KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 31, 2008

Filed under: anket,Yusufcuk — Kuaybe @ 10:54 am

Bu Pazartesi bir değişiklik yaptım ve piknik maceralarını yazmak yerine iki yeni anket koydum size..

Hadi kolay gelsin..
Bakın, fikirlerinizi çok önemsiyorum, ona göre :))

PollPub.com Vote“Güzel yazı köşesi”ni okuyor musunuz? Sık sık güncellenmesini ister misiniz?Güzel yazı köşesi mi? O ne ki?
Evet okuyorum, güncelle lütfen..
Hayır okumuyorum, kaldırsan bile olur..
Blog senin kardeşim, ne istersen onu yap 😛

View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls

PollPub.com VoteSizce de artık şablonu değiştirmenin zamanı gelmedi mi?Geldi de geçiyor bile Kuaybeee..
Hayır gelmedi daha, bu güzel, “Yusufcuk”lu “Yusufcuk”lu :))
İkide bir şu şablonu değiştirmek zorunda mısın?
Blog senin kardeşim, ne istersen onu yap : ( Tekrar oldu farkındayım 😛 )

View Results

Poll powered by PollPub.com Free Polls

 

Mart 29, 2008

Filed under: ilk kelimeler,mutluluk,tarif defteri,Yusufcuk — Kuaybe @ 2:33 pm

Bugünlerde günün en sevdiğim anları, öğleden sonralar..

Yusufcuğa yemeğini yediriyorum, altını değiştiriyorum ve biraz oynaması için bırakıyorum.. Sonra bakıyorum hafiften hafiften esnemeye başlıyor.. Biraz duruluyor, düşüyor sanki temposu.. Anlıyorum uykusunun geldiğini.. Az sonra da yanıma gelip serçe parmağımdan yatakodasına çekiyor beni ve şirin şirin “Nenniğğğğ” demeye başlıyor!

Şimdiye kadar hep hayalini kurduğum bir manzara bu.. Uykusu geliyor ve kendi rızasıyla uyumak istiyor bebişim :)) Gerçi hala kendi kendine uyumayı öğrenebilmiş değil, süte bağımlı ama olsun.. Bu da bir gelişme..

Yavruşu emzirirken genelde ben de uyuyup kalıyorum yanında.. İşte bu kısım, günü şekerlendiren, ballandıran kısım :)) Nasıl tatlı geliyor o uyku anlatamam.. Kendimi şarj edilmiş pil gibi hissediyorum uyandığımda :))

Ama daha da güzeli, uyandığımız ilk dakikalar..

Hafif terli, biraz mahmur ama inadına şirin oluyor Yusufcuk.. Ben o ne yapacak diye gözümü kısıp uyuyor numarası yaparak bakıyorum, uyandırmak için üst üste heyecanlı heyecanlı “anniğğ, anniğğ, anniğğ” diye diye öpüyor beni.. Uyanıyorum, sarılışıp koklaşıyoruz.. Yatağın içinde doğrulup sevgi seansımızı gerçekleştiriyoruz :)) Sonra sıra ayna faslına geliyor.. Bizim dolabımız yatağımızın tam karşısında olduğu için ve kapakları ayna olduğu için çok eğlenceli oluyor bu iş.. Birlikte yastıklara sırtımız dayayıp oturuyoruz ve Yusufcuk başlıyor bana “beğbee” yi göstermeye.. Arada sarılıyor, aynaya bakıp kendisinin bana sarılımş görüntüsünü görünce “Ayyyy” diyor :))

Her saniyesini hafızama kazımak istercesine,
iyice keyfini çıkartıyorum bu dakikaların..
Tadı başka hiçbirşeyde yok çünkü bunun..
Hele o yeni uyanmış bebe kokusu!
Vargücümle içime çeksem de
doyamıyorum…

………………….

Gelelim yeni kelimelerimize..

Farkındayım, bugünlerde konuşma çalışmalarını hızlandırdı Yusufcuk.. Bana sadece kaydetmek kalıyor.. Bu tatlış kelimeleri unutmak istemiyorum.. Annemle babam hala anlatırlar mesela benim daha 11 aylıkken “günek batti” ( güneş battı) ya da “Kuabene hu vey kıcına” ( Kuaybene su ver, kızına) deyişimi.. Ben de ileride oğluma kendi kelimelerini anlatmak istiyorum inşaallah taklidini yapa yapa :))

Ovüdah: Oyuncak

Ceyti: Zeytin ( Ama illa yeşil zeytin, siyahları zeytinden saymıyor bizim bebe )

Üh: “Düştü” anlamında.. Söylenişini taklit ediyor :))

Huyyuuğğğ: Yine aynı şekilde söyleyiş taklidi, “uyuyor” anlamında.. Ağzını da yuvarlacık yapıyor :))

Değn: Tren

Ağl: Al

Ağya: Ayna

Mih: Muz

Ayi: Ayı

Duğdu: Turşu.. Acaip ama bayıla bayıla turşu yiyor :)) Aslında çok da acaip değil, bana çekmiş..

