KUAYBE’NİN DÜNYASI..

Minik melek Yusufcuğun.. Birkaç güzel kelebeğin.. Renk renk yünlerin.. Çikolatalı kurabiyelerin.. Bazısı okunmuş, satır altları çizilmiş, bazısı hala okunmayı bekleyen güzel kitapların.. Onlarca şiir, yüzlerce mektup ve binlerce fotoğrafın.. Uzak ama sıcak hayallerin.. “İlk” cümlelerin.. Yani küçük güzelliklerin, minik ayrıntıların süslediği bir dünya..

Mart 29, 2008

Filed under: ilk kelimeler,mutluluk,tarif defteri,Yusufcuk — Kuaybe @ 2:33 pm

Bugünlerde günün en sevdiğim anları, öğleden sonralar..

Yusufcuğa yemeğini yediriyorum, altını değiştiriyorum ve biraz oynaması için bırakıyorum.. Sonra bakıyorum hafiften hafiften esnemeye başlıyor.. Biraz duruluyor, düşüyor sanki temposu.. Anlıyorum uykusunun geldiğini.. Az sonra da yanıma gelip serçe parmağımdan yatakodasına çekiyor beni ve şirin şirin “Nenniğğğğ” demeye başlıyor!

Şimdiye kadar hep hayalini kurduğum bir manzara bu.. Uykusu geliyor ve kendi rızasıyla uyumak istiyor bebişim :)) Gerçi hala kendi kendine uyumayı öğrenebilmiş değil, süte bağımlı ama olsun.. Bu da bir gelişme..

Yavruşu emzirirken genelde ben de uyuyup kalıyorum yanında.. İşte bu kısım, günü şekerlendiren, ballandıran kısım :)) Nasıl tatlı geliyor o uyku anlatamam.. Kendimi şarj edilmiş pil gibi hissediyorum uyandığımda :))

Ama daha da güzeli, uyandığımız ilk dakikalar..

Hafif terli, biraz mahmur ama inadına şirin oluyor Yusufcuk.. Ben o ne yapacak diye gözümü kısıp uyuyor numarası yaparak bakıyorum, uyandırmak için üst üste heyecanlı heyecanlı “anniğğ, anniğğ, anniğğ” diye diye öpüyor beni.. Uyanıyorum, sarılışıp koklaşıyoruz.. Yatağın içinde doğrulup sevgi seansımızı gerçekleştiriyoruz :)) Sonra sıra ayna faslına geliyor.. Bizim dolabımız yatağımızın tam karşısında olduğu için ve kapakları ayna olduğu için çok eğlenceli oluyor bu iş.. Birlikte yastıklara sırtımız dayayıp oturuyoruz ve Yusufcuk başlıyor bana “beğbee” yi göstermeye.. Arada sarılıyor, aynaya bakıp kendisinin bana sarılımş görüntüsünü görünce “Ayyyy” diyor :))

Her saniyesini hafızama kazımak istercesine,
iyice keyfini çıkartıyorum bu dakikaların..
Tadı başka hiçbirşeyde yok çünkü bunun..
Hele o yeni uyanmış bebe kokusu!
Vargücümle içime çeksem de
doyamıyorum…

………………….

Gelelim yeni kelimelerimize..

Farkındayım, bugünlerde konuşma çalışmalarını hızlandırdı Yusufcuk.. Bana sadece kaydetmek kalıyor.. Bu tatlış kelimeleri unutmak istemiyorum.. Annemle babam hala anlatırlar mesela benim daha 11 aylıkken “günek batti” ( güneş battı) ya da “Kuabene hu vey kıcına” ( Kuaybene su ver, kızına) deyişimi.. Ben de ileride oğluma kendi kelimelerini anlatmak istiyorum inşaallah taklidini yapa yapa :))

Ovüdah: Oyuncak

Ceyti: Zeytin ( Ama illa yeşil zeytin, siyahları zeytinden saymıyor bizim bebe )

Üh: “Düştü” anlamında.. Söylenişini taklit ediyor :))

Huyyuuğğğ: Yine aynı şekilde söyleyiş taklidi, “uyuyor” anlamında.. Ağzını da yuvarlacık yapıyor :))

Değn: Tren

Ağl: Al

Ağya: Ayna

Mih: Muz

Ayi: Ayı

Duğdu: Turşu.. Acaip ama bayıla bayıla turşu yiyor :)) Aslında çok da acaip değil, bana çekmiş..

Birkaç tane daha var ama hatırlayamadım şimdi..
Sonra yazarım ..

………………..

Dün Yusufcuk tam bir kalsiyum yüklemesi yaptı :))

Akşam yemeğinde bir kase yoğurt çorbası içti ki maşaallah demem lazım hemen.. Sonra yatmadan önce de yaptığım fırında sütlaçtan yedi.. Gözlerime inanamadım! Ozan bana baktı, ben Ozan’a baktım, “hayret” dedik :)) Ee, zaten bütün gün de beni emiyor.. Kalsiyum bombası gibi tamamladı galiba dün geceyi 😛

Perşembe günü de pazardan dönerken pusetinde tam üç tane muz yedi.. Hani var ya küçük “parmak muz”lar, onlardan.. Ama bu Yusufcuk için büyük gelişme.. Arada da -üstelik benden isteyerek- kuru üzüm atıyor ağzına, bitiriyor, geliyor yine tırtıklıyor torbadan :)) Kuru kayısıyı da sevdiğini farkettim ama çok yediğinde ishal yapıyor, çok veremiyorum istemesine rağmen..

