KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mayıs 31, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 12:01 pm

Dünkü tarzı sevdim.. Yine öyle yazmak istiyor canım :))

– Yusufcuğun dilinin ucunda, benim de dudağımda bir uçuk var.. Anne-oğul uçuk kaçık idare edip gidiyoruz :))

– Koyubeyazcım, seni okuyamıyorum :((

– Bir evi, gerçek bir ev görüntüsüne kavuşturan halılarmış.. İki gündür bir acaip görünüyor evim gözüme.. Sanki yeni taşınmışız ya da her an taşınacakmışız gibi..

– Babamız arkadaşlarıyla pikniğe gidecek az sonra.. Yusufcukla ben evdeyiz.. Sepeb: Artık bende iyice paranoyaya dönüşen kene korkusu!! Özellikle Ayşemin yavruşlarının başına gelenleri de okuyunca gözüm çok korktu.. Ozan her ne kadar “Tedbir alırsak birşey olmaz, yatıp yuvarlanmayacağız yerlerde..” dese de Yusufcuk için bunu garantilemek çok zor.. Bakalım köydeki tatilde ne yapacağız?

– Kendime şirin, küçük bir gece lambası almak istiyorum.. Yusufcuk artık daha erken uyuyor sanki geceleri (23:00’te!!) ve ben, bana kalan bir saatte kitap okumak istiyorum.. Ne de olsa bünye oniki-bir gibi uyumaya alışkın :))

– Yusufcuk öyle tatlı dondurma yiyor ki anlatamam.. Yeri geliyor, külahtan parmağıyla çıkarıp ağzına doldura doldura, yeri geliyor çenesinden akıta akıta.. “Birazcık da bana ver annecim..” diyorum, herşeyini paylaşan bebe, hazine saklar gibi kaçırıyor külahını benden!!

– Balkonumdaki iki büyük boş saksıdan birine akşam sefası, diğerine de sarmısak ektim.. Çok alakasız oldu biliyorum ama biri bakmak biri yemek için :)) Sarmısak bizim mutfakta en çok tüketilen şeylerden biridir çünkü.. Özellikle tazeyse bayılırım ve neredeyse her yemeğe, her sosa koyarım.. İnanılmaz bir lezzet katıyor yemeklere.. Küçük bir saksı daha alıp ona da fesleğen ekmek gibi bir niyetim var.. Bakalım ne zaman?

– Hadi ben kaçıyorum.. Ocakta yemeğim var 😛

Reklamlar
 

Mayıs 30, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 1:23 pm

Tikkat tikkat.. Bu yazıda lütfen bir bütünlük ve mantık birliği aramayınız sayın okur..
Aklıma ne gelirse yazasım var 😛

– Yusufcuk artık bezli.. Söylenecek en güzel şey: Oh beee.. Tamam reklam repliği taklidi oldu biliyorum ama zaten her reklam kuşağını seyretmekten normal diyaloglarımı da reklam replikleriyle yürütür hale geldim.. “Anlatsana Beypiliç’i..” diyorum, o gün nasıl geçti, ne yaptı anlatıyor Ozan :)) “Hayır diyemeyeceğin tek lezzet buradaaa..” diyorum uyutmak için Yusufcuğu emzireceğim zaman, hemen geliyor yavrucak :))

– Dün bütün halılarımızı yıkamaya gönderdik.. Sabah da bütün evi çamaşır sularıynan sildim :)) Artık oraya buraya “iz bırakan” bir bebem de yok çok şükür.. Çiş silmeye son!! Cinnete son!!

Bu arada, bez bağlamayla ilgili sevgili Sühendan‘ın tavsiyesini uyguladım ve çok işe yaradı.. Normalde bez bağlayınca değip acıtıyordu ve ağlıyordu Yusufcuk.. Ama şimdi küçük şeffaf bozdolabı poşetlerini parçalara ayırıyorum ve bolca kremleyip (Furacin) önce onunla sarıyorum pipişi.. Üstüne bezi bağlayıca hem krem dağılmamış hem de bez tahriş etmemiş oluyor..

Yusufcuk gayet memnun halinden.. Spidey moduna geri döndü.. Sanırım hiç acımıyor artık, elhamdulillah..

– Oturduğum apartmandaki gözetleme ve haber alma ağını hala çözebilmiş değilim.. ( Hatta mahalledeki!! ) Dün akşamüstü Yusufcukla marketten dönerken bir komşu “Halıları kaça yıkatıyorsun, kaça verdin?” diye sordu bana.. Ağzım açık kaldı hayretten.. Ya ablacım sen nereden biliyorsun onların benim halılarım olduğunu? Aynı katta bile oturmuyoruz, hani kapının deliğinden falan gözetlesen!! İnsan önce “Senin miydi o halılar?” diye sorar bari, ayıp olmasın 😛

– Yusufcum baban ne yapıyor?
– Değhh..