Birkaç tane daha var ama hatırlayamadım şimdi..
Sonra yazarım ..

………………..

Dün Yusufcuk tam bir kalsiyum yüklemesi yaptı :))

Akşam yemeğinde bir kase yoğurt çorbası içti ki maşaallah demem lazım hemen.. Sonra yatmadan önce de yaptığım fırında sütlaçtan yedi.. Gözlerime inanamadım! Ozan bana baktı, ben Ozan’a baktım, “hayret” dedik :)) Ee, zaten bütün gün de beni emiyor.. Kalsiyum bombası gibi tamamladı galiba dün geceyi 😛

Perşembe günü de pazardan dönerken pusetinde tam üç tane muz yedi.. Hani var ya küçük “parmak muz”lar, onlardan.. Ama bu Yusufcuk için büyük gelişme.. Arada da -üstelik benden isteyerek- kuru üzüm atıyor ağzına, bitiriyor, geliyor yine tırtıklıyor torbadan :)) Kuru kayısıyı da sevdiğini farkettim ama çok yediğinde ishal yapıyor, çok veremiyorum istemesine rağmen..

Farkettim ki ben alışık değilim Yusufcuğun birşeyler yemesine.. Yediği zaman “olay” oluyor bana :)) “Maşaallah” deyip şükredeyim, Rabbim arttırsın inşaallah.. Çok mutlu oluyorum Yusufcuk birşey yediğinde.. Yavru hamsi balığı gibi geziyor ya ortalıkta, kendimi kötü hissediyorum işte..

………………………

İki de tarif verelim bitirelim yazımızı.. Pazar sabahı için yaparsınız belki :))

Bu sefer gerçek tarifler ama.. Öyle oyuncak yahnisi, lego çorbası falan değil.. Bizzat anne mamülü :))

İlki, farklı bir çay demleme şekli aslında.. Geçen hafta yaptım ilk defa – ve tamamen uydurmasyon :P- ama kardeşim de ben de çok beğendik.. Babamızın çayla arası pek yok ama o da severek içti..

Su kaynayınca, normal çaydan (siyah) biraz koydum demlik süzgecine.. İçine biraz da yeşil çay ekledim ve kaynar suyu şöyle bir gezdirdim üstünde.. Hem yıkanmış hem de acısı gitmiş oluyor böylece.. Sonra üstüne bir çay kaşığı toz zencefil ekledim ve öyle demledim çayı.. İçerken de biraz limonla daha harika oluyor..

İkincisi ise yine çok basit bir tarif.. Yulaflı omlet..
Çukur bir kaba, üç yumurtayı kırıp üstüne göz kararı süt ekliyorum.. Sonra da içine yulaf ezmesi döküyorum bolca.. ( Benimki “Eti Lif-a-lif Yulaf Ezmesi”, hani şu diet yaparken yenilenlerden) Tuz ve karabiber ekliyorum, iyice çırpıyorum.. Biraz bekletiyorum, yulaflar tamamen yumuşuyor böylece.. Sonra tavaya döküp iki tarafını da pişiriyorum.. Yusufcuk bile severek yiyor :)) Bu sabah yaptığıma dereotu da ekledim hatta, çok yakıştı..

Bu tarif bir taşla üç kuş vurmaca aslında.. İçinde hem yumurta hem yulaf hem de süt olduğu için Yusufcuğun yemesi beni çok mutlu ediyor.. Bazen yulaf yerine peynir ekliyorum, bazen de didiklenmiş tavuk etleri.. Yumurtanın içinde farketmeden yiyor..

( Evet Yusufcum, itiraf ediyorum, çok kandırdım seni bebişken çooookkk 🙂 )

Herkese iyi haftasonları..

 

Mart 26, 2008

Yusufcuğun ilklerine bir yenisi eklendi bu hafta..

İlk cümlesi : Baba diğttiii..

