KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Ağustos 31, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 10:06 pm

Bir Ramazan yazısı yazmak için oturdum aslında bilgisayarımın başına ama baktım ki yazacaklarım -daha doğrusu içimden geçenler- geçen senekiyle aynı, en iyisi o yazıyı buraya kopyalayayım dedim.. Hem bu sayfayı daha sonradan oluşturduğum için o yazı arşivde yok, bulunursa iyi olur :))

13 Eylül 2007

” Ne az önce geçen ve “Üç taynesi onn yeğğtele..” diye bağırmak suretiyle bücür cadımı uyandıran pijamacı ne de 3. kattaki Emine teyzenin aşağı döktüğü bir kova suyla nokta nokta lekelenen camlarım.. Hiçbirşey moralimi bozamaz bugün..

Ramazan’a kavuştuk çok şükür..

Sabahtan beri çocukluk oruçlarım var zihnimde.. O günlerdeki gibi kıpır kıpır içim..

Herkesin vardır bir ilk oruç hikayesi.. Çoğu benzer belki birbirine ama hepsi çok özeldir ilk oruçların.. Kimi parayla satın alınır ( Ama babam bizim oruçları hiç satın almadı, baktı ki üç bücür var, alsa pahalıya patlayacak kendisine, başka bir taktik kullandı ), kimi “dikişli” olur, kimi tastamam.. Ama hiç çıkmaz insanın içinden o ilk orucun tadı..

İlkokula yeni başlamıştım sanırım ilk orucumu tuttuğumda.. Annemleri, yalvara yakara beni de sahura kaldırmaları için ikna etmiştim.. Kardeşlerime hava atmayı da ihmal etmemiştim tabii ” Ben artık büyüdüm, sahura kalkıp oruç tutacağım..” diye.. Canım annem, bizim evde bir sahur klasiği olan yumurtalı ekmek yapmıştı galiba.. Yedim, yedimmmm.. Midem su dolu balona dönene kadar da su içtim, annem “İyi iç bak, susarsın..” dedikçe..

Sabah kalktığımda kardeşlerim kahvaltı yaparken ben sabırla öğle ezanını bekliyordum.. Çünkü annemin anlattığına göre çocukların orucu “dikişli” olurdu ve öğle ezanı iftar edilirdi.. Bu iftar aynı zamanda sahur da olurdu ve akşam ezanına kadar orucun kalan kısmı tutulurdu :))

Öğle vakti iftarımı yedim bir güzel :)) Yine göbişim şişene kadar su içtim ve akşama kadar sokaklarda koşup oynadım.. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadım bile ama akşam iftar sofrasına oturduğumda o kadar büyümüş, o kadar güçlü hissediyordum ki kendimi, hep oruç tutmak istedim.. Bu sefer babam girdi devreye.. Çocukların bir Ramazan’ın başında, bir ortasında, bir de sonunda oruç tuttuklarını, anne-babaların bu 3’ün yanına bir “0” koyduklarını ve böylece 30 gün oruç tutmuş olduklarını anlattı :)) Ben de razı oldum tabii, n’apalım kurallar öyleydi :))

Sonraki senelerde kardeşlerim de eklendi iftar ve sahur sofralarına.. Artık dikişsiz olmaya başladı benim oruçlarım.. Babamın her sahur sonrası mutlaka okuduğu ve bizim o zamanlar yarı uykulu gözlerle dinlediğimiz “üç hadis” ışıttı sabahlarımızı.. Hep canımız ne çektiyse onunla süsledi iftar sofralarımızı annem..

Şimdi bunları hatırladıkça gözlerim doluyor ve ben de oğlumun ilk orucunun hayalini kuruyorum.. Onunla yapacağım sahurları iple çekiyorum.. O da benim gibi, sırf Allah istedi diye aç kalmanın ve sonra iftarda içilen bir bardak suyla ferahlamanın tadını yaşasın istiyorum.. Dikişli oruçlarının ardından bizimle iftar sofrasına oturup ellerini Yaradan’a açtığında, onun küçücük avuçlarına sağanak sağanak yağacak rahmetten biz de nasipdar olalım istiyorum..

Bugün Ramazan..
“İlk oruç” kuşları uçuyor miniklerin..