Bugünlerde babasını sadece ders çalışıyorken görüyor garibim :))

– Yusufcuk can sıkıntısı başına vurdukça kapının yanına gidip minnoş ayakkabılarını geçiriyor ayağına :)) Bir de “attağğ” diye buyuruyor bilmiş bilmiş..

Kelebeği okudukça Yusufcuğun ilk yedi aydaki kolik dönemi geliyor gözümün önüne!! Allah yardımcısı olsun, çok zor gerçekten o ardı arkası kesillmeyen ve bebekten çok anneyi perişan eden ağlamalara dayanmak..

– Bu haftasonu mutlaka ama mutlaka Uluslararası Türkçe Olimpiyatları‘nın ödül törenini izlemek istiyorum.. Size de tavsiye ederim.. Özellikle Türk Sanat Müziği okuyan Letonyalı genç kız kendine hayran etti beni..

– Sünnet kıyafeti küçülene kadar, Yusufcuğu gittiğimiz her gezmeye o kıyafetle götürmeyi düşünüyorum 😛 Hatta sünnet kıyafetimizi, bir ay sonra gittiğimizde köye, sonra İzmir’e dedemlerin yanına, sonra da İstanbul’a annemlere götürmeyi de düşünüyorum.. Yusufcukla sünnet fotoğrafı olmayan kalmasın :)) Eee, çok acı çekti ama, haketti çocuğum bu lüksü 😛

– Acaip bir yazı olacak demiştim di mi?

 

Mayıs 28, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 9:45 am
Sünnet sonrası iyileşme sürecindeki Yusufcuktan haberler :

Beş gün oldu bugün sünnet olalı ve Yusufcuğu oyalamak, oturmasını sağlamak ya da en azından dikişlerine zarar verecek hareketler yapmasını engellemek imkansız hale gelmeye başladı.. Hergün yeni bir oyuncak ortaya çıkarıp onunla oyalamaya çalışsam da bir süre sonra ona da ilgisini kaybediyor ve yeniden hoppiş hoppiş oynamaya başlıyor koltuk-vitrin tepelerinde!! Sürekli arkasında dolaşır vaziyetteyim.. Dün Ozan gelene kadar yemek bile yemedim, düşünün artık.. Sadece bir iki saniyelik bir gecikmenin ( Allah korusun ) geri dönüşü olmayan zararlara sebep olabileceğini biliyorum çünkü..


Ahmet Aydın abimiz ve ailesinin sünnet hediyesi olan motorumuz..
Ama Yusufcuğun deyimiyle “bihh” yani bisiklet :)) Üstündeki de “bebe”ymiş.. Bebe, bihe binip an ann yapıyormuş :))

Sürekli Yusufcuğun peşinde gezip onu sakınma pozisyonunda olmak ve bu arada da oraya buraya gerçekleşen çiş vak’alarını temizlemeye çalışmak çok ama çok geriyor beni iki gündür.. Yanlız da olduğum için sakinleşecek bir yarım saatim bile yok.. Dün heralde şimdiye kadar hiç bağırmadığım kadar bağırdım Yusufcuğa :(( Sonra da oturup ağladım bir güzel, “Çocuk zaten sünnetli, bir de ben bağırdım üstüne..” diye.. Ama önce çiş yapıp sonra da ellerini uzatıp onunla oynamaya kalkması, hızla kaçıp o çişli çoraplarla oraya buraya basması tam cinnetlikti gerçekten..

Dün öğlen ilk banyosunu yaptırdım sünnetten sonra.. Ilık su dolu bir kovada uzun süre oturuttum onu.. Yaranın üstündeki kabuklar iyice yumuşadı.. Sonra temziledim onları acıtmadan.. Yusufcuk uyuduktan sonra da “Batticon”layıp kremleyecektim -önceki gün öyle yaptım, uyanıkken olduğundan çok daha rahat oldu çünkü- ama uyandı hemen Batticonu dökünce.. Uykusu gözünden akar vaziyette ikindiye kadar peşinde koşturdu beni.. “Gel yatalım..” diyorum, “İdağğ” diyor bana.. Yatınca ilaç sürüyormuşum yani :))
Bugünlerde en büyük korkusu bu ilaç mevzuu zaten.. Acımadığına eminim ama sırf korkudan dakikalarca ağlıyor her krem sonrası..