Babası bizi hastaneye bıraktığında söylemişti arabanın arkasından bakarak.. Pazartesi günü yazmayı unutmuşum.. Babası biryere gittiğinde ya da odadan çıktığında bu cümleyi hep söylüyor artık.. Bugün de gazetedeki araba resmine baktı uzun uzun, sonra da gazete ters çevrilince arabanın kaybolduğunu görüp “Ann ann diğttii” dedi :)) Tabağımızdaki yemek ya da bardaktaki içecek bitince de “Biiiiğğtttiii” diyor hemen.. “Ne bitti?” diyorum, ağzıyla yutkunma hareketi yapıyor önce, sonra da ellerini birbirine sürüyor hemen “bitti gitti” der gibi..

Maşaallah benim bebişime.. Artık bir “Yusufcuktan cümleler” kategorisi açmanın zamanı geldi :))

……………………

Bugün kütüphanenin üstünde duran atını gördü Yusufcuk.. İşaret etti vermem için.. Anladım ama o anda birşey yaptığım için anlamamış gibi yaptım.. “İyyyy haa haa haaağğğ” demeye başladı! Atı aynı öyle kişniyor.. Baktım derdini anlatmaya niyetli, “Ne istiyorsun annecim, adını söylersen vericem..” dedim.. Masadaydı o sırada, aşağı indi hemen, emekler gibi eğildi, dört ayak ilerlemeye başladı.. Yani böyle yürüyen ve “iyy ha haa haa” diye bağıran atını isityormuş :))

Isırdım ısırdım, sonra verdim atını :))

Ata da “ad” veya “ap” diyor bu arada.. Niye söylememekte ısrar etti bugün anlamadım.. Ama böyle anlatması kesinlikle daha şirindi..

………………….

Özellikle babaannesi buradayken, Yusufcuk her kaka yaptığında altını beraber değiştiriyorduk ki işi çabuk ve kolay halledelim.. Babaannesi onu oyalarken ben de olabilecek en hızlı alt değiştirme metotlarını uyguluyordum :)) Her seferinde de babaannesi bez açıldığında “Öff kokmuş bu bez yaa.. Kokutmuş Yusuf, öff..” diyordu, eliyle kötü kokuyu savar gibi bir hareket yaparak..

Birkaç gündür her bezini açışımda suratını buruşturup aynı hareketi yapıyor Yusufcuk.. Eliyle kendi kokusunu kovalıyor 😛 Eğer becerebilirsem kamerayla çekmeye çalışacağım yarın.. O kadar komik oluyor ki..

Acaba gerçekten iğrendiği için mi yapıyor yoksa sadece o hareketi hatırladığı için mi, bilmiyorum..

Bu arada, tecrübeli arkadaş ve yakınların tavsiyesine uyarak tuvalet eğitimini yaza ertelemeye karar verdim.. Aksi takdirde hem benim için hem de Yusufcuk için oldukça zorlayıcı olabilecek çünkü bu konu..

………………..

Son madde Yusufcukla ilgili değil ama yazmazsam olmaz 😛

Doğadan’ın Nar-Çilek çayını keşfettim.. Çok oldu aslında keşfedeli ama bu aralar daha çok içiyorum sanki, hatta hergün! Böğürtleni de çok güzel ama nar-çileğin kokusu harika.. Denemeyenlere tavsiye ederim..

( Marka vererek ürün tavsiye etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben beğendiğim, sevdiğim şeyleri paylaşmaktan çok hoşlanıyorum.. Umarım yanlış birşey yapmıyorumdur.. )

 

Mart 25, 2008

Filed under: aşı,ilk kelimeler,Yusufcuk — Kuaybe @ 11:41 am

“Çok ama çok yorgunum sevgili günlük..”
diye başlayıp yazacaktım birşeyler dün gece ama uyumuş kalmışım :))

Çok yorgundum gerçekten..
Yoğun bir haftasonu, ardından Yusufcukla önce bir doktor sonra da aşı macerası!
Daha ne olsun?

Aslında bu yazıyı İstanbul’dan yazıyor olacaktım bugün ben.. Ama yine nasip olmadı gitmek.. Birlikte gideceğim arkadaşlar gitti de döndü bile.. Ben hala buradayım :((

Ama olsun, bizim de “dadi”miz geldi haftasonu.. En azından kardeşlerimin birini görmüş oldum.. Annelerle de MSN’de konuştuk, hasret dindi biraz..