Bugün Ramazan..
Ruhları, açlıkla arınıyor büyüklerin..

Mübarek olsun.. “

İçim yine o günkü gibi kıpır kıpır.. Bu yıl -inşaallah- oruç da tutacağım için daha da heyecanlıyım.. Gündüz emzirmelerini tamamen kestik artık.. Sadece gece uyuturken ve sabaha kadar kalktıkça dört-beş kere emziriyorum.. Ramazan’da sahurdan sonra da emzirmeyeceğim için kolayca oruç tutabileceğimi düşünüyorum.. İnşaallah zorlanmam..

Herkese hayırlı Ramazanlar..

……………………………

Dün sezonun son pikniği diyerek gittiğimiz piknik, yeni bir dönemin başlangıcı olacak gibi.. Ozan ve Hakan abi, bir dağda iftar ve bir de gece çadırda konaklama planı yaptılar bile ayaküstü!! Banuyla bana da “Bizi eve bırakın da siz ne isterseniz onu yapın..” demekten başka çare kalmadı 😛

Bazı kişilerin canı çektiği için (:P) bu sefer güveç fotoğrafı falan yok size.. Sadece birkaç güzel kare var.. Oysa ben uyarı yazısı da yazmıştım di mi ama.. Hem bilerek bakın, hem sonra “Canım çekti, çok fenasın..” deyin.. Olmaz ki ama cicim 😛

İlk konuştuğumuzda, okuldaki işi bitmediği için gelemeyeceklerini söyleyen ama güveç lafını duyunca tüm işlerini jet hızıyla halleden Banucum ve eşi Hakan abi

O gün elinden biberonunu düşürmeyen Yusufcuk..
Yürüyüşe bile biberonuyla katıldı kendisi 😛
Yeni bir “bağımlılık dönemi” mi başlıyor ne?

Akşamüstü, kırda muhabbet keyfi..

Yemek sonrası, odun ateşinde çay hazırlıkları..

Sanatsal bir çalışma 😛

Pikniğe gitmekte geciktiğimiz için mecburen karanlığa kaldık ama bu mecburiyet ateş başında güzel bir çay keyfi ve muhabbete dönüşünce hiçbirimiz şikayetçi olmadık.. Tadı damağımızda kaldı bu pikniğin..
Havalar güzel olursa, Ramazan’dan sonra bir daha deneyebiliriz.. Tabii Ozanların dağda iftar planı bir şakadan ibaret değilse.. Yoksa eminim bu haftasonu yine orada olacağız :))

Tekrar herkese hayırlı Ramazanlar..

Dua ederken bizi de hatırlayın olur mu..

 

Ağustos 29, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 10:54 pm

İki piknik arası, bir hastane yazısı :))

Şimdiii, Uragan ablamız geçen hafta anlatmış ya hani Ayaş’taki o meşhur güveççiyi.. Kuaybe de bunu okumuş ve canı istemiş ya hani.. Eee, Ayaş’a gidemeyeceğine göre ve evde de “Ah yaz bitiyor, ahh Ramazan da geliyor, kapandı bizim piknik sezonu..” diye hayıflanan bir koca olunca sorunu birinci elden halletmeye karar verdik..

Ozanım dün acil bir piknik planı yaptı ve kendi elleriyle hazırladı güvecimizi.. Tencere ve kapak arasını da böyle hamurla sıvadı ki buhar kaçmasın, lezzet tam olsun..

Bu bakacağınız son güveç fotoğrafı olsun, aşağıdakilere bakmayın, canınız çeker..
Ben onları kendim için koydum 😛

Arabaya binip kendimizi adını bilmediğimiz ama özellikle benim çok beğendiğim bir gölün kenarına attık.. Yanımda yedek kıyafet de vardı, Yusufcuğu yüzdürürüm diye çok heveslendim ama aramızda şöyle bir diyalog geçti:

– Aaa, anne buğğ, bak buğğğ..
-Evet annem su.. Hadi soyayım seni de yüzdürelim biraz..
– I ıı, hayiy..
-Girmeyecek misin suya?
– I ııı anne, ı ııı…..

Arabadaki kova kürek setini alıp gölden uzak bir köşeye konuşlandı ve taş toprakla oynadı minik :))

Yusufcuğu görebiliyor musunuz?