Farkettim ki ben alışık değilim Yusufcuğun birşeyler yemesine.. Yediği zaman “olay” oluyor bana :)) “Maşaallah” deyip şükredeyim, Rabbim arttırsın inşaallah.. Çok mutlu oluyorum Yusufcuk birşey yediğinde.. Yavru hamsi balığı gibi geziyor ya ortalıkta, kendimi kötü hissediyorum işte..

………………………

İki de tarif verelim bitirelim yazımızı.. Pazar sabahı için yaparsınız belki :))

Bu sefer gerçek tarifler ama.. Öyle oyuncak yahnisi, lego çorbası falan değil.. Bizzat anne mamülü :))

İlki, farklı bir çay demleme şekli aslında.. Geçen hafta yaptım ilk defa – ve tamamen uydurmasyon :P- ama kardeşim de ben de çok beğendik.. Babamızın çayla arası pek yok ama o da severek içti..

Su kaynayınca, normal çaydan (siyah) biraz koydum demlik süzgecine.. İçine biraz da yeşil çay ekledim ve kaynar suyu şöyle bir gezdirdim üstünde.. Hem yıkanmış hem de acısı gitmiş oluyor böylece.. Sonra üstüne bir çay kaşığı toz zencefil ekledim ve öyle demledim çayı.. İçerken de biraz limonla daha harika oluyor..

İkincisi ise yine çok basit bir tarif.. Yulaflı omlet..
Çukur bir kaba, üç yumurtayı kırıp üstüne göz kararı süt ekliyorum.. Sonra da içine yulaf ezmesi döküyorum bolca.. ( Benimki “Eti Lif-a-lif Yulaf Ezmesi”, hani şu diet yaparken yenilenlerden) Tuz ve karabiber ekliyorum, iyice çırpıyorum.. Biraz bekletiyorum, yulaflar tamamen yumuşuyor böylece.. Sonra tavaya döküp iki tarafını da pişiriyorum.. Yusufcuk bile severek yiyor :)) Bu sabah yaptığıma dereotu da ekledim hatta, çok yakıştı..

Bu tarif bir taşla üç kuş vurmaca aslında.. İçinde hem yumurta hem yulaf hem de süt olduğu için Yusufcuğun yemesi beni çok mutlu ediyor.. Bazen yulaf yerine peynir ekliyorum, bazen de didiklenmiş tavuk etleri.. Yumurtanın içinde farketmeden yiyor..

( Evet Yusufcum, itiraf ediyorum, çok kandırdım seni bebişken çooookkk 🙂 )

Herkese iyi haftasonları..

 

Mart 26, 2008

Yusufcuğun ilklerine bir yenisi eklendi bu hafta..

İlk cümlesi : Baba diğttiii..

Babası bizi hastaneye bıraktığında söylemişti arabanın arkasından bakarak.. Pazartesi günü yazmayı unutmuşum.. Babası biryere gittiğinde ya da odadan çıktığında bu cümleyi hep söylüyor artık.. Bugün de gazetedeki araba resmine baktı uzun uzun, sonra da gazete ters çevrilince arabanın kaybolduğunu görüp “Ann ann diğttii” dedi :)) Tabağımızdaki yemek ya da bardaktaki içecek bitince de “Biiiiğğtttiii” diyor hemen.. “Ne bitti?” diyorum, ağzıyla yutkunma hareketi yapıyor önce, sonra da ellerini birbirine sürüyor hemen “bitti gitti” der gibi..

Maşaallah benim bebişime.. Artık bir “Yusufcuktan cümleler” kategorisi açmanın zamanı geldi :))

……………………

Bugün kütüphanenin üstünde duran atını gördü Yusufcuk.. İşaret etti vermem için.. Anladım ama o anda birşey yaptığım için anlamamış gibi yaptım.. “İyyyy haa haa haaağğğ” demeye başladı! Atı aynı öyle kişniyor.. Baktım derdini anlatmaya niyetli, “Ne istiyorsun annecim, adını söylersen vericem..” dedim.. Masadaydı o sırada, aşağı indi hemen, emekler gibi eğildi, dört ayak ilerlemeye başladı.. Yani böyle yürüyen ve “iyy ha haa haa” diye bağıran atını isityormuş :))

Isırdım ısırdım, sonra verdim atını :))

Ata da “ad” veya “ap” diyor bu arada.. Niye söylememekte ısrar etti bugün anlamadım.. Ama böyle anlatması kesinlikle daha şirindi..

………………….