Haftasonumuz çok güzeldi yine elhamdülillah.. Yusufcuk “dadiiğğ” diye diye dayısıyla oynadı doyasıya.. Birlikte yeni oyunlar keşfettiler.. Mesela, elektrik çarpmış adam taklidi yapmaca, koltuk minderlerini yere serip bodoslama üstüne atlamaca, gittiğimiz piknikte köstebek gibi çukur kazmaca.. Daha neler neler.. Fethi, seni hayırla yadediyorum ablaciim bilesin 😛

Cumartesi uzun bir park keyfi, pazar da pikniğin ardından, pazartesi güneşin ilk ışıklarıyla Eskişehir’e döndü dayımız.. Biz de Yusufcukla biraz daha uyuduktan sonra, babamızın aldığı göz doktoru randevusuna yetişebilmek için kalkıp hazırlandık.. ( Gerçi yine geç kalıp babadan fırçayı yedik ama o ayrı 😛 )

Yusufcuğun sol gözünde hafif kayma var.. Yorulduğu zaman bu hafif kayma oldukça bariz hale geliyor hatta.. Bazen iki gözü farklı noktaya bakıyor gibi oluyor, korkuyorum !! Son hastane kontrolünde Neşe hanım bir göz doktoruna gitmemizi önerdi tekrar.. Babiş de randevu aldı bize.. Oğluşumla birlikte gittik dün.. Hastanenin girişindeki kocaman akvaryumdaki tüm balıkları sevdikten, tüm personel ve bazı hasta yakınlarıyla cilveleştikten ve bizimle ilgili ilgisiz tüm odaların kapısını yokladıktan sonra sıra bize geldi.. Aslında çok beklemedik ama Yusufcuk kısa bir süreye, bu saydıklarımın hepsini sığdırdı :))

İçeri girdik, doktor amca başladı Yusufcuğu muayene etmeye.. Işıklı kalem gibi birşey tutuyor yüzüne ( ışığa tepki hızını ölçmek için), “Işığa bak..” diyor, Yusuf inatla kalemi almaya çalışıyor :)) Doktor çekiyor, “Beh, beeehh..” diye kızıyor bizim bebe.. Yusufcuğun eline başka bir kalem vermek suretiyle durumu kurtardık zannediyorduk ki, bu sefer de o kalemle oynamaktan doktora bakmadı afacan..

Neyse doktor biraz uğraştıktan sonra sıra makineyle ölçüme geldi.. Ben kendi yüzümü dayadım, oyun gibi lanse ettik, içinde “pisi pisi” var dedik ama nafile.. Yusufcuk asla ama asla yanaşmadı makineye.. Biraz ısrar edince ağlamaya başladı :(( Baktık olmayacak, danışmadan bir görevli çağırdık, ben Yusufcuğu kucakladım, elini kolunu tuttum, o kız da başını sabitlemeye çalıştı ama cıkk.. Çığlık çığlığa bağıran Yusufcuk aynı zamanda çırpındığı için doktor birtürlü görüntüyü sabitleyip de ölçüm yapamadı.. Bekleyip bekleyip denedik ama sonuçta muayene olamadı Yusufcuk.. Ve ölçüm yapamadığı için de kesin birşey söyleyemedi, damla falan vermedi doktor.. “Altı ay falan sonra tekrar deneyelim, biraz büyümüş olur..” dedi..

Odadan çıktık, koridorda herkes bizi işaret ediyor! Taa koridorun sonundaki danışmaya bile gitmiş sesi cırcır böceğinin :)) “Niye ağladın bakiim?” diyor oradaki kızlar, “Aeee buuuyiii ğii deeebbii geee..” diye anlatıyor başına gelenleri :)) Tabii bu sırada ben terden sırılsıklam vaziyetteydim, o ayrı.. Ondan çok ben uğraştım ne de olsa..

Tıp merkezinin karşısındaki büfeden fix yolculuk mamamız “çıbık kraker” aldık ve otobüsümüze binip eve geldik.. Yolda, eğer yanımda çubuk kraker varsa ve huysuz olmasını gerektiren extra bir durum yoksa sessiz sakin duruyor Yusufcuk.. Krakerini kemire kemire etrafı, insanları, arabaları inceliyor.. Krakeri bittikçe bana dönüp tekrar istiyor.. Yere düşürürse üzülüyor, ben alana kadar işaret ediyor.. Yere düşen çubuğumuzu alıyoruz, “el çabukluğu marifet” hesabı yenisiyle değiştirip veriyorum eline, onu yediğini zannedip mutlu oluyor :)) Gerçi dün eve birkaç durak kala “memeee” diye söylenmeye başlayıp yakamı açmaya çalıştı ama kimseciklere çaktırmadan oyaladım onu 😛 Rezil oluciktim otobüste, amaniiinnn..