Bu sırada güvecimiz de pişme hazırlığındaydı..
Hişşt, siz bakmayın!!

Baktım ki bana yapacak iş yok, ben de makineyi alıp fotoğraf çektim.. Sahile oturup gölü seyrettim..

Aşağıdaki manzara karşısında insanlığımdan utanarak tabii..

Hadi çevreyi korumayı, doğaya saygıyı geçtim.. İnsan en azından “Ya buraya tekrar gelirsem, ya evlatlarımın yolu düşerse..” diye düşünmez mi?

Bir süre sonra Ozan seslendi..
Güvecimiz pişmişti ve dumanı tüte tüte beni bekliyordu..

Çok acıkmış olan bazı afacanlar da servis yapmak için sabırsızlanıyordu..

Keşke o mükemmel lezzetin kokusunu da aktarma, hepinize bu yemekten bir tabak ikram etme imkanım olsaydı.. Nefisti..

Baba-oğul yemek sonrası göl kenarında hasbihal ederken..

……………………………

Gelelim bugüne..

Bu kısım biraz tatsız maalesef.. Karmakarışıktı hayat bugün benim için.. Tansiyonum 8’e 4 civarındaydı hastaneye gittiğimde ve acile giriş yaptırdım.. Ben sadece kan aldırıp çıkmayı hayal ederken bir enjeksiyon ve bir şişe de serum girdi devreye.. Yusufcuk ağlıyordu bir yandan, soluk beyaz ışık daha da karartıyordu içimi.. O yatakta, kolumda serumla yatarken sanki ölüme iyice yaklaşmış kadar acıydı hayat.. Oradan çıkarken sanki ondan olabildiğince uzaklaşmış gibi tatlı..

Kapıdan çıkarken tek duam, yavrum için, onu büyütüp yetiştirebilmek için yeterince uzun bir mühlet vermesiydi bana Rabbimin..

O benim için ağlarken ben onun için yandım.. İçim yandı..
Bensiz kaldığını düşündüm bir an.. “Annee” dediğinde cevapsız kaldığını düşündüm çağrısının.. Sonrası.. Yanaklarımı ıslatan yaşlardı..

En kısa zamanda çok ayrıntılı tahliller yaptırmam gerekiyor.. Tahmin ettiğim gibi kansızlık var ama daha da ötesini araştırmaları lazım.. İstanbul’a gidince bu işi hallettirmeyi düşünüyorum.. Anneme bırakırsam Yusufcuğu içim çok rahat edecek.. Bugün Seraplar bakmış sağolsun, , hastanede durmayınca oraya götürmüş Ozan, Ahmet Aydınla çok güzel oynamış ama sürekli bunu yapamam.. Zaten fuar da başlayacak ve Ozan’ın beni götürüp getirmesi asla mümkün değil.. En iyisi İstanbul’da halletmek..

Kötü, aklıma geldikçe içimi karartan bir vesvese var içimde.. Rabbime sığınıyorum..
Dört sene öncesi geliyor aklıma, korkuyorum..

………………………

İki piknik arası derken, yarınki muhtemel pikniğimizi kastediyordum.. Galiba bu sezonun son pikniği olacak ve inşaallah arkadaşım Banucuk ve eşi Hakan abi de bize eşlik edecek.. Bir güveç ziyafeti de onlara sunacak Ozan usta.. Bana da moral depolayacak..

Gelmek isteyen olursa bekleriz.. Ankara’ya yakın bir köyün üst taraflarında, yukarıdaki çeşme ve ineklerin yakınında olacağız.. Eh, bu kadar ipucu yeter di mi 😛

 

Ağustos 26, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 7:16 pm

Dikkat.. Acans son haberleri geçmekte 😛

– Hastaneye gidemedim ama kendimi o günkü kadar kötü hissetmiyorum.. Yine de bu haftasonuna kadar tahlil meselesini halletmek istiyorum..

– Yusufcuk yeni duruma biraz ayak uydurmaya başladı galiba.. Bugün ilk defa öğle uykusundan uyanınca emmek istemedi, daha doğrusu sormayı unuttu.. Artık gündüz ememeyeceğinin farkında.. Arada bir gelip şansını denese de “Sen artık iki yaşındasın annecim, emme bitti, hem uff olmuş, ben sana dolaptaki sütten vereyim..” deyince artık daha kolay ikna oluyor.. İlk günlerdeki gibi ağlama krizine girmiyor..