………………………

Dün bu çiş meselesinin beni fazlaca gerdiğini farkettiğimden ve bir de Minel’le konuşup onun Orhan Kerem’i hep bezli şekilde gezdirdiklerini öğrendiğimden Yusufcuğa artık bez bağlamaya karar verdim.. Uyurken yavaşca bağladım bezini.. Uyandığında biraz mzırdandı ama “Attağ” gitme vaadiyle sustu :)) Başlarda hiç problem etmedi.. Babasıyla oynadı, etrafı karıştırdı.. Hatta çok yakındaki bir markete bile gittik “attağ” vaadimiz yerini bulsun diye.. Ama sonra her iki çiş yapışta da acı acı ağlayınca yine dayanamadık, çıkardık bezi :(( Yaranın üstü tamamen soyulmuş zaten, kanamasına gönlüm razı olmadı.. Birkaç gün daha sabredeceğim sanırım.. Bir kurusa şu dikişler..

Bezi çıkarınca yeni bir çözüm buldum Yusufcuk için..
Kendi bodysinin üztüne benim bodylerimden giydiriyorum, elbise gibi oluyor :))
Diğer türlü üşüyor gibi geliyor bana çünkü.. Bacakları soğuk soğuk dolaşıyor etrafta :))


Her çiş yapışta bir de body ekliyoruz kirli sepetine tabii, o ayrı 😛 )

Sünnet sonrası “geçmiş olsun” ziyaretlerimiz başladı.. Ev sahibimiz ve Ozan’ın iş arkadaşı Aytaç abiler geldi ilk olarak.. Dün de iki minik komşu kızı ve alt komşum.. Bu akşam da İzmir’den gelen eniştemi misafir edeceğiz kısmet olursa.. Evi iyice havalandırayım bari 😛

…………………….

Son olarak da birkaç kelime ve diyalog yazayım Yusufcuktan.. Arada kaynayacak, unutacağım çünkü..

– Niye yemiyorsun annecim, doydun mu?
– Doğdü..

Ptente: prenses (küçük oyuncağı)
Vaye: Fare
Ottüğğğ: Otur ( Oturmamızı istediği yeri gösterip böyle buyuruyor bize 🙂 )
Patateğğ: Patates
Heğide: Hediye :))
Dodüğğ: Dondurma

Bir de tabii “ığğh” var ki bu da çiş ya da kaka yapınca söyleniyor!! Ama yapmadan önce değil, yaptıktan sonra.. Kaç gündür hazır bezi yokken tuvalete alıştırayım Yusufcuğu diyorum ama kesinlikle hazır değil daha.. Özellikle çişinin geldiğinin farkında değil, yapmaya başlayınca anlıyor.. Tuvalete götürünce de tutyor kendini, oraya yapmıyor niyeyse.. Neyse yaza tekrar deneriz artık..

Şimdilik hoşçakalın.. Dualarınıza da hala çok ihtiyacımız olduğunu unutmayın olur mu?

 

Mayıs 25, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 1:50 pm

Bir perşembe gecesiydi..

Ertesi sabah sünnet olacaktı Yusufcuk.. Ve öğlen onun son muayenesini yapan doktor, “Gece yarısından itibaren yemek içmek yok.. Emmek de yasak tabii..” demişti.. O sırada “Hiğğğ!!” demişti anne, “Peki ben nasıl uyutacağım bu bebeyi? Emmeden uyumaz ki benim bücürüm..” Boynunu büküp çaresizce bakmıştı doktora..

Bu uyarının ardından, “Ah, gece aç kalacak, sabah da ameliyat olacak.. Dayanamaz..” diyen babaanne elinde muzdan leblebiye, salatalıktan helvaya zengin bir menüyle ardı sıra koşarak habire beslemeye çalıştı Yusufcuğu.. Bir yandan o da “Ahh” çekiyordu anneyle beraber.. “Ah nasıl geçecek bu gece?”

On bire doğru Yusufcuğu uyuttuktan sonra saat biri beklemeye başladı anne.. En geç o zaman emzirebilecekti yavruşunu çünkü.. Bu arada baba “Gel bak vazgeçelim, büyüyünce yaptırırız, n’apalım..” demekteydi hala.. Anne “Hayır..” dedi, “Gün bile aldık, herşey kesinleşti.. Hem şimdi olursa acıyı sadece biz hatırlayacağız, o hatırlamayacak bile.. Daha fazla iltihaplanmayla uğraşmak istemiyorum.. Doktorlar en uygun zamanın şimdi olduğunu söylüyor..”

