktan atmaya kalktı küçük kaloriferim.. Babaannesi geldi sesimize ve burnunu sıka sıka ağzını açtırıp bir ölçek içirebildik çok şükür.. Sonra sabaha kadar süren bir uyu-uyan-burnum tıkalı diye ağla-em-ağla-uyuyakal-tekrar nefes alama ve uyan-ağla.. döngüsü başladı..
Burnu-genzi tamemen tıkalı ve balgam söküyor öğüre öğüre :((

Ya daha önceden üşüttü ya da salı günü..

Salı gününü tamamen hastanede geçirdik.. Ondan önceki gün sadece bir kere çiş yaptı ve gece de hiç çiş yapmadı Yusufcuk.. Yatmadan önce de ağlaya ağlaya ve bezini göstere göstere çiş yaptığı için idrar yolu enfeksiyonundan şüphelendik.. Hafif de ateşliydi.. Ateşin sebebini anlamak için tahlil istedi doktor ama idrar tahlili temiz çıktı, kültür sonucunu da henüz almadık.. Yarın çıkacak inşaallah.. Daha o gelmeden bu sefer de üst solunum yolu enfeksiyonu başladı işte :((

Zaten çiş yapamıyor diye gittiğimiz hastanede bir de idrar tahlili istenince ne oldu bilin bakalım..

Saatlerce Yuusfcuk çiş yapsın diye nöbet bekledik..

İdrar torbasının yarım saatte bir değiştirilmesi gerekiyor bebiş çiş yapmazsa.. Yoksa idrar steril olmuyormuş.. Yenisini takmak ayrı işkence zaten.. Biz de bol bol su içirmeye çalıştık Yusufcuğa süreci hızlandırmak için :))
Baktık ki bir süre sonra biberonu görünce kaçmaya başladı, biz de lolipop tutuşturduk eline.. Yaladıkça içi yansın, su içsin diye :))

2.5 saat sonra nihayet çiş yaptı Yusufcuk.. Ama bu sefer de torbadan bile taşıp paçalarına akacak kadar!! Herhalde canı yanacak diye korkup tuttu,biriktirdi, sonra da dayanamadı yavrucak 😛 Oturduk bankın üstüne, baştan aşağı değiştirdik kıyafetlerini..

Sonra sıra sonuçları beklemeye geldi.. Yusufcuk hastane koridorlarında koşar, ben peşinden.. Orayı burayı eller, ben çıldırmanın eşiğinde.. Neyse doktorun odasına gittik tekrar sonuçları göstermeye.. “Tahlilde belirgin bir enfeksiyon bulgusu yok..” dedi. O sırada aklıma Yusufcuğun kolunda bir haftadır dikkatimizi çeken kızarıklık ve döküntü geldi, onu da gösterdim. Bizi cildiyeye sevketti. Ve günün sürprizini orada öğrendik.. Yusufcukta atopik egzama başlamış.. Alerjik kökenli dedi doktor.. Birçok yiyeceği, özellikle hazır ve kimyasal içerikli gıdaları, kokulu ve renklendiricili şampuan ve kremleri, yün kıyafet ve halıları vs. hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi.. Tabii çok moralim bozuldu benim..

İki gündür krem sürüyorum ve yağlıyorum Yusufcuğu.. Cildi de çok kuru dedi doktor.. Bana çekmiş maalesef.. Kışın her gece vıcık vıcık kreme bulanmadan yatmazsam sabah gerilmiş kağıt gibi kalkıyorum 😛 Böyle devam ederse, ellime varmadan kuru erik gibi olacağım galiba kırışıklardan :))

Neyse konuyu sulandırmayalım..

Hasılı Yusufcuk hasta ve böyle giderse yarın yine hastane yolu görünüyor bize..

…………..

Bu arada, dün cicik bir hediye aldım eski sevgilimden..

Kırmızı eteğimin üstüne çok uydu kırmızı şalım..

Eski sevgilim kim mi?

Tabi ki Ozan.. Hi hiii :))