Özellikle babaannesi buradayken, Yusufcuk her kaka yaptığında altını beraber değiştiriyorduk ki işi çabuk ve kolay halledelim.. Babaannesi onu oyalarken ben de olabilecek en hızlı alt değiştirme metotlarını uyguluyordum :)) Her seferinde de babaannesi bez açıldığında “Öff kokmuş bu bez yaa.. Kokutmuş Yusuf, öff..” diyordu, eliyle kötü kokuyu savar gibi bir hareket yaparak..

Birkaç gündür her bezini açışımda suratını buruşturup aynı hareketi yapıyor Yusufcuk.. Eliyle kendi kokusunu kovalıyor 😛 Eğer becerebilirsem kamerayla çekmeye çalışacağım yarın.. O kadar komik oluyor ki..

Acaba gerçekten iğrendiği için mi yapıyor yoksa sadece o hareketi hatırladığı için mi, bilmiyorum..

Bu arada, tecrübeli arkadaş ve yakınların tavsiyesine uyarak tuvalet eğitimini yaza ertelemeye karar verdim.. Aksi takdirde hem benim için hem de Yusufcuk için oldukça zorlayıcı olabilecek çünkü bu konu..

………………..

Son madde Yusufcukla ilgili değil ama yazmazsam olmaz 😛

Doğadan’ın Nar-Çilek çayını keşfettim.. Çok oldu aslında keşfedeli ama bu aralar daha çok içiyorum sanki, hatta hergün! Böğürtleni de çok güzel ama nar-çileğin kokusu harika.. Denemeyenlere tavsiye ederim..

( Marka vererek ürün tavsiye etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben beğendiğim, sevdiğim şeyleri paylaşmaktan çok hoşlanıyorum.. Umarım yanlış birşey yapmıyorumdur.. )

 

Mart 25, 2008

Filed under: aşı,ilk kelimeler,Yusufcuk — Kuaybe @ 11:41 am

“Çok ama çok yorgunum sevgili günlük..”
diye başlayıp yazacaktım birşeyler dün gece ama uyumuş kalmışım :))

Çok yorgundum gerçekten..
Yoğun bir haftasonu, ardından Yusufcukla önce bir doktor sonra da aşı macerası!
Daha ne olsun?

Aslında bu yazıyı İstanbul’dan yazıyor olacaktım bugün ben.. Ama yine nasip olmadı gitmek.. Birlikte gideceğim arkadaşlar gitti de döndü bile.. Ben hala buradayım :((

Ama olsun, bizim de “dadi”miz geldi haftasonu.. En azından kardeşlerimin birini görmüş oldum.. Annelerle de MSN’de konuştuk, hasret dindi biraz..

Haftasonumuz çok güzeldi yine elhamdülillah.. Yusufcuk “dadiiğğ” diye diye dayısıyla oynadı doyasıya.. Birlikte yeni oyunlar keşfettiler.. Mesela, elektrik çarpmış adam taklidi yapmaca, koltuk minderlerini yere serip bodoslama üstüne atlamaca, gittiğimiz piknikte köstebek gibi çukur kazmaca.. Daha neler neler.. Fethi, seni hayırla yadediyorum ablaciim bilesin 😛

Cumartesi uzun bir park keyfi, pazar da pikniğin ardından, pazartesi güneşin ilk ışıklarıyla Eskişehir’e döndü dayımız.. Biz de Yusufcukla biraz daha uyuduktan sonra, babamızın aldığı göz doktoru randevusuna yetişebilmek için kalkıp hazırlandık.. ( Gerçi yine geç kalıp babadan fırçayı yedik ama o ayrı 😛 )

Yusufcuğun sol gözünde hafif kayma var.. Yorulduğu zaman bu hafif kayma oldukça bariz hale geliyor hatta.. Bazen iki gözü farklı noktaya bakıyor gibi oluyor, korkuyorum !! Son hastane kontrolünde Neşe hanım bir göz doktoruna gitmemizi önerdi tekrar.. Babiş de randevu aldı bize.. Oğluşumla birlikte gittik dün.. Hastanenin girişindeki kocaman akvaryumdaki tüm balıkları sevdikten, tüm personel ve bazı hasta yakınlarıyla cilveleştikten ve bizimle ilgili ilgisiz tüm odaların kapısını yokladıktan sonra sıra bize geldi.. Aslında çok beklemedik ama Yusufcuk kısa bir süreye, bu saydıklarımın hepsini sığdırdı :))

İçeri girdik, doktor amca başladı Yusufcuğu muayene etmeye.. Işıklı kalem gibi birşey tutuyor yüzüne ( ışığa tepki hızını ölçmek için), “Işığa bak..” diyor, Yusuf inatla kalemi almaya çalışıyor :)) Doktor çekiyor, “Beh, beeehh..” diye kızıyor bizim bebe.. Yusufcuğun eline başka bir kalem vermek suretiyle durumu kurtardık zannediyorduk ki, bu sefer de o kalemle oynamaktan doktora bakmadı afacan..