Saat bire çeyrek kala son kez emdi Yusufcuk.. Uyuyup kaldığında tekrar uyandırdı annesi, tekrar emsin diye.. Belki uzun uzuuuun uyur diye..

Ama dedik ya, belki..

Saat tam üçtü uyandığında.. “Memeğğğğğ..” diye bir serenat başladı evde.. Ne ayakta sallamakla uyudu Yusufcuk ne de çarşafta sallanarak.. Annesi ortadan kayboldu bir ara, kendisini görmezse babaannesinin kucağında uyur kalır belki diye.. Bir ara da uyuyor numarası yaptı ama nafile.. Şiddeti her an artan ağlamalar krize dönmeye başladı..

İşte o an, anne de “Acaba vazgeçsem mi? diye geçirdi aklından!! Saat beşe geliyordu çünkü ve Yusufcuk ağlamaktan bitap düşmüştü.. O halde ameliyata girmesine gönlü hiç razı değildi..

Bir kere daha çarşafla sallamayı denediler ve saat beşbuçukta sızdı Yusufcuk.. Annesi de tabii..

Yedibuçukta hastanedelerdi.. O kadar ağlamanın etkisiyle derin derin uyuyan ve arabaya binince bile uyanmayan Yusufcuk orada uyandı.. Biraz kendine gelmişti.. Pil şarj olmuştu :)) Sekizde açılacak ameliyathaneyi beklemeye başladılar.. Biraz çocuklarla oynadı biraz etrafı karıştırdı Yusufcuk.. Arada aklına emmek gelse de annesi ve babaannesi tarafından itinayla unutturuldu bu istek 😛

Beş çocuk vardı sünnet olacak ve ikinci sıradaydı Yusufcuk.. Aslında en geç dokuzda girmesi lazımdı ameliyata ama bir lösemi ameliyatı ve bir de bisiklete binerken arabanın çarptığı bir çocuğun ameliyatı girince devreye sünnet operasyonları gecikti biraz.. Bu sırada Yusufcuk susuzluktan ve uyumak istediği için daha çok yalvarmaya başladı “Memeğğ” diye.. Bir ara da “Buhhh” diye ağladı yavruş bir kadının elindeki su şişesini görünce.. Annesiyle babaannesi yanlarında getirdikleri battaniyeyle salladılar onu.. Şirinbabasıyla, gözlüğüyle, sünnet olacak başka bir abiyle oynattılar.. Zor geçti bekleme süreci, zoooorrr… Ama geceden beri uykusuz olan Yusufcuk, en sonunda uyudu kaldı yine..

Saat on buçuk civarında anons edildi Yusufcuk.. Annesi yavaşça uyandırıp muayene odasına götürdü onu.. Soyup yeşil ameliyat önlüğünü giydirdi ve gözlerinden süzülmeye başlayan yaşları ona belli etmemeye çalıştı.. Daha yeni uyandığı için mahmurdu Yusufcuk.. “Attağğ..” demeye başladı annesi onu giydirirken.. Cicilerini giyip attaya gideceğini zannediyordu çünkü.. Seni” çooook seviyorum annecim.. Uyandığında yanında olacağım ben, tamam mı..” dedi annesi yutkunarak..

Doktor amcanın kucağına da aynı sevinçle gitti Yusufcuk.. Ve koridorda uzaklaşmaya başladılar birlikte.. Annesinin hafızasına kazındı o görüntü.. Yeşil ameliyat kıyafetiyle Yusufcuğu kucaklayan, arkasını dönüp yürüyen doktor ve onun omzundan, taa kapıdan girene kadar annesine bakan fındık Yusufcuk..

Yusufcuk içeri alınınca tuttuğu hıçkırıklarını da gözyaşlarını da bıraktı annesi.. Bir yandan şükrede şükrede bir yandan da içi burkula burkula ağladı.. Şükrediyordu çünkü hemen arkasındaki camekanlı bölmede yatıyordu lösemili çocuk.. Onun saçları dökülmüş küçücük kafası, boncuk gözleri gitmiyordu aklından.. Ama içi de burkuluyordu.. Çok ağlayacaktı yavrusu, canı çok yanacaktı, “Anniğğğğ” diye bağıracaktı anestezi onu uyutana kadar ama nereye bakarsa baksın göremeyecekti annesini.. Yanında olamayacaktı annesi o acı çekerken..

Babasını aramak için saate baktı annesi Yusufcuk ameliyata girince.. 10:35’ti saat.. Büyük bir tevafuk olmuş ve saat 10:35’te doğan Yusufcuk, yine aynı saatte sünnet olmuştu..