Artık emmek istediğinde “memeee” diyerek gayet açık bir şeklide talebini iletiyor Yusufcuk ve ben eğer biraz gecikirsem süt kaynağını kendisi açmaya, ortaya çıkarmaya çalışıyor!! Evde hadi neyse de dışarıda hiç uygun olmuyor bu manzara.. Sırf bu yüzden, 16 aylıkken oğlunu sütten kesmişti bir arkadaşım.. Bir süre sonra düğme açmayı da beceriyorlarmış çünkü!!

………………….

“Memeee” deyince aklıma Yusufcuğun birkaç yeni kelimesi geldi..
Onları araya sıkıştırıyoruz hemen :))

Meğme: Meyve

Apu: Simpsonslardaki Hint Apu değil, karıştırmayalım lütfen.. Bu Yusufcuk dilinde “portakal” demek :))

Dadi: Dayı

Tağta: Önceden “bayta” dediği tavşana artık tağta diyor..

Tışş: Cıss

Buğuh: Soğuk

Gih: Git

……………………

Devam edelim..

Doktordan dönünce yaklaşık iki saat uyumuşuz bebişimle, ki biliyorsunuz bu büyük nimet benim için.. Sabah erken kalkıp hastanede de yorulunca iyi uyudu Yusufcuk.. Ben de nasiplendim tabii.. Uyanınca yemek yedik ve aklıma Yusufcuğun geçen Cuma yayınevine gittiğim ve çok geç geldiğim için yaptıramadığım ve bugüne kalan aşısı geldi..

Karma aşının son dozunun birbuçuk yaşını doldurunca yapılması gerekiyor.. Biz şimdiye kadar iki dozumuzu satın alıp vurdurmuştuk çünkü sağlık ocaklarının vurduğu karma aşı üçlü.. Ama piyasada beşli karma aşılar var, menenjit aşısını da içeren.. O yüzden ondan olsun demiştik ama geçen gün bir blogda beşli aşının artık sağlık ocaklarında rutine alındığını ve ücretsiz vurulduğunu okumuştum.. Yusufcuğu giydirip sağlık ocağına gittim.. Amacım sadece bunun doğru olup olmadığını sormak, eğer doğru değilse ertesi sabah aşının siparişini verip onu aldıktan sonra sağlık ocağına gitmekti.. İki kere dolaşmayayım diye.. Çünkü aşı eczanelerde hazır bulunmuyor, depodan getirtiyorlar buz torbasıyla birlikte ve ısınmadan hemen vurulması gerekiyor bebişe.. Ama hemşire aşının vurulduğunu ve istersem hemen vurabileceğini söyledi..

Yusufcuğu soydum, oradaki bir bebişin oyuncağını da gaspettik (!) ve aşımızı olduk.. Ama yazıldığı kadar kolay gerçekleşmedi tabii.. Küçücük bebenin bacağını hemşireyle ikimiz zor tuttuk.. Ne mor saçlı bebeği gördü Yusufcuk aşı olurken ne de hemşirenin ona verdiği kaplanı.. Son perdeden ağlarken bir de ağzına çocuk felci aşısını damlattı hemşire, daha çok sinirlendi!!

Ama Allah’a şükür şimdilik bitti aşı maceramız.. Daha doğrusu rutin aşılar bitti, gelecek ay suçiçeği yaptıracağız belki.. Doktora sormamız lazım..

Aşıdan sonra uzun uzun yürüttüm Yusufcuğu.. Hem bacağı açılsın hem de aşı dağılsın diye.. Kendini çok sıktı çünkü.. Sokakta kedilere bakarken acısını da unuttu zaten :)) Eve gelince tekrar uyuması da bana bonus oldu :))

Gerçi bu bonusun acısını gece daha da geç uyuyarak çıkardı ama olsun, Ozan’a rahat rahat yemek hazırladım o arada.. Ortalığı topla, yemek ye, Yusufcukla oyna derken.. Yatağa yattığım anı hayal meyal hatırlıyorum 😛

Bizden haberler böyle.. Şimdi gidiyorum..Sabahtan beri bölük bölük de olsa bilgisayar başındayım.. Birisinin yemek yapması lazım :))

 

Mart 22, 2008

Filed under: mutluluk,Yusufcuk — Kuaybe @ 12:33 pm

Yusufum, minik meleğim..

İkinci yaşını da yarıladın annecim..
Birbuçuk yaşındasın artık.. Kucak kucağa, seni koklaya koklaya geçirdiğim kocaman bir “bir buçuk yıl” kaldı geride..

Ve ben, hala inanamasam da yüzlerce anı biriktiriyorum seninle ilgili.. Hatırladıkça yüzümü güldürecek, bazen de gözlerimi dolduracak yüzlerce anı..