Bu beni çok rahatlattı.. O gerilmeyince ben de gerilmiyorum..

Ayrıca iki yaşında olmak da hoşuna gidiyor sanırım küçük beyin.. Yaş meselesi açılınca “üki” diyor hemen parmağıyla göstere göstere ve şirin şirin sırıta sırıta :))

– Harıl harıl dergi için yazı derlemeye çalışıyorum.. O kadar tatilin üstüne fena kastı bu beni 😛 Yine ard arda üç sayı lazım ve Yusufcuk beni hiç rahat bırakmıyor.. Bir de şu anda kullandığım internet bağlantısı wireless olduğu için ve bunun normal bağlantılara göre bebekler için çok çok zararlı olduğunu duyduğum için onun yanında bilgisayar kullanamıyorum.. Ne çalışabiliyorum ne blog yazabiliyorum, hoff..

– Aramızda geçen birkaç diyalog:

– Yusufcuk, sen nesin?
– Bebiğğğşşşşşş..
– :))))

– Anne yap, yağtak yap..
– Tamam annecim, uyuyacak mısın?
– Hı hıı, uyağğ..
– Tamam o zaman gel salıncağında sallayayım seni..
– Hayiy, memeğğ..
– :)))

– Yusuf hadi gel bana şu hayvanlar kitabını bi oku bakiimm.. Bunlar ne annem?
– Kokek, miavv, vil, öğgek, kuğğka, dodun, tuş, iğhaaa, vağye, ögüüüü..
( Yani köpek, kedi, fil, ördek, kurbağa, koyun, kuş, at, fare ve böcek 🙂 )

– Eğer bugün daha önce yayınlama şansım olsaydı, “Bugün Yusufcuğun lazımlığına çiş yaptığı ilk gün.. Galiba hiç ummadığım bir anda tuvalet eğitimine de başlıyoruz..” yazacaktım ama sonraki gelişmeler bunun sadece Yusufcuk açısından bir zamanlama hatası olduğunu gösterdi.. Aslında o sefer de sonrakiler gibi pantalonuna yapacakmış ama annesi yanlışlıkla farkedip lazımlığa oturtuvermiş hemencecik işte 😛

Yine bağladık bezimizi haliyle..

– Geçen hafta bugün Esra teyzemiz geldi bize taa Konyalardan.. Bir gece misafir etme şansımız oldu ve Yusufcuk da ben de sevinçten havalara uçtuk.. Uzun uzun yazayım, güzelce anlatayım derken, bizim gündeme ve benim fırsatsızlığıma kurban gitti o gün.. Esra da sitem etmiş bana bahsetmedin diye ama n’apiim tatlım yaa.. Bir akşam yemeğini bile dört seferde ve toplamda iki odada yediğime sen de şahit oldun!!

Esram, düğünüme gelen yegane lise arkadaşımdır, yeri çok özeldir bende.. Taa yedi sene önceyi konuştuk onunla.. Düğüne gelirken bana aldığı hediyeyi gösterdim ona, o da ben de çok duygulandık yeniden.. Onun sayesinde neler neler hatırladım bir bilse..

Yusufcuk bütün gece esir aldı zavallımı resmen.. “Abyaa, geh geh..” diye diye sürekli odasına çekiştirdi durdu Esra’yı.. Bütün oyuncaklarını ayrıntılarıyla tanıttı, onların legoları defalarca toplayıp toplayıp boşaltırken bana fenalık geldi!! Allahtan Ozan imdada yetişip Yusufcuğu gittiği çay ziyaretine götürdü de biz de üç saat kafa dinleyip muhabbetin dibine vurduk :))

Ama Esra’nın bugün telefonda dediğine göre durum vahimmiş.. Başucuna koymuş Yusufcuğun fotoğrafını, özleyip duruyormuş.. “Keşke hiç görmeseydim yakından..” dedi!

Esra, yine gelllllll…..