Yarım saat kırk-dakika sonra ameliyattan çıktı Yusufcuk.. Tam da annesi su ve yiyecek birşeyler almak için aşağı inmişken.. Haber gelince üçer beşer çıktı merdivenleri annesi.. Söz vermişti bebeğine uyandığında yanında olacağım diye..

Yeni yeni ayılıyordu Yusufcuk.. Sesinin çıkabildiği kadar bağırıyor, gücünün yettiği kadar çırpınıyordu.. “Buradayım bebeğim.. Yusuf, geldim annecim.. Bitti bebeğim, bak bittiiii..” diyen annesi duymuyordu bile.. O ilk panikle elini ayağını nasıl tutacağını şaşıran annesinin ve babaannesinin acemiliğinden yararlanarak pansumanı yerinden çıkarmayı bile başardı hatta!!

Yusufcuğu o halde gören babaannesi de fenalaştı ve o da başladı haykıra haykıra ağlamaya.. Daha da telaşlandı anne.. Hangisini önce sakinleştireceğini şaşırdı çünkü.. O ağladıkça Yusufcuğun korkup daha da fazla ağladığına ikna edemedi babaannesini.. Bir sürü de sitem işitti “Niye bu kadar küçükken çektirdiniz bu acıyı ona..” diye..

İşte o anlar, annenin de içinde büyük bir pişmanlık duyduğu anlardı.. “Yoksa yanlış mı yaptık gerçekten?” diye sordu kendine defalarca.. Doktorlar “Sünnet ettirmeniz lazım..” dese de bekleseler miydi acaba iyice büyümesini? Yavruşun bu kadar acı çekmesi onun suçu muydu gerçekten?

O mu daha çok acı çekiyordu acaba Yusufcuk mu?
Terden pardesüsü bile ıslanmıştı!!

Tekrar pansuman yapılırken daha da fazla çırpınmaya, hatta zaptedilmez hale gelmeye başladı Yusufcuk.. Ameliyattan sonraki ilk üç saat beslenme yasak olduğundan emziremiyordu annesi.. Emse hemen sakinleşecek, uyuyp kalacaktı, biliyordu.. Kolları annesinin, bacakları babaanesinin elleri arasındaydı Yusufcuğun.. Buna rağmen bazen kalkmayı, bazen dönmeyi başarıyordu!! Bir bebeğin nasıl bu kadar kuvvetli olabildiğine bir kez daha hayret etti annesi..

O sırada kontrole gelen doktor Yusufcuğu ve ondan önce sünnet olan daha küçük bir bebeği muayene etti .. Bu ağlamanın acıdan ziyade narkoz etkisinden kaynaklandığını, çok etkili ağrı kesiciler verdiklerini fakat bilinç tam olarak yerine gelene kadar bebeklerin korkudan bu şekilde ağladıklarını, ne yapacaklarını bilmedikleri için de çırpındıklarını söyledi.. Biraz rahatlamıştı annenin içi.. En azından sadece Yusufcuğa has bir durum değildi bu ve normal olduğunu öğrenmişti..

Bir saatten fazla çırpınıp ağladıktan ve annesini de babaannesini de heyecan ve üzüntüden mahvettikten sonra dalıp kaldı Yusufcuk.. Annesinin elini sıkı sıkı tutmuştu.. Hiç bırakmadı uyanana kadar.. Kulağının üzerine battaniyesini örttü annesi.. Çünkü bir bebek daha gelmişti dört yataklı odaya ve o da ağlıyordu bağıra bağıra.. Yavruşunun uyanmasından ödü kopuyordu.. Dinlenmesi lazımdı.. Kendine gelmesi lazımdı.. Sakinleşmesi lazımdı..

Uykusu hafifleyince, diğer bebeğin ağlamasını duyup uyandı Yusufcuk.. Doğrulmaya, sünnet bölgesine bakmaya çalışıyor, biz elini ayağını tuttuğumuz için bize kızıyordu.. Yine bir ağlama ve çırpınma devresi başladı ama daha bilinçliydi Yusufcuk.. En azından annesinin sesini duyunca biraz sakinleşiyor, kediyle kuşla ilgili şarkılarını dinleyecek kadar sabrediyordu.. Sonra acısı galip geliyor, yeniden ağlamaya başlıyordu!!

Annesi büyük bir umutsuzluğa kapılmıştı.. Sürekli böyle mi olacaktı Yusufcuk? Hiç hafiflemeyecek miydi acısı? Babası hayatta dayanamazdı onu böyle görmeye.. Bin pişman olacaklardı bu işe kalkıştıklarına..