Neyse doktor biraz uğraştıktan sonra sıra makineyle ölçüme geldi.. Ben kendi yüzümü dayadım, oyun gibi lanse ettik, içinde “pisi pisi” var dedik ama nafile.. Yusufcuk asla ama asla yanaşmadı makineye.. Biraz ısrar edince ağlamaya başladı :(( Baktık olmayacak, danışmadan bir görevli çağırdık, ben Yusufcuğu kucakladım, elini kolunu tuttum, o kız da başını sabitlemeye çalıştı ama cıkk.. Çığlık çığlığa bağıran Yusufcuk aynı zamanda çırpındığı için doktor birtürlü görüntüyü sabitleyip de ölçüm yapamadı.. Bekleyip bekleyip denedik ama sonuçta muayene olamadı Yusufcuk.. Ve ölçüm yapamadığı için de kesin birşey söyleyemedi, damla falan vermedi doktor.. “Altı ay falan sonra tekrar deneyelim, biraz büyümüş olur..” dedi..

Odadan çıktık, koridorda herkes bizi işaret ediyor! Taa koridorun sonundaki danışmaya bile gitmiş sesi cırcır böceğinin :)) “Niye ağladın bakiim?” diyor oradaki kızlar, “Aeee buuuyiii ğii deeebbii geee..” diye anlatıyor başına gelenleri :)) Tabii bu sırada ben terden sırılsıklam vaziyetteydim, o ayrı.. Ondan çok ben uğraştım ne de olsa..

Tıp merkezinin karşısındaki büfeden fix yolculuk mamamız “çıbık kraker” aldık ve otobüsümüze binip eve geldik.. Yolda, eğer yanımda çubuk kraker varsa ve huysuz olmasını gerektiren extra bir durum yoksa sessiz sakin duruyor Yusufcuk.. Krakerini kemire kemire etrafı, insanları, arabaları inceliyor.. Krakeri bittikçe bana dönüp tekrar istiyor.. Yere düşürürse üzülüyor, ben alana kadar işaret ediyor.. Yere düşen çubuğumuzu alıyoruz, “el çabukluğu marifet” hesabı yenisiyle değiştirip veriyorum eline, onu yediğini zannedip mutlu oluyor :)) Gerçi dün eve birkaç durak kala “memeee” diye söylenmeye başlayıp yakamı açmaya çalıştı ama kimseciklere çaktırmadan oyaladım onu 😛 Rezil oluciktim otobüste, amaniiinnn..

Artık emmek istediğinde “memeee” diyerek gayet açık bir şeklide talebini iletiyor Yusufcuk ve ben eğer biraz gecikirsem süt kaynağını kendisi açmaya, ortaya çıkarmaya çalışıyor!! Evde hadi neyse de dışarıda hiç uygun olmuyor bu manzara.. Sırf bu yüzden, 16 aylıkken oğlunu sütten kesmişti bir arkadaşım.. Bir süre sonra düğme açmayı da beceriyorlarmış çünkü!!

………………….

“Memeee” deyince aklıma Yusufcuğun birkaç yeni kelimesi geldi..
Onları araya sıkıştırıyoruz hemen :))

Meğme: Meyve

Apu: Simpsonslardaki Hint Apu değil, karıştırmayalım lütfen.. Bu Yusufcuk dilinde “portakal” demek :))

Dadi: Dayı

Tağta: Önceden “bayta” dediği tavşana artık tağta diyor..

Tışş: Cıss

Buğuh: Soğuk

Gih: Git

……………………

Devam edelim..

Doktordan dönünce yaklaşık iki saat uyumuşuz bebişimle, ki biliyorsunuz bu büyük nimet benim için.. Sabah erken kalkıp hastanede de yorulunca iyi uyudu Yusufcuk.. Ben de nasiplendim tabii.. Uyanınca yemek yedik ve aklıma Yusufcuğun geçen Cuma yayınevine gittiğim ve çok geç geldiğim için yaptıramadığım ve bugüne kalan aşısı geldi..

Karma aşının son dozunun birbuçuk yaşını doldurunca yapılması gerekiyor.. Biz şimdiye kadar iki dozumuzu satın alıp vurdurmuştuk çünkü sağlık ocaklarının vurduğu karma aşı üçlü.. Ama piyasada beşli karma aşılar var, menenjit aşısını da içeren.. O yüzden ondan olsun demiştik ama geçen gün bir blogda beşli aşının artık sağlık ocaklarında rutine alındığını ve ücretsiz vurulduğunu okumuştum.. Yusufcuğu giydirip sağlık ocağına gittim.. Amacım sadece bunun doğru olup olmadığını sormak, eğer doğru değilse ertesi sabah aşının siparişini verip onu aldıktan sonra sağlık ocağına gitmekti.. İki kere dolaşmayayım diye.. Çünkü aşı eczanelerde hazır bulunmuyor, depodan getirtiyorlar buz torbasıyla birlikte ve ısınmadan hemen vurulması gerekiyor bebişe.. Ama hemşire aşının vurulduğunu ve istersem hemen vurabileceğini söyledi..