– Yusufcuk artık “kendi odam” kavramına alışmaya başladı.. Geçen hafta tatil dönüşü büyük temizliği yaparken salonu baştan düzenledim ve şimdiye kadar dolaplara kaldırılmış bekleyen tüm aksesuarlarımı yeniden yerlerine yerleştirdim.. Yusufcuğun oyuncaklarını odasına topladım ve ona şirin bir oyun alanı yaptım.. Bir dolabı da tamamen oyuncaklara tahsis ettim :)) Öğle uykularını da odasında uyuyor artık bebiş.. Uyuyunca oraya taşıyorum, orada uyanmaya alışsın diye..

Şimdi artık her büfeye çıkmaya çalıştığında ya da fotoğraf çerçevelerinden birini kaçırmaya kalktığında müdahale ediyorum ve onların oyuncak olmadığını, burada oyun oynayamayacağını söylüyorum.. “Odanda oynayabilirsin..” dediğimde gidiyor ve güzelce orada oynuyor.. Tabii her beş dakikada bir beni de elimden çekiştirip yanına sürüklüyor, o ayrı..

Her adımda ayağıma bir oyuncağın köşesinin batmasından kurtulmuş oldum böylece :))

– Bu kaçamak fazla uzadı! Ben acilen güzel bir mesel bulmaya gidiyorum..

 

Ağustos 24, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 9:25 pm

Yusufcuk depresyonda..
Sanırım ben de :((

Anne sütüne veda çalışmalarına başladık.. Üç gündür, gündüzleri hiç em(e)miyor bebiş..

Gündüz iyi hoş, bir şekilde oyalayıp kandırıyor, bir yolunu bulup unutturuyorum da geceleri tam uyku vakti kriz geldi mi ne sirke dinliyor ne sürme ne salça.. “İkaaaa” diye ağlayıp duruyor.. Yıkanınca çıkacağını biliyor yani afacan!! Baktı annneden fayda yok, öyle emiyor!

Geceleri emzirmeye devam ediyorum yani..

Dün, son üç günün acısını çıkarmak istercesine defalarca kalkıp kalkıp emdi!!

Hala doğru yapıp yapmadığımı sorguluyorum.. Acaba gece de kesmem gerekir mi? Bunu nasıl başarabilirim? Bir emip bir emmemek onu daha çok üzer mi?

Offf…

Benim planım en azından bir ay daha böyle, sadece gece emzirip sonra onu da kesmekti -annem yardımıyla- ama dedim ya, acaba kafası daha mı çok karışıyor böyle?

Hımm, şimdi siz bana diyeceksiniz ki madem bir ay daha emzireceksin, gündüz niye kesiyorsun, emsin çocuk..

Ama mazeretim var 😛

Bir süredir aşırı halsizlik, kendimi çok kötü hissetme, hatta evde otururken bile fenalaşmaya başlama gibi şeyler olmaya başladı bende yine.. Zaten geçmişim pek temiz değil bu konuda.. Kronik anemiğim.. Mütemadiyen hipotansiyon durumundayım.. Otobüslerde bile fenalaşmışlığım var üniversite yıllarında..

Kendimi bu kadar kötü hissederken, bir de emzirme bana daha fazla zarar versin istemedim.. Yarın inşaallah Ozan’la hastaneye gidip ayrınıtlı kan, hormon ve vitamin tahlillleri yaptıracağım..

Annem “B12 sendromu” hastası ve o da aşırı anemik.. Teyzelerimden birisi de öyle.. Hem annemde hem de halamda tiroid problemleri var..

Korkuyorum!!
Uzun süredir ihmal ediyorum kendimi, belki de o yüzdendir..

Lütfen her iki konuda da bana dua edin olur mu..

 

Ağustos 21, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 9:54 am

Dün gece oturdum, bilgisayara aktardığım İzmir fotoğraflarımızı düzenlemeye ve bloggera yüklemeye çalıştım.. Sonra baktım ki altından kalkamayacağım kadar çoklar, aşağıdaki yardım çağrısını yapıp kaçtım :))

Şimdi komşumun küçük tatlış kızı Yusufcukla oynamaya geldi ve ben yine fotoğraflarla boğuşmaya başladım!! Karar verdim, bir daha bu kadar çok fotoğraf çekmeyeceğim.. Seçmek de zor elemek de..