Hiçbirini unutmak istemiyorum..
Hele bazılarını asla ama asla unutmak istemiyorum..

Şikayet etsem de gece defalarca uyanıyorsun diye, bir gece uyanıp “emmek istiyorum” diye mızmızlanmadan önce yavaşca yanağıma eğilip beni usulca öpüşünü mesela.. Hem de defalarca öpüşünü..

Seni her sevişimde senin de kendini tutamayarak kucağıma atlayıp tırmanmanı, sonra hızını alamayarak dişlerini sıka sıka beni sevişini, yanağıma “didiğğ, ciciğğ” yapışını..

Dün sabaha karşı uyanıp yatağın içinde doğruluşunu ve sanki karşında gerçekten bir kedi varmış gibi ısrarla “pitti pittiğğğ” yapışını.. Dakikalarca gülüşümü..

Baban İstanbul’a gittiği gece patlattığımız bir koca tabak dolusu mısırı önce çakıl taşları gibi savura savura etrafa dağıtışını, sonra da senin bana, benim sana yedirişimi.. Canın yemek istediğinde bana uzattığını bile geri çekip kendi ağzına atışını ve sanki bana nispet yaparcasına kikir kikir gülüşünü..

Yatağımızı uyumak için değil, üstünde zıplamak için kullanışını :)) Zıplayıp zıplayıp kendini geriye, popişinin üstüne atıp yaylanışını.. Seni tutabilmek için yatağın etrafında ışık hızıyla turlayışımı..

Ondan sıkılınca aynanın karşısına geçip dakikalarca kendinle oynayışını, konuşmanı.. “Ebbe” diyerek “aynadaki bebeği” bana gösterişini, ona el sallamanı, öpücük atmanı, kötü bakmanı :)) “Hadi sev..” deyince elinle kendi görüntünü okşamanı..

Bana, olabilecek en tatlı şekilde “Anniiyyğğ” deyişini.. Her defasında içime ılık ılık birşeyler akışını.. Her defasında, şimdiye kadarki ömrümün bunu duymak için geçtiğini farkedişimi, hayatımın anlamlanmasını.. Kendimi en özel insan hissedişimi..

Yorulduğum zamanlarda, “Hani benim enerji öpücüğüm?” sorumu, yanağıma kondurduğun küçük ıslak dokunuşlarla cevaplandırmanı..

Sevdiğin dizi ve reklamlar bittiğinde yüzüme üzgünlükle karışık bir muzurlukla bakıp ellerini birbirine hızlı hızlı sürerek “Bittiğğ” deyişini..

Canın yandığında, kucağıma alıp seni öptüğümüde “acının geçişini”.. Kendini bana acını unutacak kadar yakın hissedişini.. “Anne öpünce geçeceğine” inanışını, kucağımda huzur buluşunu..

Her gece uyuduğunda sanki bir melekle yatıyormuş gibi mutlu oluşumu.. Sıkı sıkı sarılıp seni koklaya koklaya uyuyuşumu..

Sevecenliğini.. Tanıdığın tanımadığın herkese yanaşıp şirin gülüşünle dikkat çekişini.. Küçücük kalbine nasıl sığdığını anlamadığım kocaman sevginin herkese yetişini.. Sevmekten mutlu oluşunu..

Her sabah uyanıp o boncuk boncuk gözlerini açtığında, bana kendimi dünyanın en mutlu insanı olduğumu hisettirmeni..

Asla ama asla unutmak istemiyorum..

Seni seviyorum meleğim..
Gözlerin hep ışığım olsun..

 

Mart 20, 2008

Filed under: "uf " olduk :(,Yusufcuk — Kuaybe @ 8:10 pm

Biz biraz üzgünüz teyzelerimiz :((

Hatta dün bile üzerimizden bu etkiyi atamadığımız için oturup bir kandil mesajı bile yazamadık size..

Üzgünüz çünkü benim oğluşum yine düştü.. Ama öyle basit, hasarsız değil, gözünü çok tehlikeli bir şekilde metal bir köşeye vurarak düştü..

Ona yemeğini yedirmiştim, kendime yemek almaya gittim mutfağa.. O sırada bir gümbürtü ve çığlık koptu içerden! Toplasan bir dakika bile etmeyen bir zaman dilii içinde.. Elimde ne varsa fırlatıp koştum içeri.. Yusufcuk eliyle gözünü kapatmış, hafif de kan var kenarda.. O an işte aklımı kaybedebilirdim korkudan.. “Allah’ım.. Ne olur birşey olmasın, Allah’ım..” diye bağıra bağıra kucakladım Yusuf’u.. Gözü çıktı diye elim ayağım titriyor.. Yusufcuk da ben korktukça daha da ağlıyor, sıkı sıkı kapatıyor gözünü.. Önce kendim sakinleşip Yusufcuğu teselli ettim, sonra da elini kaldırdım yavaşca.. Elhamdülillah gözünde birşey yoktu.. Ama altı ve yanları hem mosmor hem de şişmişti.. Altı da hafif çizilmiş, kan da oradan geliyormuş!