Odada ağlayan bir bebek daha vardı artık, Yususfcukla yaşıt.. O da gelince içerisi iyice kalabalık olduğundan güvenlik görevlisi gelip bebeklerin anneleri hariç herkesi dışarı çıkartmak istedi.. İşte o an başından aşağı kaynar sular döküldü annenin.. Tek başına imkanı yok zaptedemezdi Yusufcuğu.. Tamam yan yataktaki bebek de çok ağlıyordu ama çırpınmadığı, yarasını elllemeye çalışmadığı için sadece annesi yetiyordu ona.. Oysa Yusufcuk iki kişi tuttuğu halde kolundaki kelebeğin bandajını çıkarmıştı az önce.. Çok hareket ediyordu çünkü..

Babaannesi dışarı çıkmak zorunda kalacağı için hastabakıcılar gelip kollarını ve ayaklarını yatağa bağladılar Yusufcuğun.. Hareket edebiliyor ama kendisine dokunamadığı için yaraya zarar veremiyordu.. Sonra diğer bebekleri bağladılar.. Diğer ikisi de kelebeklerini çıkartmışlardı çünkü ellerinden..

Ondan sonra biraz rahatladı Yusufcuğun annesi.. En azından artık ellerini Yusufcuğu tutmak için değil de onu okşamak için kullanabiliyordu.. Ara ara canı yandıkça ağladığında saçlarını seviyor, yanaklarından öpüyor, kulağına eğilip ninni söylüyordu.. Azıcık daha uyusaydı keşke.. Acısını biraz daha unutsaydı..

İkinci saatin sonunda daha da sakinleşmişti Yusufcuk.. Artık derdi acıdan çok susuzluğuydu.. “Buhh..” diye ağlıyordu çünkü yeniden.. Annesi yanında getirdiği oyuncaklarla oynattı, kitapla oyaladı, şirinlikler yaptı ona.. O da Yusufcukla beraber dakikaları sayıyordu.. Onu emzirebilmeyi hiç bu kadar çok arzu etmemişti galiba daha önce..

Son kontrolden sonra üç saat de dolunca hemen biberonunu verdi annesi Yusufcuğa.. Kana kana, dudaklarından akıta akıta suyunu içti Yusufcuk.. Hem de neredeyse bir buçuk su bardağı su içti!! O içtikçe, annesinin içine doldu sanki onun ferahlığı..

Suyunu içer içmez kendi kendine uykuya daldı yeniden Yusufcuk.. Artık sakinleşmiş, kendine gelmişti.. Annesi de daha iyi, daha umutluydu artık.. Ama ne ellerinin ne de vücudunun titremesi hala geçmemişti!!

Babası onları almaya geldi o sırada.. Uyurken gördü bebişini.. “Küçük oğlum, aslan oğlum benimmm..” diye sevdi yatağında bağlı Yusufcuğu.. Taburcu işlemlerini yaptırdı.. Doktor kontrol edip çıkışına onay verince, hemşire uyanan Yusufcuğun kolundan kelebeği çıkardı.. Aldıları sünnet külodunun önündeki plastik muhafazayı çıkartıp bezin içine yerleştiren anne, yavruşunun altını bağladı ve nazlı Yusufcukla evlerine doğru yola koyuldular…

……………………

Yusufcuk üçüncü gün itibariyle gayet iyi maşaallah.. Dayısının sünnet hediyesi olan müzikli taksiyi parçalamakla meşgul :)) Dün akşamdan beri hiçbir ağrı yada acı belirtisi yok çok şükür.. Kendi oluşturduğu küçük acılar hariç tabii.. Daha bu sabah yatakta tepişirken pipişi kenara sürtüp azıcık kanatmayı başardı mesela!! Pipişimiz artık açıkta çünkü.. Dün sabah kendi kendine çıkan pansumanını yenilemedi doktor, gerek yok diye.. Yaranın kurumasını bekliyoruz..

İlk gün, hastaneden geldiğimiz andan uyuduğu ana kadar neredeyse hep emme pozisyonundaydı Yusufcuk.. Nazlı nazlı sızlandı durdu.. Narkozun da etkisinden olsa gerek, pek kalkmadan yatmaya razı oldu.. Ama sonra aşama aşama normale dönmeye başladı..

İlk gün en büyük problem çiş yapmaktı.. Her çiş yapışta çığlık çığlığa bağırdı!! Hele ilk yapışını hiç unutamam sanırım.. Ayağa kalktığında dizleri titriyordu resmen korkudan ve acıdan.. Ellerini tuttum, cesaret vermeye çalıştım ama yine de çok ağladı yavrum.. Ama dün pansuman çıktığından beri çok rahat ve acısız yapıyor çişini maşaalah..