Yusufcuğu soydum, oradaki bir bebişin oyuncağını da gaspettik (!) ve aşımızı olduk.. Ama yazıldığı kadar kolay gerçekleşmedi tabii.. Küçücük bebenin bacağını hemşireyle ikimiz zor tuttuk.. Ne mor saçlı bebeği gördü Yusufcuk aşı olurken ne de hemşirenin ona verdiği kaplanı.. Son perdeden ağlarken bir de ağzına çocuk felci aşısını damlattı hemşire, daha çok sinirlendi!!

Ama Allah’a şükür şimdilik bitti aşı maceramız.. Daha doğrusu rutin aşılar bitti, gelecek ay suçiçeği yaptıracağız belki.. Doktora sormamız lazım..

Aşıdan sonra uzun uzun yürüttüm Yusufcuğu.. Hem bacağı açılsın hem de aşı dağılsın diye.. Kendini çok sıktı çünkü.. Sokakta kedilere bakarken acısını da unuttu zaten :)) Eve gelince tekrar uyuması da bana bonus oldu :))

Gerçi bu bonusun acısını gece daha da geç uyuyarak çıkardı ama olsun, Ozan’a rahat rahat yemek hazırladım o arada.. Ortalığı topla, yemek ye, Yusufcukla oyna derken.. Yatağa yattığım anı hayal meyal hatırlıyorum 😛

Bizden haberler böyle.. Şimdi gidiyorum..Sabahtan beri bölük bölük de olsa bilgisayar başındayım.. Birisinin yemek yapması lazım :))

 

Mart 18, 2008

Bombiş gibiyim sevgili günlük, bombişşşş :))

Bu kadar güzel bir haftasonundan sonra ancak böyle hissedebilirdim zaten kendimi.. Elhamdülillah..

Cumartesi günü, bazı cin hafiye arkadaşların da hemen tahmin ettiği gibi Özlemlerdeydik.. Aslında İrem ve karakuzusu da gelecekti ama ektiler bizi 😛 Ah İrem ah, neler kaçırdın neler!! Çok eğlendik biz..

Tek kişi olmama rağmen sevgili Özlem öyle şeyler hazırlamış ki, çok mahcup oldum görünce.. Ellerine sağlık canım ama çok zahmet etmişsin gerçekten.. ( Artık nasıl bir imaj oluşturduysam kızcağızın gözünde, donatmış sofrayı.. Korktum kendimden.. Çok mu oburum 😛 )

Uzuuuuun bir sofra başı muhabbeti yaptık Özlemle.. Başlarda akıllı bıdık Bera ve beni hanımefendiliğiyle bir kez daha kendine hayran bırakan Sena da bize eşlik etti tabi.. Maşaallah gerçekten o kadar terbiyeli ve tatlı çocuklar ki, Allah herkese evlatlarını aynen Özlem gibi güzel ahlaklı, edebli ve seviyeli yetiştirebilmeyi nasip etsin..

Uzun sohbetimize Bera’nın oyuncaklarını salona yığmakla oluşturduğumuz “oyun alanı”nın çok katkısı oldu tabii :))

Bera abisi Yusufcukla saatlerce sıkılmadan oynadı.. Maç yaptılar (!), saklanbaç oynadılar, “cee” oynadılar, araba oynadılar… Oynadılar da oynadılar.. Gerçi bir araba Yusufcuk Bera abisinin özel bir oyuncağını zorla elinden aldı ve onu çok üzdü ama abisi onu affetti sağolsun..

Küçük cadıma bir kere daha hayret ettim o gün.. İstediği birşey olmayınca nasıl da ortalığı birbirine katıyor iki dakikada.. Bir de inatçı anlatamam.. Almak mümkün olmadı elinden o oyuncağı.. Unutup bir kenara koydu da öyle sakladık.. Yoksa güme gidecekti Beracığın ik karne hediyesi :))

Yusufcukla oynayan sadece Bera abisi değildi tabii.. Özlem teyzesi de çok güzel oynadı onunla..
Yusufcuğun ne kadar mutlu olduğunu anlatamam.. Gülücüklere boğdu bizi ödül olarak :))

Özlemcim bir kez daha teşekkürler canım..
Harika bir gün geçirdik.. Hemen yine gelmek istiyoruz 😛

…………………….

Pazar günü ise, yine yalancı bahara inanıp attık kendimizi dışarı.. Süleyman abi ve Havva ablayla harika bir gün geçirdik..

Bundan sonra hazırlıklı ol tamam mı günlükcüm, her haftasonu bir piknik bekler bizi :)) Sezon açıldı, kimse Ozan’ı tutamaz artık..

Öğlenki güzel havaya itimat edip oldukça uzak biryere pikniğe gittik ama orası oldukça serin ve rüzgarlıydı.. Yusufcuk tam oraya varacakken uyudu ve tam biz sofraya oturunca uyandı! Arabada üstünü değiştirip bir de sıkı sıkı giydirdim bebişimi.. Allahtan mont ve beremizi almıştık yanımıza, çok işe yaradı..

