KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 26, 2008

Yusufcuğun ilklerine bir yenisi eklendi bu hafta..

İlk cümlesi : Baba diğttiii..

Babası bizi hastaneye bıraktığında söylemişti arabanın arkasından bakarak.. Pazartesi günü yazmayı unutmuşum.. Babası biryere gittiğinde ya da odadan çıktığında bu cümleyi hep söylüyor artık.. Bugün de gazetedeki araba resmine baktı uzun uzun, sonra da gazete ters çevrilince arabanın kaybolduğunu görüp “Ann ann diğttii” dedi :)) Tabağımızdaki yemek ya da bardaktaki içecek bitince de “Biiiiğğtttiii” diyor hemen.. “Ne bitti?” diyorum, ağzıyla yutkunma hareketi yapıyor önce, sonra da ellerini birbirine sürüyor hemen “bitti gitti” der gibi..

Maşaallah benim bebişime.. Artık bir “Yusufcuktan cümleler” kategorisi açmanın zamanı geldi :))

……………………

Bugün kütüphanenin üstünde duran atını gördü Yusufcuk.. İşaret etti vermem için.. Anladım ama o anda birşey yaptığım için anlamamış gibi yaptım.. “İyyyy haa haa haaağğğ” demeye başladı! Atı aynı öyle kişniyor.. Baktım derdini anlatmaya niyetli, “Ne istiyorsun annecim, adını söylersen vericem..” dedim.. Masadaydı o sırada, aşağı indi hemen, emekler gibi eğildi, dört ayak ilerlemeye başladı.. Yani böyle yürüyen ve “iyy ha haa haa” diye bağıran atını isityormuş :))

Isırdım ısırdım, sonra verdim atını :))

Ata da “ad” veya “ap” diyor bu arada.. Niye söylememekte ısrar etti bugün anlamadım.. Ama böyle anlatması kesinlikle daha şirindi..

………………….

Özellikle babaannesi buradayken, Yusufcuk her kaka yaptığında altını beraber değiştiriyorduk ki işi çabuk ve kolay halledelim.. Babaannesi onu oyalarken ben de olabilecek en hızlı alt değiştirme metotlarını uyguluyordum :)) Her seferinde de babaannesi bez açıldığında “Öff kokmuş bu bez yaa.. Kokutmuş Yusuf, öff..” diyordu, eliyle kötü kokuyu savar gibi bir hareket yaparak..

Birkaç gündür her bezini açışımda suratını buruşturup aynı hareketi yapıyor Yusufcuk.. Eliyle kendi kokusunu kovalıyor 😛 Eğer becerebilirsem kamerayla çekmeye çalışacağım yarın.. O kadar komik oluyor ki..

Acaba gerçekten iğrendiği için mi yapıyor yoksa sadece o hareketi hatırladığı için mi, bilmiyorum..

Bu arada, tecrübeli arkadaş ve yakınların tavsiyesine uyarak tuvalet eğitimini yaza ertelemeye karar verdim.. Aksi takdirde hem benim için hem de Yusufcuk için oldukça zorlayıcı olabilecek çünkü bu konu..

………………..

Son madde Yusufcukla ilgili değil ama yazmazsam olmaz 😛

Doğadan’ın Nar-Çilek çayını keşfettim.. Çok oldu aslında keşfedeli ama bu aralar daha çok içiyorum sanki, hatta hergün! Böğürtleni de çok güzel ama nar-çileğin kokusu harika.. Denemeyenlere tavsiye ederim..

( Marka vererek ürün tavsiye etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben beğendiğim, sevdiğim şeyleri paylaşmaktan çok hoşlanıyorum.. Umarım yanlış birşey yapmıyorumdur.. )

Reklamlar