Çiş yapmak demişken..
İşte zurnanın zırt dediği yer tam da burası 😛

Her ne kadar doktorlar gevşek şekilde bez bağlayabilirsiniz dese de hepsi yaranın açık kalmasının daha iyi olacağını, hem kanamayı engelleyeceğini hem de kurumasının çabuklaşacağını söylediler.. Tamam yarayı açık bıraktık ama Yusufcuk henüz tuvalet eğitimi almış bir bebek değil ki.. Üç gündür bu çiş mevzuunda felsefesi “Nerede geldi, oraya bırak” şeklinde!! Tamam biliyorum, belki bunu yazmam geçmiş olsun ziyaretine gelmek isteyenleri caydırabilir ama paylaşmak istedim acımı sizlerle 😛 Ama merak etmeyin, bu hafta sonunda tüm halılar yıkamaya gidecek.. Adamlara da sıkı sıkı tembihleyeceğim “Bir yıkama paklamaz bunları, iki olsun lütfen!” diye..

Üç gündür “Kuaybe koş koooşşş..” komutuyla harekete geçiyorum.. Önce kuru beze sıvıyı emdir, sonra sabunlu bezle sil, sonra durula, sonra tekrar kurula.. derken yeniden çişi geliyor zaten Yusufcuğun!! İki de kaka vak’amız var ki onlardan hiç bahsetmeyeyim şimdi.. Allahtan genelde bu işler için koltuğun arkasındaki parke kısmı kullanıyor.. Yoksa ne olurdu halim hiç bilmiyorum..

“20 aylıkken sünnet yaptırmayın..” sözümün bir sebebi bu.. Büyük çocuklarda tuvalet problemi olmaz en azından.. İkinci sebep de hareketlilik mevzuu tabii.. Yusufcuk sadece uyanıkken değil uyurken de çok hareket ettiğinden ve genelde uykuda yüzüstüne döndüğünden iki gecedir her hareketine uyanıyorum, onu çeviriyorum.. İlk gece tamamen nöbet tuttum hatta başında..

Gündüz kendisi dikkat ediyor aslında pipişini bir yere vurmamaya ya da fazla hoplayıp zıplamamaya.. Sakınıyor yani kendini, maşaallah.. Ama yaptığı hareketlerin sonuçlarını öngöremediğinden bazen tehlikeye girebiliyor pipiş.. Yine de söylediklerimizi anlaması büyük avantaj.. Birşey yaparken “Pipiş acır!” dediğimizde duruyor hemen.. Ama yine de çok hareketli olması, iyileşme sürecinde dezavantaj.. Dikişler her an kanayabilir.. Büyük olsaydı yatıp iyileşmeyi beklemeye razı olurdu belki..

Ama işin iyi tarafına bakarsak o da şüphesiz Yusufcuğun, bunların hiçbirini hatırlamayacak olması..

Tabii bir de çok dar ve yapışık olan sünnet derimizden ve içinde toplanan iltihaplardan kurtulmuş olmamız.. Sünnet ettirdiğimizi duyan herkes bundan sonra Yusufcuğun daha hızlı büyüyüp serpileceğini söylüyor.. Çocuklar bir anda büyürmüş sünnetten sonra.. Bakalım, inşaallah..

………………………..

Yusufcuğun sünnetten beri en çok kullandığı kelime tabii ki “acıdi”. Dün Neslihan teyzesine tatlı tatlı “acıdi” diyordu telefonda :))

Ve tabii yeni bir kelime de girdi literatüre: Bipi :))

Eğilip eğilip pipişine bakıyor, “Bipi bittiiğğğ” ya da “Daah bittiiii” diyor bana.. Bu “daah”, hastanede kolların bağladıkları bez.. Korkmasın diye “Teyze saat takıyor sana..” demiştim, onu anlatıyor bana saatimi çıkarttılar diye.. Haa bir de tabii “doğto” var ki bu da doktor oluyor :)) “Doktor ne yaptı sana?” diye soruyorum, kolundaki iğne yerini gösterip “Ah” diyor bana.. Ah etmiş pis doktorlar çocuğumu 😛

……………………..

Elhamdulillah bunu da atlattık..

Gerçi belki henüz erken böyle demek için ama şimdilik iyi ya Yusufcuk, ben de seviniyorum.. Daha da iyi olur inşaallah..

Tekrar “Oldu da bitti, maşaalah” diyorum.. Darısı sünnet olmayanların başına..

Arayan, mesaj çeken, yorum yazan herkese sonsuz teşekkürler..