Biz hanımlar olarak sadece yeme kısmına katıldık olayın.. Tüm hazırlık ve pişirme işlemlerini beyler halletti.. Çok güzel oluyormuş böyle ya, hep yapalım bunu :))

Bir ara çevremizi koyunlar daha doğrusu Yusufcuğun deyimiyle “ap app”lar bastı! Onlarca koyunun arasında kaldık, Yusufcuk çıldırdı sevinçten.. Hele “pisi pisi” yaparak koca kangalın peşinden koşması harikaydı.. Ozan çekiyor, o inatlaşıyor köpeği yanına gideceğim diye..

Erkekler mangal başında, biz de Havva ablayla küçük soframızda yedik yemeğimizi.. Güya is kokmayacaktık! Ama güneş de geçince resmen donduk oturduğumuz yerde.. “Hadi gidelim..” diyoruz, “Yok yok, iyi burası, akşama çok var daha..” diyor Ozan.. Yanımda küçücük bir hırkam vardı, giydim ama cıkk.. İşe yaramıyor! Sonra bir ara Ozan yanıma geldi, elime dokunuca çok üşüdüğümüzü anladı.. Meğer onlar havanın soğuk olduğunu bile farketmemişler mangal başında! Kendileri üşümeyince bizi de iyi zannetmişler.. Hemen toparlanıp biz de gittik mangalın başına.. İliğimiz kemiğimiz ısındı :))

Mangal başında içtiğimiz çayın tadı damağımda kaldı.. Hep hatırlamak istiyorum..

Herşey için teşekkürler babiş :))

…………………….

Bu arada, aramıza hoşgeldin yeni diş :))

Ah ne çok bekledik seni bir bilsen.. Nohut gibi kabarmış, Yusufcuğuma çok acı veriyordu çıkacağın yer.. Hem tam karşındaki azı da yanlız hissediyordu kendini.. İyi ki geldin de sol altta bir azımız oldu bizim de.. Bundan sonra uslu dur tamam mı 😛

……………………..

Yusufcuk geçen hafta yine biryerlere saklanıp kakişini yaptı ve sonra gelip babasıyla bana haber verdi “ıhh”layarak.. Sonra da döne döne birşeyler aramaya başladı etrafta.. Meğer kağıt havluyu arıyormuş.. İşaret etti verdim, başladı pijamanın üstünden popişini silmeye :))

Zamanı gelmiştir..
Tiz bir oturak alına, Yusufcuk tuvalet eğitimine başlayaaa!

Allah da Kuaybe’ye kolaylıklar vereee…

 

Mart 10, 2008

Filed under: ilk kelimeler,mutluluk,oyuncak,Yusufcuk — Kuaybe @ 12:37 pm

Çok mutluyum..
Ciddi ciddi bahar geldi galiba :))

Kombimiz yanmıyor artık..
Ne hırka arıyorum sabah kalkınca ne de gri bir gökyüzüne uyanıyorum..

Yürüyüşe giderken kahverengi çizmelerim değil de mavi, fiyonklu babetlerim eşlik ediyor ya bana, değmeyin keyfime.. İtiraf ettiler, onlar da çok özlemiş beni geçen bahardan beri 😛

Huyumdur benim.. Birşeye sevinirsem, coşarsam bir konuda en ince ayrıntısına, en son noktasına kadar yaşamam lazım onu..

Cumartesi günü, içimdeki bu canavar yine ortaya çıkmış olmalı ki, tam dört saat yürümüşüm güzel havada !! Zavallı Yusufcuk da bana eşlik etti tabii.. Allahtan ki pusetindeydi ve yanıma oyuncak, kraker vs. birçok oyalayıcı almıştım.. Zaten arabalara “annn annn”, kedilere “bıtti bıttii” yapa yapa o da anlamadı vaktin nasıl geçtiğini..

Ne yaptığımın farkına vardığımda evden çıkalı 2.5 saat olmuştu.. O yüncü senin, bu takıcı benim, etekcinin de hatrı kalmasın, başörtü satan teyze bana gücenmesin.. derken yaklaşık dört kilometre yürümüşüm.. Eve dönmek de bir saate yakın sürdü.. Aslında o güzergahta minibüs vardı binebileceğim ama dönüş yolunda da uğrayacağım yerler olduğundan ve Yusuf da uyuduğundan gerek kalmadı..

Eve vardığımızda babamız da arkadaşlarıyla gittiği piknikten dönmüştü.. Biraz birşeyler yedim ve sonra sadece yatağa düştüğüm anı hatırlıyorum 😛 Uyandığımda saat sekiz buçuktu!

Salona girdiğimde manzara korkunçtu 😛

Yok yoktu yerlerde, yemek masasının üstünde ve çevresinde.. Koltuğu da çevirip oyun evi yapmışlar.. İki gün öyle durdu o koltuk.. Babiş-bebiş ikilisi izin vermedi düzeltmeme..

Ama en korkuncu, babasının acıkan Yusufcuğa tam beş tane çikolata yedirmiş olması! (Hediyelik paket çikolatalar var ya hani, yuvarlak yuvarlak, onlardan) Başka türlü susturamamış, “Herşeyi sen uyu diye yaptım..” dedi..

Şimdilik kızıp kızmamaya karar veremedim, ne yapayım sizce?