Hepsini yine yüklemeyemeyeceğim için bölüm bölüm anlatacağım sanırım aklımda kalanları.. Urla’ya gittiğimiz günden başlayabilirim aslında ama önce genel bir girizgah yapalım :))

Bildiğiniz üzere ben artık uçak korkusunu yenmiş, “Lost”un üstüne bile uçağa binebilen bir insanım 😛 İzmir’e de uçakla gittik Yusufcukla.. Ama bir gece önce, saat ikide acilden eve gelmiş, Yusufcuğun kanını aldırmış, karnının filmini çektirmiş ve sabaha da başka çare kalmadığı için lavman yapmak zorunda kalmış bir şekilde.. Beş günlük ishalin ardından üç gün de kabız olmuştu çünkü Yusufcuk.. ( Anlaşılan mükemmel ötesi bir ishal diyeti uygulamışım çocuğa 😛 ) Yola çıkmadan bir önceki gün, ikindiden geceye kadar ağlayınca ve karnı da davul gibi şişince, daha eşyaları bile hazırlyamadan yine acil yolu göründü bize.. Doktor karnına bakarak birşey yutmuş olabileceğinden korktu ama Allahtan ki değilmiş.. Filmi temiz çıktı.. Sabahki lavmandan sonra üç kere de bezini iyice doldurup banyo yaptıktan sonra koşa koşa uçağa yetiştik.. Kalkış iyiydi de zaten uykusuz halimin üstüne bir de inişte yayık ayranı gibi çalkalanınca perişan oldum.. Demek ki bu iniş ve kalkışların kalitesi pilota göre değişebiliyormuş.. Zamanla öğreniyoruz işte 😛

Eniştemler beni karşıladı ve hemen dedemlere doğru yola çıktık.. Yetmişbeşlik delikanlımı görmek için can atıyordum çünkü.. Kapıda beni herzamanki çocuk ruhuyla, verdiği kilolara rağmen toparlanmış görüntüsüyle karşıladı dedem.. Maşaallah, umduğumdan çok çok iyi gördüm onu.. Göğsünü boydan boya geçen uzun dikiş izini görünce içim sızlasa da onu yeniden bize bağışladığı için Allah’a şükrettim..

Annaneciğim o yaşına rağmen bizi en güzel şekilde ağırlamak için elinden geleni yaptı.. Canlarım benim, ikisinin de hakkını ödeyemem.. Üst katta oturan teyzemin bir Yusufcuk delisi oğlu, bir de “Çocuk Gelişimi” bölümünde okuyan kızı olunca, benim tatil tam tatil oldu..

Köyü de çok seviyorum, orada da çok güzel vakit geçiriyorum ama anladım ki insanın kendi akrabalarının yanına gitmesi, çocukluğunun geçtiği yerlerde olması bambaşka..
İyi ki gitmişim İzmir’e..

Gerçi oradayken pek öyle diyemedim.. İzmir sıcak, sıcaaaakkkk, çoooook sıcaktı.. İnsanı uyutmayacak, nefes alsa bile nemden dolayı alamıyormuş hissi verecek kadar sıcak!!

Gittiğimizin ertesi günü, Yusufcuk başta kafası olmak üzere isilik döktü.. Yavruşun saçlarını uzun seven, “Erkek çocuğunu uzun saç sıkar, hem kız gibi oluyor, kestir şunları..” diyenlere panter gibi atlayan ben, o gün koştura koştura berbere gittim ve dört numaraya vurdurdum bebişin kafasını :)) Çocuk bunaldıkça saçlarını çekmeye başlamıştı çünkü.. Allahtan önleri biraz uzun bıraktırdık da suyla şöyle yukarı yukarı dikince “kirpi model” oluyor :))

Saçları kesilince artık tam anlamıyla çocuk oldu Yusufcuk gözümde.. Topuz kafası ortaya çıktı iyice.. Alt taraf ince uzun, kafa yuvarlak olunca haliyle lolipopa benzedi :)) Topuzunu da çok seviyor.. “Nerde annecim topuzun?” deyince eliyle kafasının arkasını tutup “topuuuş” diyor :))

Neyse..
Yusufcuk isilik dökünce ve biz sıcaktan çok bunalınca dedişim attı bizi minik “bis”ine,
aşağıdaki harika yoldan geçip Urla’ya gittik..