Çalıştığı yerden daha fazla izin alamadığı için bugün yolcu ettik babaannemizi.. Giderken bile hala söyleniyordu bize “Oğlumu küçücükken sünnet ettirdiniz, onca acı çektirdiniz..” diye :))

Şimdi o olmadığı için, Ozan’ın da yarın finalleri başladığı için Yusufcuk tamamen bana kaldı!! Yeni oyun ve aktivitelerle onu oyalamam lazım..

Hoşçakalın..

( Meraklısına son not: Üç yaşına kadar “Yusufcuk” demeye devam :)) Sünnet olduğuna bakmayın, daha çok minnoş benim oğlum.. )

 

Mayıs 24, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 6:52 pm

Oldu da bitti maşaallah :))

Annesi vakit bulunca Yusufcuğun tüm sünnet serencamını anlatacak inşaallah..

Sadece şunu söyleyelim kaçmadan.. Çok hareketli bir bebişiniz varsa, üstüne üstlük bir de çok nazlıysa.. Sakın onu 20 aylıkken sünnet ettirmeyin!! Mümkünse yirmi yaşını bekleyin 😛

Daha iyi gibiyiz ama Yusufcuk pansumanı da çıkarılan pipişine aldırmadan takla bile atmaya kalktığı için başında sırayla nöbet tutuyoruz.. Daha doğrusu benim nöbetim daim, yardımcılarım sıra değiştiriyor..

Dualara devam.. İnşaallah hemen iyilşesin Yusufcuk :))

 

Mayıs 22, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 8:35 pm

Çok kısa yazmak zorundayım maalesef çünkü henüz hastane çantamız bile tam olarak hazır değil..

Bugünkü kontrolün ardından yarın sabah saat sekizde Yusufcuğu operasyona alacaklarını söyledi doktor.. Operasyon dediğime bakmayın, onun deyimiyle konuştum işte.. Yarın sabah sünnet için hastanedeyiz yani..

Çok ama çok dua istiyorum sizden..

Ve belki çok garip gelecek ama yarın sabahtan çok bu geceden korkuyorum.. Sünnet genel anestezi ile yapılacağından, yaklaşık 7-8 saatlik bir açlık gerekiyor ve gece hiçbirşey yiyip içmemesi lazım Yusufcuğun.. Doktora emdiğini ve emmeden de asla uyumadığını söylediğimde “En geç gece birde emzirebilirsin ama ondan sonra asla..” dedi!! Uyumaması hatta bütün gece ağlaması bile problem değil benim için ama operasyona bitkin girmesini istemiyorum.. İnşaallah korktuğum gibi olmaz ve saat birde emzirdikten sonra ayağımda sallayarak uyutabilirim uyandığında.. En kötü ihtümalle de çarşafla sallayarak..

Ozan hala “Gel inat etme, vazgeçelim şu işten..” demekte bana..
Tüm sorumluluk bana ait yani.. Bu da ezici bir durum.. Rahat hissetmiyorum kendimi!!

Off.. Hayırla bitse de “Oldu da bitti, maşaallah” desem ben de..

 

Mayıs 21, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 1:13 pm
Benim bu oğlum var yaaaa….

Çooooooooğğğğğkkkk..

Yummurcak..

Yummurcak..

Yumurcaaakkkkkkkk…

Yummurrrcaaaaakkkkkkkkk…

Cakkk..

Caakkkk..

Caaaakkkk…

Cağğğğğğğğrrrkkkkkkk..

( İşte tam burada benim kayış kopuyor 😛 )

Aşağıdaki fotoğrafta,
Bir adet kayısı kurusunu ezip
onu doğal bir parmak boyasına çeviren ve
resim yeteneğini itinayla camlarımızda sergileyen Yusufcuğu görüyorsunuz..

Birisi bana, “yaramaz bebiş”in tanımını yapabilir mi acaba?

Bir bebeği “yaramaz” yapan nedir?
Çok hareketli olması mı? Fazla meraklı olması mı? Sonucu çok tehlikeli ya da zararlı şeyler yapması mı? Yoksa bunları bilerek yapması mı?

Ben çıkamadım işin içinden..

Yusufcuğu “yaramaz” olarak nitelendirmiyorum çünkü yaptıklarını kötü niyetle yani zarar vermek amacıyla yapmadığını biliyorum.. Zaten nasıl kötü olabilir ki niyeti? 20 aylık bir bebekten bahsediyoruz!! Ama çevremdekiler “Aaa, ne yaramaz çocuk..” dedikçe, onlara karşı Yusufcuğu tanımlayacak bir kelime de bulamıyorum 😛

Yumurcak nasıl ?