……………

Yusufcuğun kelime hazinesine yeni kelimeler eklendi..

Üvva: Hülya
(Geçen hafta ben Hülücüme “Hülya” diye seslendikçe o da beni taklit etmeye başladı..)

Eyıh, heyih: Hayır

Daah: Saat

Hüf hüf: Balon
(Ağızla şişirme hareketi eşliğinde 🙂 )

……………

Son olarak,
Sabahnurun yaptığı harika eşekciği gördünüz mü?
Ben bayıldım yaa…

 

Mart 3, 2008

Filed under: ilk kelimeler,oyuncak,Yusufcuk — Kuaybe @ 7:02 pm

“Kakiş”ten haber soranlara duyurulur 😛

Yusufcuk iyileşti maşaallah.. Hem benekler hem de bizi şüphelendiren diğer problemler geçti.. Kızamıkçık olup olmadığı da bir hafta sonra yapılacak kan testiyle belli olacakmış.. Altıncı hastalık mı kızamıkcık mı ayıredemedik.. Gerçi kulaklarının arkasındaki lenf bezleri şişti ve bunun kızamıkçığın belirtisi olduğunu söyledi doktorumuz ama yine de kan testi yapılacak galiba.. İşin doğrusu ben yaptırmak istemiyorum ama ileride bağışıklık ya da aşı açısından falan gerekebilir bu bilgi.. Geçirip geçirmediği hastalıkları bilmemiz lazım di mi? Of off.. Kan sayımı da yaptırayım bari.. Yine rengi biraz soluk gibi Yusufcuğun.. Eh anemik annenin anemik oğlu işte.. Demiri de içmemek, içse bile kesinlikle yutup bünyeye dahil etmemek için büyük çaba gösterdiğinden ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.. İşin kötüsü pekmez falan da veremiyorum çünkü alerjisi var.. Dudaklarının üstünde küçük sivilceler çıkıyor hemen pekmez içince..

Gelelim haftasonumuza..

Yusufcuğun bu kadar hızlı (!) iyileşmesinin sebebi belki de bu haftasonu çok gezmemiz, güzel vakit geçirmemiz ve onun da bizim de hasta olduğunu unutmamızdır 🙂 Hazır imajı yenilemişken bol bol gezdirdik, oynattık bebeğimizi.. Çok mutlu olduğu kesin çünkü ağlaya ağlaya ayrıldı gittiğimiz her iki yerden de..

Ben biraz sıkıntılı olunca babamız dışarda yemek yemeyi teklif etti.. Bir aburcuburbuya gittik :)) Yusufcuk oradaki top havuzunda ve küçük oyun evinde çok güzel vakit geçirdi. O evden hiç çıkmadı diyebilirim.. Geliyor, patates kızartması falan veriyoruz eline, eve giriyor, kapıyı da mutlaka kapatıyor ve öyle yiyor elindekileri..

Ozan’a bu evlerden bir tane de bize alalım, bak içeri girince yiyor elindekileri dedim ama oldukça tuzluymuş fiyatları 😛

Eve dönmeden oyuncak mağazasını da şöyle bir turlayıp -ki bunu artık asla Yusufcuk yanımızdayken yapmamaya karar verdik.. Yapıştı reyonlara, ne geçtiyse eline mıncıkladı.. Az daha almadığımız iki-üç oyuncağın da parasını ödemek zorunda kalacaktık! Birini havada yakaladım 😛 – Yusufcuğa ne zamandır almak istediğimiz lego setini aldık..

İyi ki almışız.. Eve gelir gelmez gömüldü legolara, bir ara Yusufcuğun varlığını bile unuttuk! Ertesi sabah da durum aynıydı ama şu anda oynaya oynaya biraz bıktı gibi.. Ara ara kaldırıp tekrar çıkarıyorum, o zaman daha cazip oluyor..

Pazar günü ise daha çok baba-oğul aktiviteleri hakimdi güne..
Hafta içi oğluşunu pek göremeyen ve çok özleyen babamız, eksik kapatmaya çalıştı galiba :))

Onlar başbaşa güzel vakit geçirir de ben durur muyum?
Ben de bir elimde çayım, bir elimde kitabım oturdum pencerenin önüne.. Gri havaya inat iyi hissettim kendimi.. Arada Yusufcuğun bebeklik fotoğraflarını karıştırdım.. O fotoğrafları çektiğim anları hatırladım ayrıntılarıyla ve dudaklarımda kendiliğinden büyüyeveren gülümsemelerle..

Sonra biraz da yünlerime ihanet ettim galiba 😛
Bu aralar takı yapmak istiyor canım.. Acı ama gerçek, çok maymun iştahlıyım..

İstanbul’dayken Eminönü’nden aldığım ve en az üç senedir hiç açılmamış onlarca poşet incik boncuk var evde.. Kendime iki üç küpe, kolye yapıp da Ozan’ın beğendiğini görünce bu sefer de buna sardım! Ama valla çok cici oldular yaa..