Hani bahsetmiştim ya geçenlerde, kalorifere çıkıp dışarıyı seyrediyor, pencereleri bağladım falan diye.. İşte ben mutfağa çıkınca yine kalorifere çıkmış ve tam köşesine gözü gelecek şekilde düşmüş oradan!

Allah korudu yavrumu bir kez daha..

Dün Kandil gecemi sürekli oğlumu hayırla, sağ salim ve kolaylıkla büyütebilmek için dua ederek geçirdim.. Rabbimin küçücük emaneti o bana .. Başına her birşey gelişte daha da kötü hissediyorum kendimi.. Çok yetersiz, çok aciz..

Dün markete gittiğimde herkes bana Yusufcuğun gözüne ne olduğunu sordu yolda.. Bugün daha iyi ama elhamdülillah.. Şişliği indi, morluğu da epey azaldı.. İlk düştüğünde sürekli buz kompresi yaptım zaten, yoksa daha kötü olabilirdi..

…………….

Bir önceki gece Yusufcuk düşünce, dün bütün günümü salonun şeklini değiştirmekle geçirdim.. Üçlü koltuğu kaloriferin önüne çekmek zorundayım çünkü başka türlü kapanmıyordu o uzun petek! Sonra onun karşısına şunu koy, geri çek, olmadı tekrar vitrinin yerini değiştir derken.. saatler geçmiş.. Sonunda salona kendimce olabilecek en estetik şekli verdim – hatta verememişim, bu akşam yine değiştirdim iki vitrinin yerini- ve içim rahat etti ama tam ikibuçuk saat uğraşmışım.. Ozan eve gelince inanamadı gördüklerine.. Tek başıma nasıl yaptığımı anlamadı.. Gerçi ilk değil bu, ben canım sıkıldıkça lego aynar gibi mobilyaların yerini değiştiririm evde!! Bu, geçen seneden beri salonun dördüncü farklı şekli.. Ama bu son galiba.. Yusufcuk büyüyene kadar kapalı tutmam lazım o peteğin önünü!

O kadar eşya değiştirmenin üstüne bir de bugün yağmura rağmen pazara gidince Yusufcukla, şu anda kollarmı kaldıracak halim yok.. Kaldırınca da ağrıyor zaten! Ben ne yaptım kendime yaa..

…………

Bir duayla bitirelim..

Rabbim sağsalim büyüsün, hayırlı insanlar olsun yavrularımız.. Bize yardım et.. Hem onları büyütürken hem de eğitirken..

Emanetlerine en güzel şekilde sahip çıkabilmeyi nasip et bize..

Amin..

 

Mart 18, 2008

Bombiş gibiyim sevgili günlük, bombişşşş :))

Bu kadar güzel bir haftasonundan sonra ancak böyle hissedebilirdim zaten kendimi.. Elhamdülillah..

Cumartesi günü, bazı cin hafiye arkadaşların da hemen tahmin ettiği gibi Özlemlerdeydik.. Aslında İrem ve karakuzusu da gelecekti ama ektiler bizi 😛 Ah İrem ah, neler kaçırdın neler!! Çok eğlendik biz..

Tek kişi olmama rağmen sevgili Özlem öyle şeyler hazırlamış ki, çok mahcup oldum görünce.. Ellerine sağlık canım ama çok zahmet etmişsin gerçekten.. ( Artık nasıl bir imaj oluşturduysam kızcağızın gözünde, donatmış sofrayı.. Korktum kendimden.. Çok mu oburum 😛 )

Uzuuuuun bir sofra başı muhabbeti yaptık Özlemle.. Başlarda akıllı bıdık Bera ve beni hanımefendiliğiyle bir kez daha kendine hayran bırakan Sena da bize eşlik etti tabi.. Maşaallah gerçekten o kadar terbiyeli ve tatlı çocuklar ki, Allah herkese evlatlarını aynen Özlem gibi güzel ahlaklı, edebli ve seviyeli yetiştirebilmeyi nasip etsin..