Görünen yer aslında bir adaymış ve üzerinde bir kemik hastanesi varmış..
Daha sonra aradaki kısmı doldurup yol yapmışlar..
Fotoğrafta o kadar güzel görünmüyor sanırım ama manzara harikaydı..
Denizin içinden geçmek harikaydı..
Sonrasında yüzmek için bulduğumuz tenha yer de harikaydı..


Yusufcuk oldukça tedirgin yaklaştı denize..
Biz onun için gitmiştik aslında ama o bundan pek memnun olmadı 😦
Genelde kenarda taşlarla ya da sopalarla oynamayı tercih etti..

Baştürk kreasyon, 2008 yaz dönemi, Urla çekimleri 😛


Yüzmeyen sadece Yusufcuk değildi, ben de yüzmedim..
Daha doğrusu yüzemedim.. Su korkusu yine ağır bastı çünkü..
Şimdiye kadar hem Ozan hem de bir arkadaşım yüzme öğretmeye çalıştılar bana ama nafile..
Su, bana göre değil..
Ağzıma burnuma dolunca, eğlenmekten çok eziyet çekiyorum resmen..
Sahilde gezip ayaklarımı sokmak daha eğlenceli :))

Genelde kenarda gezinse de..

Birkaç kez suya sokmayı başardık Yusufu..
Teyzemin oğlu yüzdürdü biraz ama sonuç hüsran oldu..
Ağlaya ağlaya bizi pişman etti Yusufcuk..
Biz de çıkardık sudan hemen..

Böylece deniz maceramız erkenden sona ermiş oldu.. Dedem de biraz yüzdükten sonra karpuzumuzu yiyip eve döndük.. Seneye şansımızı bir kere daha deneyeceğiz inşaallah :))

……………………

Bugünlük bu kadar.. Serimiz, “Yusufcuk Kemeraltı’nda, Yusufcuk Saat Kulesi’nde, Yusufcuk Eve Dönüyor” gibi bölümlerle devam edecek.. Bizden ayrılmayınız 😛

 

Ağustos 20, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 10:18 pm

Sefkili tecrübeli anneler, yardımınıza ihtiyacım var..

Acilen etkili “anne sütüne veda” yöntemlerinizi öğrenmem lazım.. Zira bugün itibariyle 24. ayına girmiş olan ve günlük emme sayısını da bu rakamla yarıştırmaya çalışan bir bebe var evde!!

Çıldırmak üzereyim..
Gerçekten..

 

Ağustos 16, 2008

Filed under: Uncategorized — Kuaybe @ 10:16 am

Nihayet evimize döndük :))

Ama öyle uzun süreliğine zannetmeyin 😛 Bir ay sonra da büyük İstanbul çıkartmamızı yapacağız inşaallah oğlumla.. Ramazan’ın sonunu İstanbul’da geçirmek istiyorum.. Sultanahmet’te iftar etmek, Eminönü’nde, Kapalıçarşı’da yine ayaklarım şişene kadar dolaşmak istiyorum.. Biletimi aldım şimdiden.. Belki de bu, Türkiyedeki son Ramazanımızdır diye.. Kim bilir..

Evimize çok da mutlu döndük ayrıca..

Köye gitmeden önceki gece bir rüya görmüştüm ben.. Kısaca, iki ev arasındaki çok minik bir daireyi, çok uygun bir fiyata satıyorlardı bana ve çok güzel, içimi huzurla dolduran bir evim oluyordu, önünde bahçesi falan vardı.. Beyazdı.. Giderken Ozan’a anlatmıştım rüyamı yolda, sonra unutmuşum tamamen..

Eve dönmeden iki gün önce, köyün çıkışına doğru bir yerde, çok uygun bir fiyata bir arsa satılacağı konuşuldu evde.. Fiyatını öğrendim, gerçekten çok uygundu.. Hatta yazsam inanmazsınız, o yüzden yazmıyorum 😛 Almak istediğimi söyleyip oraya bakmaya gittim Ozan’ın ninesiyle.. Tam da hayalimdeki kadar bir yerdi.. İçine küçücük evimi, önüne meyve ağaçlarıyla çevireceğim bahçemi yapabileceğim kadar bir yer.. Satıcıyla görüşüp hemen işlemleri hallettik ve hiç hesapta yokken, gördüğüm rüyanın tabirini bizzat yaşadım..