Bu sabah da bir yüzük saat yaptım kendime..
Derya Baykal’ın programında görmüştüm bu fikri.. Kordonunun bir yanı kopmuş bir saatimin diğer yanını da ben çıkardım ve lastikli misina ile basit bir yüzük yaptım.. Düz bir yüzüğün üzerine de monte edilebilir aslında.. Hem saat hem yüzük, çok şirin di mi?

………………….

Hastalıklar girince araya, Yusufcuğumla ilgili ayrıntılar kaldı hep, yazamadım.. Ama not almıştım biryerlere unutmak istemediğim için.. Sonra çok üzülüyorum hatırlayamayınca..

Öncelikle, bu aralar kelime taklidini oldukça hızlandıran bebinin yeni kelimeleri:

Buh: Kuş :))
O kadar seviyor ki pencerenin önüne kuşların konmasını, ben de bayat ekmek, pirinç, bulgur.. ne geçerse elime serpiyorum pervaza.. Kuşlar yemeye gelince zıplaya zıplaya ve “buh” diye diye bana haber veriyor meleğim..

Bap: Bak

Dideh: Çiçek
Daha önce yazmıştım galiba bunu 😛

Dadığğ: Kaşık

Bayta: Tavşan

Ciciğ: Cici
Bu ben oluyorum 😛 Beni severken söylüyor..

Biyyppi: Bitti
Bir de bunu söylerken ellerini aynı anlamda birbirine sürüyor, çok komik :))

Nanağğ: Bez Bebek dizisindeki Nana :))

Bu “Nanağğ” genelde melodili bir şekilde ve televizyonun önüne gelerek söyleniyor.. Nana’yı açacakmışım ona.. Bayılıyor o diziye.. Her hafta ben de Yusufcukla oturup Bez Bebek’i izliyorum!! Allahtan haftaiçi gündüz tekrar bölümleri de var da ben de rahat ediyorum biraz.. Zaten sadece Nana ve yakalarsak Gece Bahçesi’ni izliyor Yusufcuk.. Başka hiçbirşey ilgisini çekmiyor.. Reklamlar hariç tabii, onu duyar duymaz ışınlanıyor televizyonun önüne.. Bir de geçen gün gülme sesine gittim, baktım oturmuş, TRT’de haberlerden önce yayınlanan kamera şakalarını izliyor.. Üstüne top düşen insanların ucubik mimiklerine gülüyor :)) Ya hayret ya.. Bir dillense de anlatsa bana neler hissettiğini, neler bildiğini.. Çok şaşırıyorum gerçekten.. Bu bebişlerin kavrama sınırı ne? Herşeyi ama herşeyi biliyor, anlıyor ama anlatamıyorlar mı? Eksik sadece kelimeler gibi geliyor bana..

Veee.. Bir de tatlı bir oyunumuz var bu aralar.. “Ağğğnnnesiininnnnn küüüğğçüüük şekeriiii kiiiimmm?” diye soruyorum uzata uzata, elini hazırlıyor ve “Bee” diye parmak kaldırıyor hemen minicik afacanım.. Evet annecim, tabii sensin benim küçük şekerim :)) Bal şekerim..

……………..

Hayatımda ufak bir değişiklik yaptım bu aralar.. Gündüz mutlaka Yusufcukla uyuyor, gece iki civarına kadar ayakta kalabiliyorum.. Buna bir de sabah namazdan sonra uyumamayı ekleyebilirsem oldukça fazla “vaktim” olabileceğini düşünüyorum yapmak istediğim herşey için..

Dün gece otuturp siftah yaptım ve uzun süre sonra yine birşeyler karaladım..

Yayınevi için falan değil, tamamen kişisel 😛

………………..

Babamız İstanbul’a gitti yine.. Bizsiz :((
Gerçi şartlar da tamamen aleyhimizeydi, sadece onu suçlamıyorum 😛

Yusufcuk daha yeni iyileşti ve annem de evde yok zaten.. İzmir’e gitti.. Benim yetmişbeşlik delikanlım hasta biraz.. Kalp zarı su toplamaya başlamış ve başında 24 saat hiç geçmeyen ağrılar var.. Beyinde yaşlanmaya bağlı damar genişlemeleri olmuş ve sinirlere bası yapıyormuş anladığım kadarıyla.. Bugün son ultrasonu vardı ve yarın ameliyata alınıp alınmayacağı belli olacak.. Yaşından dolayı ameliyat çok riskli olduğundan annem gitti babacığını görmeye..

Şu yazdıklarıma inanamıyorum.. Neyi kastetttiğim çok açık ama birtürlü net yazamıyorum.. Yazmak istemiyorum çünkü.. Dedem canımdır benim.. Sesini kırık dökük duymaya dayanamıyorum her arayışımda.. Onu kaybetme ihtimali bile gecelerdir uykumu kaçırmaya yetiyor..

Düşünüyorum da, eğer ahiret inancı olmayan bir insan olsaydım asla yer yoktu bana bu dünyada.. Asla..

Tahammül edilebilecek bir düşünce değil ki sonsuz ayrılık!

Rabbim hem dedeme hem de tüm hastalara acil şifa ver.. Amin..