Uzun sohbetimize Bera’nın oyuncaklarını salona yığmakla oluşturduğumuz “oyun alanı”nın çok katkısı oldu tabii :))

Bera abisi Yusufcukla saatlerce sıkılmadan oynadı.. Maç yaptılar (!), saklanbaç oynadılar, “cee” oynadılar, araba oynadılar… Oynadılar da oynadılar.. Gerçi bir araba Yusufcuk Bera abisinin özel bir oyuncağını zorla elinden aldı ve onu çok üzdü ama abisi onu affetti sağolsun..

Küçük cadıma bir kere daha hayret ettim o gün.. İstediği birşey olmayınca nasıl da ortalığı birbirine katıyor iki dakikada.. Bir de inatçı anlatamam.. Almak mümkün olmadı elinden o oyuncağı.. Unutup bir kenara koydu da öyle sakladık.. Yoksa güme gidecekti Beracığın ik karne hediyesi :))

Yusufcukla oynayan sadece Bera abisi değildi tabii.. Özlem teyzesi de çok güzel oynadı onunla..
Yusufcuğun ne kadar mutlu olduğunu anlatamam.. Gülücüklere boğdu bizi ödül olarak :))

Özlemcim bir kez daha teşekkürler canım..
Harika bir gün geçirdik.. Hemen yine gelmek istiyoruz 😛

…………………….

Pazar günü ise, yine yalancı bahara inanıp attık kendimizi dışarı.. Süleyman abi ve Havva ablayla harika bir gün geçirdik..

Bundan sonra hazırlıklı ol tamam mı günlükcüm, her haftasonu bir piknik bekler bizi :)) Sezon açıldı, kimse Ozan’ı tutamaz artık..

Öğlenki güzel havaya itimat edip oldukça uzak biryere pikniğe gittik ama orası oldukça serin ve rüzgarlıydı.. Yusufcuk tam oraya varacakken uyudu ve tam biz sofraya oturunca uyandı! Arabada üstünü değiştirip bir de sıkı sıkı giydirdim bebişimi.. Allahtan mont ve beremizi almıştık yanımıza, çok işe yaradı..

Biz hanımlar olarak sadece yeme kısmına katıldık olayın.. Tüm hazırlık ve pişirme işlemlerini beyler halletti.. Çok güzel oluyormuş böyle ya, hep yapalım bunu :))

Bir ara çevremizi koyunlar daha doğrusu Yusufcuğun deyimiyle “ap app”lar bastı! Onlarca koyunun arasında kaldık, Yusufcuk çıldırdı sevinçten.. Hele “pisi pisi” yaparak koca kangalın peşinden koşması harikaydı.. Ozan çekiyor, o inatlaşıyor köpeği yanına gideceğim diye..

Erkekler mangal başında, biz de Havva ablayla küçük soframızda yedik yemeğimizi.. Güya is kokmayacaktık! Ama güneş de geçince resmen donduk oturduğumuz yerde.. “Hadi gidelim..” diyoruz, “Yok yok, iyi burası, akşama çok var daha..” diyor Ozan.. Yanımda küçücük bir hırkam vardı, giydim ama cıkk.. İşe yaramıyor! Sonra bir ara Ozan yanıma geldi, elime dokunuca çok üşüdüğümüzü anladı.. Meğer onlar havanın soğuk olduğunu bile farketmemişler mangal başında! Kendileri üşümeyince bizi de iyi zannetmişler.. Hemen toparlanıp biz de gittik mangalın başına.. İliğimiz kemiğimiz ısındı :))

Mangal başında içtiğimiz çayın tadı damağımda kaldı.. Hep hatırlamak istiyorum..

Herşey için teşekkürler babiş :))

…………………….

Bu arada, aramıza hoşgeldin yeni diş :))

Ah ne çok bekledik seni bir bilsen.. Nohut gibi kabarmış, Yusufcuğuma çok acı veriyordu çıkacağın yer.. Hem tam karşındaki azı da yanlız hissediyordu kendini.. İyi ki geldin de sol altta bir azımız oldu bizim de.. Bundan sonra uslu dur tamam mı 😛

……………………..

Yusufcuk geçen hafta yine biryerlere saklanıp kakişini yaptı ve sonra gelip babasıyla bana haber verdi “ıhh”layarak.. Sonra da döne döne birşeyler aramaya başladı etrafta.. Meğer kağıt havluyu arıyormuş.. İşaret etti verdim, başladı pijamanın üstünden popişini silmeye :))

Zamanı gelmiştir..
Tiz bir oturak alına, Yusufcuk tuvalet eğitimine başlayaaa!

Allah da Kuaybe’ye kolaylıklar vereee…