Yani anlayacağınız, köydekilerin deyimiyle “tarla takka sahabı”, annemin deyimiyle “toprak ağası” biriyim ben artık 😛

( Yani duyan da dönüm dönüm arsa aldım sanacak!)

Şimdi Kurban Bayramını iple çekiyorum.. Önce ölçümünü yaptırıp etrafının duvarını ördüreceğiz sonra da baharda meyve fidelerini dikeceğiz küçük bahçemizin inşaallah.. Eğer benim vize görüşmelerim başlar ve olumlu sonuçlanırsa da en acilinden ufak bir prefabrik ev yaptırıp bütün eşyamızı oraya taşıyacağız.. Böylece evimi dağıtmadan gideceğim yurtdışına ve sanırım biraz daha rahat olacak içim.. Uzaklarda beni bekleyen minik bir evim olduğunu bileceğim..

Düşünüyorum da, Allah yaşatacağı her duruma yavaş yavaş hazırlıyor aslında bizi.. Şimdiye kadar hiç yoktu böyle bir düşüncem.. Birisi bana, “Bir gün köyden bir arsa alacaksın, oraya bir ev yapacaksınız ve senin yerin artık orası olacak..” dese inanmazdım, asla inanmazdım.. Ama oldu.. Demek ki nasipmiş ve tam da uzaklara gitme ihtimalimizin olduğu bir dönemde çok da iyi oldu..

Rabbim hakkımızda hayırlı kılsın inşaallah bu mülkü.. Amin..

………………….

Ne İzmir’den ne de köyden tek kare fotoğraf yükleyemediğimin farkındayım.. Ama yükleyeceğim inşaallah.. Onlarsız olmaz :))

Ayrıca köyde katıldığımız düğünde, “gelin inmesi”ne de gittim bu sefer.. Yeni adetler öğrendim, kına fotoğrafları çektim.. Onları da ekleyeceğim inşaallah..

………………….

Ozan da ben de köyün havasının Yusufcuğa yaramadığına karar verdik.. Minnoş yine hasta.. Ama bu sefer ishal değil Allahtan, burnu tıkalı ve ateşlenip duruyor.. Dün gece yirmi kere emzirdim desem abartmış olmam herhalde!! İnşaallah hemen atlatır..

…………………

Minnoş Yusufumla ilgili yazacak o kadar çok şey var ki.. Gezmekten fırsat bulamadım hiçbirine :(( İyice dillendi yavyu, kendi çapında cümleler bile kuruyor artık..

Örneğin, “Anne tafa tumm”
Yani tum diye kafasını vurmuş minişim :))

Gece ışığı kapatınca “Anne yamba” (lambayı aç), ayağına diken batınca “Anne ayah dikın”, arabayla bir yerden dönünce “Deldiğğğ” (geldik), namaz kılan birisini görünce “Teppik” (tespih çek), alternatifi olan birşey gösterince seçmek için “Onu” ya da “Bunu bunuğğğ” demesine bayılıyorum..

Ayrıca soru dönemimiz de başladı.. Dün defalarca farklı şeyleri gösterip “bu niğğ?” diye sordu babasına.. Sonra ben ona öğrendiği şeylerin ne olduğunu sorunca güzel güzel cevap verdi bebeğim maşallah.. “Anne diğen” (tren)

Dün gece de uyumadan önce, “Anne yap, tuş yap..” deyip durdu bana.. Ne olduğunu bir türlü anlayamadım ama sonra Yusufcuk biraz şarkı mırıldanınca ne demek istediğini anladım.. “Küçük bir kuş varmış..” şarkısını söylememi istiyormuş meğer.. Dinleye dinleye uyudu tatlı meleğim..

Babası istemediği birşey yaptığı zaman, “Babağğğ, yapbaaa..” demesi de ayrıca kayda değer..
Normal “baba” deyişinden o kadar farklı ki o uyarı tonu anlatamam :))

…………………

Neyse, ben şimdi hepinizin kandilini kutlayıp kaçayım..
Zavallı evimi toparlayıp temizleyeyim, güzel bir tarif bulup çıtır çıtır bir kandil simidi pişireyim..
Hoşçakalın..